VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2017 Cuma | Anasayfa > Haberler > Babam Sabahattin Ali…
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Babam Sabahattin Ali…

Filiz Ali’nin “Yok Bi’şey Acımadı ki” kitabında babası Sabahattin Ali’nin izini sürenler, kült yazarın romantik yanını da keşfedecek, kitaplardaki klişe tanımlardan, ansiklopedilerdeki birbirinin aynı anlatımlardan sıyrılmış haliyle, “baba” yanıyla da tanışacaklar.

FÜGEN ÜNAL ŞEN

Çocukken, birisi canımızı yaktığında hani, bir şey belli etmemeye alışıp acıdan dişlerimizi sıka sıka “Acımadı kii, acımadı kii!” diye bağırır düşmediğimizi, direndiğimizi, devam edeceğimizi anlatmaya alışırdık ya… Yapmışsınızdır siz de,“yıkılmadım, ayaktayım” demenin en saf, en içten, en bilinen halidir… İnadına var olmaktır, dimdik durmaktır. Öyledir…

İşte o haykırış bir kitabın adı olup dikildi karşıma. Kitabın sayfalarını çevirmeden adında takılı kaldım. Filiz Ali’nin “Yok Bi’şey Acımadı ki” kitabından söz ediyorum sevgili okur. Kitabında uzun, kimi acılı kimi güleç, inişli, çıkışlı hayatından kesitleri bizlerle paylaşan Filiz Ali “Acımadı kii” feryadını çocuk yaşlarımızdan çekip almış, her yaşa taşıyıvermiş. Ne de iyi yapmış.

Peki ya bir kitaba birinci bölümü atlayıp ikinci bölümden başlamak ayıp mıdır? Yazarın emeğine saygısızlık mıdır? Kelimelere, tarihe?

İtiraf ediyorum işte, öyle yaptım.
Vatan Kitap’ı takip edenler geçen ayki sayıda Sabahattin Ali’nin ölümsüz romanı “Kuyucaklı Yusuf”un 80. yaşını kutlayan bir yazı yazdığımı hatırlayacaktır. “Kuyucaklı Yusuf”un sayfalarında yazarının izlerini sürmüş, mekânlarda, kişilerde, diyaloglarda Ali’yi aramıştım...
İşte şimdi yine aynı ruh halindeyim. Bu kez Sabahattin Ali öldürüldüğünde 11 yaşında olan kızı Filiz Ali’nin kitabında, kızının kelimelerinde babasının izlerini arıyorum. “Babamı en son 1948’in Şubat ayında gördüm,” deyişiyle yanıyorum.
Sabahattin Ali’nin kitaplardaki klişe tanımlardan, ansiklopedilerdeki birbirinin aynı anlatımlardan sıyrılmış haliyle, “baba” yanıyla tanışıyorum.




Filiz Ali


Prof. Filiz Ali, Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Piyano Bölümü’nü bitirerek başlayan müzik ve müzikoloji yolculuğunda nice başarıların, ödüllerin, madalyaların, haklı alkışların sahibi. Kariyerinde Cemal Reşit Rey Konser Salonu Genel Sanat Yönetmenliği de var, Uluslararası Müzik Festivali’nin müzik danışmanlığı da. Yayınlanan sayısız yazısıyla müzik yazarlığı da yaptı, UNESCO Uluslararası Müzik Konseyi’nde Türkiye Temsilciliği de. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni Destekleme ve Geliştirme Derneği ile Ayvalık Kültür SanatVakfı kurucusu da Filiz Ali’dir.

İşte kitabında bu dopdolu hayatını, eğitimini, annesini, babasını anlatırken Türkiye’nin inişli-çıkışlı tarihini bir kez daha yaşatıyor okura. Filiz Ali, 1937 doğumlu. Babası öldürüldüğünde 11 yaşında. Annesi Aliye Hanım da, o da babasının yurtdışına gittiğine inanıyorken öldürülme haberini alıyorlar: “Yıl ortasında babamın öldürülme haberini almamıza ve hayatımızın tepe taklak olmasına rağmen 6. sınıfı iftihara geçerek bitirdim. Babamın öldürülmesi yetmezmiş gibi, onca yıllık öğretmenlik hizmetinden birkaç ay eksik bulunduğu için bize emekli maaşı bağlanmamıştı.”

