VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Başlarına buyruk üç tür vardır: Kediler, kitaplar ve anneler!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Başlarına buyruk üç tür vardır: Kediler, kitaplar ve anneler!

""Kendimin bir ‘yaşam oburu’ olduğumun farkına varıp önce karşı çıksam da sonunda bana ait bir özellik olduğunu kabul ettiğimden beri ilgimi çeken onlarca kitaba da yetişememekten dolayı hayıflanıyorum.""

“Kumral Ada Mavi Tuna”, “Gelibolu”, “İstanbullular” romanlarının yazarı Buket Uzuner’in kütüphanesi üç ayrı mekânda bulunuyor: Büyükada’daki evde, röportajlarını verdiği, yazılarını yazdığı yazı evinde ve oturduğu evde... Bir de seyahatleri nedeniyle tüm yeryüzünde... Şu ana kadar hep onun yazı evini, oradaki kütüphanesini, kitaplarını, “oyuncaklarını” görmüştük. Evi ise mahremdi Uzuner’in. Kimseyi almaz hatta kapısını bile çaldırmazdı. Ama ısrarımıza dayanamadı ve “Hadi buyrun” dedi... İyi de oldu çünkü bu sayede Buket Uzuner’le birlikte, kütüphanesinin cefasını çeken, tozları ile haşır neşir olan Kadriye Hanım’la da tanışma fırsatımız oldu. Yani kütüphanenin büyüklüğüne, kitapların yayılma hızına ve tarzına bambaşka bir gözle bakan evin temizliğinden sorumlu Kadriye Hanım’la... Ve onun bakış açısını anlatan sözünü duyunca diyecek bir şey bulamadık: “Vah vah! Bu kadar kitap okuyup ancak bir tanecik mi yazıyorsun!” Buket Uzuner, kitaplığının ayrıntılarını VatanKitap"a anlattı:

- Evimde, stüdyoda ve Büyükada’da olmak üzere üç kütüphanem var. Ayrıca çok seyahat edenlerin ortak kaderi gibi benim de pek çok kitabım farklı adreslerdeki Türk ve yabancı arkadaşlara, yeryüzüne dağılmış durumda. Kütüphanelerimin üç boyutlu olduğuna zaman zaman kendim bile inanıyorum. Yani kütüphanelerim yalnızca yatay ve dikey büyümüyor, aynı zamanda kendi içlerindeki derinlik de artıyor sanki... Örnekse 20 yıl önce okuduğum bir kitabın sayfalarını yeniden çevirdiğimde, o artık onu ilk kez okurken bulunduğum yaşın kokusuyla o sırada yaşadığım kişisel ve toplumsal olayların sesleriyle birlikte bir paket olarak açılıyor önümde. Kütüphanedeki eski kitaplar tıpkı eski bir şarkı gibi taşıyıcı bir derinlik taşıyor sahiplerine.

- Kütüphanelerimde üç ana bölüm var: Eskiden okuyup asla ayrılamayacağım ve aralarına yenileri katılan kendi klasiklerim, güncel kitaplar, bir de yazmakta olduğum hangi romansa onun için yaptığım araştırma için okuduklarım.

- Roman için çalışmam gereken kitaplar bazen 500’ü aşıyor ve özel raflı kütüphane yaptırmam gerekiyor. Gelibolu ve İstanbullular’da böyle oldu. 15 yıllık emektar yardımcım Kadriye Hanım böyle zamanlarda bana acır ve “Vah vah! Yüzlerce kitabı okuyup, bir tanecik mi yazacaksın, senin işin de çok zor be Buket Hanım!” der.

- Kitaplarım evin banyo dâhil her yerinde, koridorda tavana yakın raflarda, yatak odasında, yerlerde, salondaki duvar kitaplıklarında, çalışma odamda duvardan duvara döşemelik olarak yaşarlar. Ancak zaman zaman okunmaya veya saklanmaya değmeyenler toplanır ve Moda sahafı Arife Hanım’a verilir. Ama o kitaplar bile giderken bir hüzün çöker içime...

- Gerek yaşadığım evde gerekse de stüdyomda “kitaplar asla kitap giremez/ girmez” dediğim hiçbir yer yok. Kitap girmeyen yer olur mu hiç? İnsanın girebildiği her yere kitap da girer ve hatta mutlaka girmelidir.

- Başkalarına ödünç kitap vermemeyi 10 yıl kadar önce öğrendim. Çünkü Türkiye’de özel kütüphaneden çıkan bir kitap geri dönmüyor. Bu yüzden benden tavsiye: Bir kitabı ödünç verirken ya o kitabı unutun ya da asla vermeyin!

- İlk kez kendi kütüphanemi kurarken 19 yaşlarındaydım ve o zaman Cihat’la (ilk eşi) matbaada özel kitap kartları bastırıp her kitabın soyağacını çıkartır, onları numaralandırırdık. Kitaplarımız en değerli, tek mülkümüzdü ve ex-libris düşkünü çocuklardık. Ancak 23 yaşımda hayatımın yolda geçeceğini anladıktan sonra biraz daha sakinleştim, yollarda taşınırken kaybolan kitaplar için telaşlanmamayı denedim, param yettiğince bazen aynı kitaba ihtiyacım olduğunda iki kez satın aldığım ‘kayıp vaka’larını bile göğüslemeyi öğrendim. Daha da cesur davranıp (!)15 yıl önce sesli kitaplarla seyahate de başladım.

- Kütüphanem türlere göre sınıflanmıştır. Şiir, roman, araştırma, öykü, seyahat diye... Dağınık görünür ama aradığımı en fazla 5 dakikada bulurum. Bulamazsam olmaz!

- Kütüphaneler duvarlarımıza paralel örülen ikinci bir duvar mı? Kesinlikle değil! Olur mu hiç! Okudukça anlatacak, konuşacak, düşünecek, paylaşacak şeyleriniz artar. Günlük olayları, siyaset ve aşkları konuşmak en fazla 15 dakika sürer ama kendimizi ve olayları daha iyi anlamak için okuduğumuz kitaplar, özellikle romanlar bize yardımcı olur, iyi gelir.

- Kitaplarla başa çıkmanın belli bir sayısı yok bana göre... Ben güzel şeyleri saymamayı seviyorum. Sayılar, istatistikler için işe yarar. Kaç kitabım olduğuyla övünmek yerine kitaplarla nasıl yatışıp, paniklerin önüne geçebildiğimi bilmek bana çok daha pratik geliyor. Bu nedenle herkesin başa çıkacağı kitap sayısı kişiliğine ve kapasitesine bağlıdır, bence. Orhan Pamuk’un 10 yıl kadar önce kütüphanesiyle ilgili bir denemesi vardı, kahkahalarla okumuştum, güzeldi.

- Kitaplar mı bana hâkim, ben mi onlara? Şöyle söyleyeyim: Kediler, kitaplar ve annelere söz geçirilmez, onlar kendi başlarına buyruk üç türdür! Kütüphanemi Kadriye Hanım (yardımcımız) temizler. Kadriye Hanım ne zaman bana: “N’apacaksın, herkesin bir işi var, senin işin de kitapla, hiç canını sıkma, ekmek paran onlar senin!” dese anlarım ki kitaplarımın tozu alınmıştır. Bazen tüm kitapları okumak zorunda olduğuma dair bir hisse kapılırım. Yalnızca kitaplar mı? Ben kendimin bir ‘yaşam oburu’ olduğumun farkına varıp, önce karşı çıksam, dirensem de sonunda bunun gözümün rengi gibi bana ait bir özellik olduğunu mecburen kabul ettiğimden beri aynı zamanda hem İstanbul, hem Madrid, hem de Venedik’te yaşayamamaktan tutun da yazmak dışında profesyonel bir aşçı ve sandalye tasarımcısı olamamaya varan pek çok şey gibi ilgimi çeken onlarca kitaba da yetişememekten dolayı hayıflanan biriyim.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163