VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Barbarların yarattığı Avrupa
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Barbarların yarattığı Avrupa

Polonyalı tarihçi “Barbarların Avrupası” isimli kitabında Avrupa kültürüne ve çeşitliliğine Akdeniz havzasına mensup olmayan halkların büyük etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Oysa Romalılar’ın bu bölgeye verdikleri isim ise “barbaricum” yani barbarların ülkesiydi...

Türkiye, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde birçok engelle karşılaşılırken, bazı ülkeler ise bu süreci gayet rahat atlattı. Bu şanslı ülkelerden biri de Polonya’ydı. Sovyet rejiminin 1989 yılında yıkılmasından sonra Avrupa Birliği’ne müracaat eden Polonya, kısa sayılabilecek bir sürede pazarlıklarını tamamlayarak 2004 yılında birliğin tam üyesi oldu. Polonya’nın, AB’ye müracaatı ve giriş sürecinde yaygın olarak kullandığı bir de argüman vardı:
“Biz zaten her zaman Avrupa’nın bir parçasıydık.”
Peki bu kıtayı bir araya getiren ne? Polonya’nın önemli tarihçilerinden Modzelewski Avrupa tarihi ile ilgili yaptığı araştırmaları topladığı yeni kitabında bu soruya yanıt arıyor. Kitabın adı çok ilginç: “Barbarların Avrupası.” Hemen belirtelim, Modzelewski, Polonya’nın önemli demokrat ve muhaliflerinden... Vermiş olduğu mücadele nedeniyle üç ez tutuklandı ve toplam yedi yıl yattı.
Barbar kelimesi, ilk olarak Yunanlar tarafından kullanılır. Yunanlıların anlamadıkları bir dili “bar-bar-bar” diye taklit etmeleriyle ortaya çıkar. Bu terimi Yunanlılardan devralan Romalılar, ise barbarlık ve uygarlık arasındaki farkı vurgulamak amacıyla kelimeye ikinci bir anlam da yüklerler ve böylece “barbar” kelimesi yeni bir kavram ortaya çıkar. Artık bu kelimeyle kastedilen sadece yabancı bir dil konuşan insanlar değil, uygarlığın dışında kalan, yani vahşi insanlardır.
KİM BU BARBARLAR?
Mezapotamya ve Mısır’da gelişen ilk medeniyeti yine Akdeniz havzasında yer alan ve Akdeniz kültürü adı verilebilecek Yunan ve Roma medeniyetleri takip eder. Avrupalı tarihçiler ise genellikle Avrupa uygarlığını Akdeniz kültürünün Hıristiyanlığın ve Kilisenin evrensel karışımından ortaya çıkan bir ürün olarak görürler. Yazar Modzelewski ise bu iddiaya güçlü bir tezle karşı çıkıyor. Yazara göre Roma İmparatorluğu’nun sınırları ötesinde, yani Ren Nehri’nin doğusu, Alpler’in kuzeyi ve Tuna Nehri’nin arkasında yaşayan, köken olarak Akdeniz havzasına mensup olmayan halkların miraslarının, Avrupa’nın çehresinde ve kültürel çeşitliliğinde önemli etkileri bulunmaktadır. Romalıların bu bölgeye verdikleri isim ise “barbaricum”, yani barbarların ülkesidir.
Çağımızda Avrupa’nın farklı bölgelerindeki bataklıklarda yapılan arkeolojik kazılarda işkence ile öldürülmüş yüzlerce bataklık cesedi bulunması Polonyalı yazarın tezini ispatlayacak örnekleri de gün ışığına çıkartıyor. Modzelewski kitabında barbar Avrupa’nın erdemli davranışlarına da yer vermiş. Kölelere yapılan insanlık dışı davranışlar veya aileler arasındaki kan davalarına karşı, yabancılara karşı gösterilen konukseverlik veya suçlulara verilecek cezaların yazılı kanunlar haline getirilmesini Avrupa barbarlığını dengeleyen unsurlar olarak sunmuş.
Avrupa halklarının barbarca davranışları zamanla törpülenmiş olsa da, eserde gayet açık bir şekilde anlatılan örneklerden, toplumun Hıristiyan geleneklerin etkisinden kolay kolay ayrılamayacağı anlaşılıyor. Bu nedenle Türkiye gibi İslami bir toplumu Avrupa’nın kendi Hıristiyan kulübüne kabul etmeyeceğini anlamak zor olmasa gerek...


BARBAR AVRUPA UYGULAMALARINDAN

- 6. Yüzyıl başlarına ait Burgond yasalarından: “Bir kadın yasal olarak bağlı olduğu kocasını terk edecek olursa, bataklıkta infaz edilir.”

- 802 yılında Friesland’lerin pagan ibadete karşı geliştirdiği bir yasa maddesi: “Kim ki tapınağa zorla girer ve herhangi bir kutsal nesneyi alırsa, deniz yükseldiğinde sular altında kalacak bir yerde kumlara götürülerek kulakları kesilir, iğdiş edilerek tapınağını kirlettiği tanrıya kurban olarak sunulur.”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam