VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Barış olsa yazacak bir şey olmazdı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Barış olsa yazacak bir şey olmazdı

“Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü”, “Nimrod Çıldırışları” ve “Gazze Blues” kitaplarının yazarı, İsrail Edebiyatı’nın aykırı ismi Etgar Keret İstanbul’daydı.

Canan Hatiboğlu

Hikâyelerinizin Marquez’i akla getiren bir büyülü gerçekliği ve kendine has bir keskinliği var. Neden masalsı bir bakış açısı değil de keskin bir açı?

Yazmayı bildiğim tek şekilde yazıyorum. Geldiğim yerde ve kendi gerçekliğimde yoğun biçimde paradokslar, zıtlıklar ve gerginlikler mevcut. Bu da benim anlatım tonuma yansıyan bir şey.

Bunun yaşadığınız coğrafyayla bağlantısı nedir? İsrail’de değil de başka yerde doğmuş bir Yahudi olsaydınız ne değişirdi?

Diasporadaki Yahudi kimliği, İsrail’deki Yahudi kimliğinden epey farklı. Diasporadaki Yahudi kişi, her zaman ulusal kimliği ve Yahudi kimliği birbiriyle çatışan bir insan olmak durumunda... Ama İsrail’de İsrail ve Yahudilik birbiriyle iç içe geçmiş kavramlar. Bu noktada diasporada yazan çağdaş Yahudi yazarlarıyla kendi aramda güçlü bir bağ var, Jonathan Safran Foer gibi.

Peki ya İsrailli olmak?

İsrail kimliğinin çok özgün bir tarafı olduğunu düşünüyorum, çünkü her şeyden öte paradokslar ve çatışmalarla ilgili... Aslında Türk kimliğiyle benzerlikler taşıyor, çünkü İsrailliler de Türkler de hem Akdenizli hem Batı’ya dönük. Bu iki özellik birbirleriyle çelişen dinamikler. Çok yaşlı bir halkız aslında. Bir yandan da halk olarak geçmişimizin çok eskilere uzanmasından dolayı güven içindeyiz, ama bütün güvensizliklerimiz de çok genç bir ülke olmamızdan kaynaklanıyor. İsrail aslında laik, insanlar da laik ama bizim kimliğimizi belirleyen en önemli unsurlardan biri dinimiz. Bu anlamda çok çarpıcı bir kimlik aslında.

Bu durum sizi ağırlıklı olarak olumlu mu olumsuz mu besliyor?

Hayatıma dair soruyorsanız, onun cevabı çok belirsiz. Ama edebiyatıma dair soruyorsanız kesinlikle pozitif besliyor. Edebiyatta çatışma ve zıtlıklar üzerinden beslenebilirim. Barış olsa yazacak bir şey olmazdı.

İSRAİL YABANCI DÜŞMANI
Hikâyelerinizi yorumlarken ahlak dışı bir yöntem sergilediğiniz düşünülüyor. Sizce ahlak dışılık nedir?


Bana sorarsanız öykülerimin özünde hep bir ahlak vardır ve o anlamda ahlak dışı değil de ahlaksal anlatılar gibi düşünürüm öykülerimi. Tıpkı bir cümle gibi bir öykünün de bir metni, bir de alt metni vardır. İnsanlar kimi zaman metinle alt metin arasındaki ayrımı yapamıyorlar. Örneğin “Suç ve Ceza” bir katille ilgili bir romandır, ama metnin kendisine geniş perspektifte bakılırsa öldürmeye karşı bir duruşu vardır. İnsanların ahlaklı kelimesiyle ahlaka dair mesaj veren durumları birbirine karıştırdıklarını düşünüyorum. İnsanların doğal eğilimi tanımadıkları şeylerden korkmak, hatta ksenofobi (yabancı düşmanlığı) beslemek olduğu yönünde... Benim için İsrail yabancı düşmanı bir toplum. Bildiğim kadarıyla Türk toplumu da benzer bir şekilde dışarıdan gelecek şeylere korku besliyor. Dünyayı çok gezdim ve dolaştım ve daha henüz yabancı şeylerden korkmayan bir ülke görmedim.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam