VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2013 Salı | Anasayfa > Haberler > Barbaros’un türbedarıydım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Barbaros’un türbedarıydım

İskender Pala, yeni romanı “Efsane”de Barbaros Hayreddin Paşa’nın hikayesini kaleme aldı. 28 Şubat öncesi Deniz Kuvvetleri’nde yüzbaşı olarak görev yapmış olan yazar bunu “Bir vefa borcu ödemesi” olarak tanımlıyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN
ceylanipek@gmail.com

İskender Pala, geleneğini bozmadı ve son romanında yine tarihin şekillenmesinde rol oynayan tarihi bir kişiyi, Barbaros Hayreddin Paşa’yı işledi. Pala, Deniz Kuvvetleri’nde yüzbaşıyken Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesinin anahtarlarını taşıdığını ve “Efsane”yi yazarak ona olan vefa borcunu ödediğine inandığını söylüyor. Geçmişin kahramanlarını bugüne taşıyan ve bugünün gençlerinin içindeki kahramanları ortaya çıkarmaya çalışan İskerder Pala ile yeni romanını konuştuk.



Yunus Emre, Yavuz Sultan Selim ve Barbaros’u yazdınız. Sizi etkileyen, tarihe yön veren bu kişilerin kişilikleri mi yoksa başarıları mı?
Hiç süphesiz bu bahsettiğiniz insanlar Türk tarihine kendi kimlikleriyle damgasını vurmuş insanlar. Biz bu insanların genlerini taşıyoruz. Türkiye’de büyüyen bir gencin bir Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail, Yunus Emre olma potansiyeli vardır. Bugünün Yavuz’u bilgisayar ve teknoloji alanında sekiz yılda çok şey başaran biridir. Yunus 13. yüzyılın insanlarını gönül gözüyle görüp onlar gülümsemeyi, hoşgörüyü, dostluğu öneren insandır. Bugün onun torunlarından biri, yani siz veya bir başkası, onun yaptığını yapabilecek birikime sahiptir. Bugünün genci bunu Yunus Emre gibi tasavvufi yapamaz ama adına “enerji”‘ der.


1940’A KADAR ÖNEMLİYDİ
Bildiğimiz gibi bir denizcisiniz. İskender Pala denize ve denizciliğe bir vefa borcu olarak mı yazdı “Barbaros”u?
15 yıl denizcilik yaptım orduda. O zamandan beri Barbaros’la aramızda bir dostluk vardı. Barbaros’un türbesi Beşiktaş’tadır ve anahtarı bende dururdu. Dolayısıyla türbedarlığını yaptığım insan için bir kitap yazmayı artık bir borç gibi hissettim. İkincisi Barbaros, eskiden Osmanlı Devleti’nde ve hatta 1940’lara kadar Türk Bahriyesi için önemli bir yerde duruyordu, ancak şimdi yalnızca tarihten bir kahraman olarak gösteriliyor, ben de ona itibarını iade ettim.

Barbaros’un denizcilik kariyerine baktığımızda pek çok başarıyla karşılaşıyoruz. Barbaros’un Akdeniz hakimiyeti ve bu hakimiyet karşısında tedirgin olan Hristiyan âlemi... Preveze Deniz Savaşı’nda Müslümanlarla Hristiyanları karşı karşıya getiren Barbaros’un Akdeniz’de önemli bir tehdit oluşturuyor olması mıydı?
Barbaros’un Preveze’den önceki şahsi zaferleridir en çok dikkatimi çeken. Midilli’den kalkıp tek başına Batı Akdeniz’e gidiyor, orada cesareti, bilgisi, insani ilişkileri ve gayretiyle sultan oluyor. Daha sonra Cezayir’de kurduğu devletin bütün nimetlerinden vazgeçiyor ve Kanuni’ye kul oluyor. Bu çok zor bir şey. Kendi başınıza hükümdarsınız ve başka bir hükümdara tabi oluyorsunuz. Burada bir ideal var; Allah’ın adını yaymak... Osmanlı’da akıncılar ne ise Barbaros Akdeniz’de o idi. Böyle bir adamın Osmanlı hizmetine girdikten sonra Preveze’de Haçlı donanmasını devirmesi tarihimizin yalnızca görünen kısmı. Görünmeyen kısımda o kadar ihtişamlı detaylar var ki. Bir defa Akdeniz ve Ortaçağ’dan söz ediyoruz. Avrupa’nın karanlık çağı yaşadığı dönemin hemen ardı. Akdeniz’in doğusu ve batısında Kanuni ile Şarlken birbirine rakip; ortada Barbaros var. Akdeniz’in tuzunun insanların terinden değil kanından kaynaklandığı bir dönem. Andrea Doria Hristiyanların, Barbaros Müslümanların sığınağı. İkisi de Kanuni ve Şarlken’in denizlerdeki adamları olarak birbirleriyle adeta hem alay ediyor, hem saygı duyuyor, hem düşmanlık gösteriyor hem de birbirlerinin hakkını çiğnemiyor.


