VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Balkan Savaşları’nın 100. yılı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Balkan Savaşları’nın 100. yılı

General İzzettin Çalışlar, Zeki Paşa, Mustafa Kemal, Yüzbaşı Eyüp Durukan, İlyas Petropulos, Piyer Loti ve Lev Troçki gibi dönemin ilginç lider ve kişiliklerinin tanıklılarıyla örülmüş çalışmada çok yönlü bir bakış açısı yakalanmış.

Öner Ciravoğlu



Adına tarihsel gelişme dediğimiz o hüzünlü tekerleğin gıcırdayışı açısından bir dönüm noktasıdır Osmanlı İmparatorluğu’nun 20. Yüzyılı… Özellikle ilk çeyreği…

Avrupa, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ve bu dönemde milliyetçilik rüzgârıyla savrulmaktadır. 1900’lerin siyasal gelişmeleri Türkiye’de dönüşsüz bir çöküşün habercisidir. Yıl 1912. Balkan Savaşı’nın patlak verişiyle ülkemizin kaderi iyice değişmeye başlar. Bu dönemi derinlemesine deşmek için tarihçi Eric Hobsbawm’a başvurmak gerekecektir. Onun “İmparatorluk Çağı (1875-1914)” adlı çalışması bir hayli yol göstericidir.
Bu arada edebiyat ve araştırma dünyasından da esintileri anmak gerekir: Bilal Şimşir’in “Rumeli’den Türk Göçleri” ile İsmail Bilgin’in “Elveda Balkanlar” adlı çalışmaları ilginçtir. Yılmaz Çetiner’in “Şu Bizim Rumeli” röportajları bir dönem basında ilgi gördü ancak edebiyatçılarımız Faik Baysal ve Necati Cumalı da iki ayrı eserle konuya yaklaşmayı denediler: “Drina’da Son Gün” ve “Makedonya 1900”. İvo Andriç’ten “Drina Köprüsü”, Füruzan’dan “Balkan Yolcusu” ve Ayşe Kulin’den “Sevdalinka” da anmaya değer eserler arasındadır.
Balkan Savaşı’nı, o altüst oluşu ve zorunlu muhacereti düşündükçe, çağına ayak uyduramayan, imparatorluğu hâlâ bir aşiret gibi idare etmeyen kalkışan kokuşmuş bir sarayın aymazlığını tarihin de bağışlamadığı düşünülebilir. Yönetim kademelerinde ise dünya siyasetini “bir ittifaka bağlanmak” olarak gören aydınlar, iyi yetişmiş askerler bulunmaktadır. Ancak onların da en cesuru Ener Paşa’dır. Birkaç yıl sonra ülkeyi akıl almaz bir serüvene sokmaktan çekinmeyecektir. Balkan Savaşı birçok bakımdan bir hayli öğreticidir aynı zamanda.
Olayları anımsayalım: 5 Haziran, 1876: Sultan Abdülaziz bir darbeyle tahttan indiriliyor; 23 Aralık 1876: Kanun-ı Esasi yürürlüğe giriyor, Meşrutiyet ilan ediliyor; 22 Mayıs 1877: Romanya bağımsızlığını ilan ediyor; 10 Eylül 1879: Çerkezler Anadolu’ya göç ediyor; 1880: Karadağ’da isyan; 1881: Tesalya bölgesi Yunanistan’a bırakılıyor; 1885: Doğu Rumeli Bulgaristan’a bırakılıyor; 1889: İttihad-ı Osmani Cemiyeti kuruluyor; 1896; Girit isyanı; 1905: Yunanistan Girit’i ilhak ediyor; 1906: İttihat ve Terakki Komitesi Selanik’te faaliyete geçiyor; 1908: İkinci Meşrutiyet; 13 Nisan 1909: 31 Mart ayaklanması; 1910: Arnavutluk’ta isyan,4 Aralık 1911: Osmanlı ordusunun Bulgar güçleriyle sınır çatışması; 15 Kasım 1912: Manastır’daki 40 bin kişilik Osmanlı ordusunun yarısı yok oluyor…. Ve muhaceret! Ve dindirilemez acılar…
Şimdi de gözümüzü Balkan muhacirlerinin İstanbul’da yerlerde yatan, cami avlularına sığınan yüzbinlerce yaşlı, kadın çocuk mazlumlarını düşünelim. Onların arasında Zübeyde Hanım da bulunuyordu. Zülfü Livaneli’nin “Veda” filminde yansıttığı gibi Mustafa Kemal Paşa, günlerce sokaklarda, toplu sığınılan yerleri aramış ve nihayet annesini bir cami avlusunda iki büklüm bulmuştu. Yolda ölenler, soyulanlar, kıyılanlar ise cabası. Burada Mustafa Kemal’in şu çığlığına kulak verelim:
“Hakikaten de bir gün Sirenayka’daki harekat yerinden Balkan yangınına koşarken, beni Afrika sahilinden vatanıma ulaştıracak yolların kapanmış olduğunu gördüm. Bir gün duydum ki, vatanım Selanik ve oradaki anam, kardeşim, bütün akraba ve yakınlarım aslında ne olduklarını anlattığım için beni vatanımdan kovanlar tarafından düşmana hibe edilmiş.” (s. 61)