Romantik Sabahattin Ali
Filiz Ali’nin Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Yok Bi’şey Acımadı ki” kitabının bir güzel yanı da hep çileli ömrünü okuyup öğrendiğimiz, tanıklık ettiğimiz Sabahattin Ali’nin genç zamanlarını, sevdalı yüreğini de görebilmemiz.
Öyle ya, kitabın “Ve Sahneye Babam Girer” bölümünde annesinin evlenmek için beyaz atlı prensini beklediğini anlatan Filiz Ali, bakın anne babasının 1930’larda Suadiye’deki bir köşkte karşılaşmalarını ve sonrasını nasıl anlatıyor: “Sabahattin Ali Almanya’dan yeni dönmüştür. Hep birlikte Suadiye’de denize girmeye gidilir. Sonra başka bir akşam yine hep birlikte bir sünnet düğününe katılırlar. Orada kendi köşesine ekilen Sabahattin Ali lüks lambalı ışığında kitap okumaya dalar. Gidiyoruz denince ayağa kalkar, feneri yerinden alıp annemin yüzüne tutar ve gözlerinin içine uzun uzun bakar. Annem yıllar sonra yazdığı anılarında ‘Sabahattin beni ilgilendirmemişti’ demişti. Meğer babam annemin beyaz atlı prensi değilmiş. Gözlüklü, kısa boylu, tombul, fener ışığında kitap okuyan bir genç. Zengin ailesini ziyarete gelmiş züğürt akraba belli. Annem o gece Sabahattin Ali’nin lacivert gözlü, sarı saçlı ve çilli Aliye’yi zihnine kaydettiğini bilmiyor henüz.”

Peki Sabahattin Ali’nin duyguları ne? Onu da babasının bir arkadaşına yazdığı mektuptan aktarıyor Filiz Ali: “Erenköy’ünde oturuyor. Babası proleter. Kendisini pek iyi tanırım. Altın gibi sarı saçlı, fevkalade güzel lacivert gözlü, beyaz tenli, gözlerinin etrafında yazın beliren seyrek çilli ve uzunca boylu bir kızcağızdır.”
Filiz Ali, annesi ile babasının mektupla nişanlandıklarını ve birbirlerine yine mektupla âşık olduklarını, Sabahattin Ali’nin romantik yanını, annesine yazdığı bir mektuptan şu satırlarla paylaşıyor okuruyla: “Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.”

Kendi doğumu ile ilgili günleri anlatırken babasının, Hasan Ali Yücel’e yazdığı mektupta “Pek muhterem şefim, aziz ağabeyim, 30 Eylül Perşembe günü bir kız çocuğumun olduğunu bildirmekle bahtiyarım,” dediğini de anlatıyor Filiz Ali ve ekliyor: “Babam ilk günden itibaren bakımımı paylaşmış annemle. Almanca çocuk bakımı, beslenme ve çocuk eğitimi kitapları alınmış, bu kitaplardan yararlanarak büyütülmüşüm.”

Filiz Ali’nin “Yok Bi’şey Acımadı ki” kitabı, babası Sabahattin Ali’nin anlatıldığı bir kitap değildir sevgili okur. Babası öldürülen bir kız çocuğunun sanatla, müzikle, mücadeleyle, başarıyla, hayalkırıklığıyla, sevgiyle, özlemle, hasretle ama hep “Acımadı kii” diyerek yıkılmadan inadına ayakta kalarak, üreterek geçen inişli hayatının kitabıdır daha çok. 1950’li, 60’lı yıllarda İstanbul’un, Ankara’nın hatta New York sosyal hayatı da, siyasi çekişmelerle, darbelerle savrulan Türkiye’nin de kitabıdır.Ya da yazarı Filiz Ali’nin sözleriyle anlatırsak, “Elinizde tuttuğunuz kitapta üzüntü ve gözyaşı olmayacak. Doğanın, sanatın, müziğin, dostluğun, çocukların, gençlerin, hayatın güzelliklerini, tanıdığım ve örnek aldığım güzel insanları anlatacağım. Dileğim, çocuklarıma, torunlarıma, öğrencilerime, okurlarıma güzel anılar bırakmak.” O kadar.”



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163