FORSALARIN DRAMI
Romanda forsaların (kürekçi köleler) yaşadığı eziyetleri ve bu eziyetler karşısında hissettiklerini adeta yaşamış gibi yazmışsınız. O dönemde yaşayan bir insanın psikolojisini nasıl tahlil edebildiniz?
Özlem Kumrular’ın “İslam Korkusu” kitabında okudum. Forsalar yaşlanınca sahil kasabasına bırakılırmış. Düşünün ki bir banka oturuyorsunuz 3-4 kişi, tek vücut gibi kürek çekiyorsunuz, hiçbir insani ihtiyacınızı gidermenize izin yok, biri yanlış yaparsa diğerlerinin de hayatı tehliye giriyor. Bir taraftan denizin ortasında karanlıkta kürek çeken forsalar, bir tarafta kadırgaya yanaşan başka bir kadırga. Avını yakalamaya gelmiş şahin gibi. O anda ayağınıza bağlı olan zincire dahi sahip çıkacaksınız. Kazanırsanız efendi, kaybederseniz köle olacaksınız.

Kitabın ana karakterlerinden Billure, Müslüman bir köle. Ona yardım edip engizisyondan kaçmasına yardım eden kişi ise Hristiyan bir papaz. Dinler arası hoşgörüyü işlemeniz konusunda neler diyeceksiniz?
Romanımın geçtiği yıllarda iki sıralama vardı: Müslüman ya da değil... Hristiyan ya da değil... “Ben Ermeni”yim, “Ben başka bir etnik gruba aidim” gibi cümleler 1789 Fransız Devrimi’nden sonra kurulmaya başlandı. Haçlılarla Hilal arasında insani duygularla hareket ettikleri çok alan var bu dönemde. Barbaros’un gemilerinin pek çoğu Müslümanları da Musevileri de kurtarıyor Hristiyanlardan. Mesela Oruç Reis’in kaptanlarından Kemal Reis kaçırıyor pek çoklarını ve bugünkü Sardunya Adası’na yerleştiriyor. Aynı yıllarda Osmanlı Devleti, Yahudisini, Rumunu, Ermenisini farklı inançlardan gelen insanları barındırıyordu. Barbaros birkaç dil biliyordu ve her renkten, ırktan gelen forsalarla hoşgörü çerçevesinde konuşuyordu. Bugün korsan deyince vahşi, Hollywood filmlerinden sahneler hatırlıyoruz, ancak öyle değil, onun da kendi içinde kuralları var. Ben hikâyeyi, “aynı hoşgörü bir Hristiyan’da da olabilir” şeklinde kurguladım. Örneğin; Barbaros’un annesi Rum, babası Türk idi. Annesinin daha sonra Müslüman olup olmadığına dair kaynaklarda kesin bir bilgi yok. Barbaros’u biraz şişman çizmişler, denizci, zıpkın gibi bir adam.