KIRIMDAN FARKI YOK!

1912 muhacereti başlı başına bir kırımdır. 1915 Ermeni zorunlu göçünden pek de farkı yoktur. Bu muhaceretten kurtulanlar yeni bir yaşama hazırlanmakta da çok zorluk çekmişlerdir. Edebiyatımıza yansımaları, araştırmacıların ilgisi bir yana bu muhaceretin acıları acaba tarih kitaplarında gereğince yer almış mıdır?
Bence hayır! Burada pek yeni bir kitaptan yukarıda alıntı yaptığım çalışmadan söz etmenin tam sırası: “Yüz Yıl Sonra Balkan Savaşları (Tarafların Gözüyle Büyük Yenilginin Eleştirisi)”.
İşte Mesut Yaşar Tufan ve İzzeddin Çalışlar ikilisini hazırladığı kitap bunun en yeni örneği. General İzzettin Çalışlar, Zeki Paşa, Mustafa Kemal, Yüzbaşı Eyüp Durukan, İlyas Petropulos, Piyer Loti ve Lev Troçki gibi dönemin ilginç lider ve kişiliklerinin tanıklılarıyla örülmüş böylesi çalışmada çok yönlü bakış da gerçekleştirilmiştir. Bu bakış açısı çalışmaya nesnel bir karakter kazandırmaktadır. Kitap boyunca akan, fotoğraflarla bezenmiş yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz zamandizini ise belgelere dayanmanın önemini vurgulamaktadır.
Öyle ki Pierre Loti ve Lev Troçki bu konuda izlenimlerini son derece duyarlı bir üslupla kaleme almışlardır. Pierre Loti, kitaptaki “Modern Savaş Üzerine Mektup” adlı bölümde şöyle diyor:
“Şarapnel! Son yırtıcıları yok etmek ve tehlikeli mikropları ortadan kaldırmakla uğraştığımız günümüzde, bu şeytani aletleri icat edenler için ne zindan kapıları açacağız ne de darağaçaları dikeceğiz. O)n beş günden az bir sür3ede bir memleket baştan aşağı kana bulandı ve altmış bin cesur ve sağlıklı erkek, vücutları delik deşik yere serildi. Eğer Balkanlar’ın tamamının, Balkan halklarına teslim edilmesinin zamanı geldiyse, Avrupa bunun, daha az gaddar bir şekilde gerçekleşmesinin yolunu bulabilirdi.” (s.77)
Lev Troçki ise gözlemlerini şöyle paylaşıyor:
“Türk ordusu çok başka bir tablo çiziyor. Bu savaşta, kitleleri fedakârlığa yöneltecek hiçbir genel hedef yok. Ordu, kitlelere hiçbir yarar sağlamayan, sadece Türkiye’nin ülkesi, devlet biçimleri ve dolayısıyla sınırları bakımından kalıcılığına inancı yok eden devrimci sarsıntılar geçirmişti. Jön Türkler, Bulgarları, Rumları ve Ermenileri orduya aldılar, aynı zamanda da, devletin yönetimi ellerindeyken, imparatorlukta yaşayan Hıristiyan halklarının eski rejime duydukları nefreti yeni rejime yöneltmeleri için ellerinden ne geliyorsa yaptılar.” (s.69)
Sonuç olarak diyebiliriz ki, yüz yıl önceki Balkan Savaşları, yaşanan acıların öğreticiliği bağlamında günümüzün de dramıdır.

Yüz Yıl Sonra Balkan SavaşlarıYüz Yıl Sonra Balkan Savaşları

İzzeddin Çalışlar

Detay için tıklayın

Yüz Yıl Sonra Balkan Savaşları
İzzeddin Çalışlar, Mesut Yaşar Tufan
İş Bankası Kültür Yayınları
16 TL

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam