VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Başlangıçta sadece siyah vardı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Başlangıçta sadece siyah vardı

Bir Ortaçağ tarihçisi Michel Pastoureau’nun aklı fikri renklerde. Daha önce, “Şeytan Kumaşı: Çizgilerin ve Çizgili Kumaşın Tarihçesi” ve “Mavi, Bir Rengin Tarihi” gibi kitaplarıyla renklerin izini süren Pastoureau’nun radarında bu kez siyah renk var.

PINAR ÇELİKEL


Elimizdeki 220 sayfa, tam anlamıyla siyaha bir övgü niteliğinde. Özellikle de geçen yüzyılın başlarında hatta 1950’li yıllarda bile siyahın gerçek bir renk olarak sayılmadığını düşünecek olursak, bu kitap benim de hayatımın belirleyici tonuna hak ettiği itibarı geç de olsa veriyor. 300 yıl boyunca bir tarafta renkli dünya diğer tarafta da siyah-beyaz vardı.

15. yüzyılda siyahın bir renk olmadığını söyleyen ilk sanatçı Leonardo da Vinci’den neredeyse beş yüz yıl sonra, 1946 yılında Paris’te Galeri Maeght’te düzenlenen “Siyah bir renktir” sergisine kadar uzanan süreçte siyahın gittiği yol detaylarıyla anlatılıyor.
Bu kadarla da kalmıyor, çok daha geçmişe gidiliyor. Mesela Yaradılış Kitabı’nın ilk satırlarına kadar: “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engine karanlıklarla kaplıydı.

Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı, ‘Işık Olsun,’ diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.”
Yani Yaradılış’ın ilk öyküsüne göre, siyah bütün renklerden önce vardı. İlk renkti ama baştan beri de olumsuz bir statüye sahipti; siyahın içerisinde yaşam olanaksızdı; ışık iyiydi, karanlıklar ise değil.

Sakın aklınıza elimizdekinin dini bir kitap olduğu gelmesin. İsterseniz ilahi yaradılışın yerine big-bang’i koyarak olayı bilimsel bir boyuta taşımak da mümkün. Burada da karanlıklar ışıktan önce vardı ve bir tür ‘karanlık madde’ evrenin yayıldığı ilk yer olarak düşünülürdü. Yani karanlık simgesi ne Kitab-ı Mukaddes’in ne de astrofiziğin tekelindeydi. Mitolojilerin çoğu da dünyanın kuruluşunu anlatmak için hep bu imgeye başvurmuş. Her şeyin başı geceydi, yaşam işte bu karanlıklardan çıkarak şekillendi.

Unutmamak lazım ki Aristotales, İsa’dan dört yüzyıl kadar önce ateşin kırmızı, havanın beyaz ve toprağın da siyah olduğunu söylemişti. Toprağa ait olan bir siyah verimli bir siyahtı; ve ister ateşin olsun, ister kanın, yaşam gücünün simgesi kırmızı ile bağdaştırılırdı. İki renk yaşamın kaynağıydı ve birlikteliklerinin etkisi bazen toplamlarından daha güçlü olurdu.

İnsan siyahtan hep korktu. Çünkü insan bir gece hayvanı değildir, hiçbir zaman da olmamıştır; yüzyıllar boyunca geceyi ve karanlığı az çok evcilleştirmeyi başarmış olsa bile, aslında bir gündüz varlığı olarak kaldı.

Siyahın uzun süre kırmızı ile eş tutulduğunu da yine kitabın sayfalarından öğreniyoruz. Avrupa’da yüzyıllarca satranç tahtalarında kırmızılar ile beyazlar karşı karşıya gelmiş örnek olarak. Yani Batı’da 10. yüzyıl civarında siyah ve beyaz her zaman karşı karşıya durmuyordu. Ama siyah her zaman istenmeyeni simgeledi.

Peki ya her yerde mi? Hayır. Kuzey Avrupa krallıklarında soyluluğu sembolize ettiği dönemler de oldu; kraliyet ailelerinin armalarında yer de buldu. Çokça kilise ile özdeşleştirildi. Matemi vurguladı. Hak ettiği değeri bulması için binlerce yıl geçmesi gerekti. Asaleti vurguladığı kabul edildi edilmesine ama hâlâ “renksiz” damgasından kurtulamadı. İşte bu kitap bu “talihsiz” rengi anlatırken bir yandan da dünya tarihinde dolanıyor. Diğer renkler hakkında da ipucu veriyor. Kısa cümleleri, farklı kaynaklardan alıntıları ile meraklısı için her zaman ele geçmeyecek bir okuma deneyimi sunuyor.



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163