“Ya bendeki sevginin birazını ona ver; ya da ondaki vurdumduymazlığı bana. Allah’ım... Ya beni ona ver ya onu bana...” romanınızda aşkla ilgili en çok dikkatimi çeken cümle. Bir aşkı anlatırken bu kadar güzel cümleler yaratmayı nasıl başarıyorsunuz?
Divan Şiiri aşkın has bahçesidir. Orada yüzyıllarca aşk hakkında söylenilmiş bütün sözler birikmiş durumdadır. Benim bu söylediğimi Divan Şiiri geleneğindeki çoğu şair başka şekilde söylemiştir. Fakat biz o zengin gelenekten ayrı düşüp aşkı futbolcu-manken arasındaki ilişkiye verilen ad olarak kabul edince, bu derinlikten uzaklaştık. Aşk hakkında en güzel kitaplar Endülüs’te yazılmıştır. Aşkın teorisini ve kuramını nasıl derinleştirmişler. İbn-i Haldun’un “Güvercin Gerdanları” diye bir kitabı vardır. Aşk, ömrüm varsa bana 20 kitap daha yazdırır. Ancak bir gün yeni bir şey bulmak istersem aşka dair bulucağım yer Endülüs Kaynakları’dır.

OKUYUCUMU YANILTMAM
Kitabınızı okurken her sayfa bir film karesi gibi gözümde canlandı...
Bazı arkadaşlarım bana “ Okuyucuna güvenmiyorsun, her şeyi o kadar film karesi gibi anlatıyorsun ki bırak biraz onlar hayal etsin” diyorlar. Halbuki ben okuyucuma çok güveniyorum... Okuyucum zaten yazdıklarım arasında canlanan hayal dünyasında bambaşka yerlere yolculuk ediyor. Evet, ben bunu tercih ediyorum. Her bir sahneyi bir film çekip eksiksiz olarak okurumun önüne koyuyorum. Hatta bazı sayfalara gravürler ekliyorum. Bunun sebebi, okuyucunun nasıl bir dünyayı gezdiğini ve doğru bir iz üstünde olduğunu görmesini istemem.

Yazdığınız yerlere gittiniz mi?
Ben her yazdığım romanın geçtiği yeri mutlaka görüyorum. Yazarken Google’dan romanın geçtiği yerlerin her tarafını inceliyorum, atlaslar, haritalar açıyorum önüme, karakterim bir şehirden başka bir şehre giderken kaç tane dağdan, ovadan geçecek bunları görüyorum.
Romanımı bitirip son şeklini verdiğimde 1 ay demlendiriyorum, başka şeyler yapıyorum. Son okumalarını ise romanımda geçen yerlere giderek orada yapıyorum . Yavuz’u yazarken Çaldıran’da, o savaşın yapıldığı meydandaydım. Barbaros içinse bir gemi yolculuğu yaptım; Ceneviz, Fransa, Marsilya, İspanya, Barcelona, Malaga, Endülüs coğrafyası, Cezayir, Tunus, Kartaca, Sicilya, Palermo, Roma ve tekrar Cenova’ya gelip oradan uçakla İstanbul’a geldim.

İskender Pala romanlarının olmazsa olmazları nelerdir?
Macera ve aşk... Okuyucu macerayı ve aşkı merak etsin. Okuyucu benden şunu bekliyor. Bir; tarih anlatsın İskender Pala. İki; okuyucu “bir İskender Pala romanı aldığımda aşk okuyacağım” diyor, üç; şimdi “bir maceranın içine giriyorum bakalım neler olacak” diyor. Ben okuyucumu yanıltmam, her romanımda o nedenle aşk olur.


SIRADAKİ PROJEM EYÜP SULTAN
İstanbul’da yaşayan herkes Eyüp Sultan’ın kim olduğunu öğrenmeli. Onun hakkında yazmayı düşünüyorum. Okumalarımı yapmaya başladım. O bir hizmetkar, mihmandar. Peygamber Efendimiz Medine’ye geldiğinde Onun evinde kalmış ve kendisi Peygamberimize hizmet etmiş. Bir hizmetçi olarak yaşayacaksınız ama bir Sultan gibi ayağınıza ziyarete gelinecek, müthiş bir şey...

Paylaş