VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bastırılan duygularımızın yorumcusu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bastırılan duygularımızın yorumcusu

Çok eleştirildi, eleştiriliyor. Fikirlerini “nörotik kişiliğinin” bir sonucu olarak gören eleştiriler bir klişe haline geldi.

Ayın Kitabı

Bastırılan duygularımızın yorumcusu

Çok eleştirildi, eleştiriliyor. Fikirlerini “nörotik kişiliğinin” bir sonucu olarak gören eleştiriler bir klişe haline geldi. Hatta ölümünden bu yana bazı kuramları zamana yenik düştü, yeniden gözden geçirilip düzeltildi. Ancak kimse onu reddedemedi, edemiyor. Dahası modern psikiyatrinin kurucusu olan Sigmund Freud, sadece zihnin kaşifi değil, 19 ve 20. yüzyılın önde gelen entelektüellerinden biri oldu. Gündelik hayatımıza da yansıdı. Bizlere “Duygularını bastırıyorsun”, “Ne kadar büyük bir egosu var”, “çocukluğunda...” diye başlayan cümleler kurdurdu. Rüyalarımızın geçiştirilmeyecek kadar değerli ve şifrelerle dolu olduğunu anlattı. Ve tabii cinselliğin kişilik gelişimindeki rolünün önemini...
Şüphesiz ki, Sigmund Freud düşünce tarihinin en ilginç kişiliklerinden biriydi. Puro tutkusu, hayatına giren kadınlar, kendi hezeyanları, ortaya attığı savlar ve onları tekrar tekrar gözden geçiren ve hiç çekinmeden “yanılmışım” diyerek düzelten etik anlayışı... Bu da onu, hakkında en çok alıntı yapılan, anılan, atıfta bulunulan bilim insanlarından biri kıldı, kılıyor da. Adının geçmediği psikiyatri ya da psikoloji tezi düşünelemez bile. Edebiyat tezi de... Zira Hamlet’ten Oidipus’a kadar klasik metinler, kutsal kitaplar onun için büyük bir veri tabanı, analiz kaynağı olmuştu. Hamlet’in içten içe “babasını öldürüp yerine geçmek istediğini” söylüyordu, kahramanımız babasının katilinin peşine düşse de. Çocuğun normal gelişimini sürdürebilmesi için ise Oidipus kompleksinin bastırılması gerektiğini vurguluyordu. Ve bu durum; erkek çocukta babayla rekabetin neden olduğu “kastrasyon (hadımlık) endişesi”, kız çocukta ise penisin olmamasından kaynaklanan kıskançlık olarak ortaya çıkıyordu.
Tüm bunlar elbette tartışmalar yarattı. Hele hele çocukluk dönemine cinselliğin atfedilmesi... Oysa sanat ve edebiyatta çoğu kez çocuklar cinsiyetsiz meleklerle özdeşleştirilirdi. O ise bu görüşleriyle bu kanatlı varlıkların yüzüne müstehzi bir gülümseme konduruyordu.
Sonuçta Freud’un fikirleri, eserleri, yaşamı, etkilendiği yazarlar her daim merak edildi. Bu yüzden de pek çok kez biyografisi yazıldı, yaşamı filmlere konu oldu.
İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “Zihnin Kaşifi/ Aile Arşivinden Özgün Fotoğraf ve Belgelerle Sigmund Freud Biyografisi” kitabını ise ayrı bir yere koymakta fayda var. Çünkü Ruth Sheppard’ın kaleme aldığı bu biyografi Freud arşivinde yer alan 15 özgün belgenin tıpkı basımını içeriyor. Üstelik Londra Freud Müzesi’nin Eğitim Müdürü Ivan Ward ile müzenin müdürü Carol Seigel’in önsözleriyle açılıyor. Yani Freud’un kitaplarını, odasını, hastalarının uzandığı ve içini döktüğü o meşhur kanepesini, belgelerini en iyi bilen iki kişinin onayını alan bir kitap bu.
“Zihnin Kaşifi”ni değerli kılan bir diğer özellik ise çok boyutlu yapısı. Nasıl Freud’un yaşamı, içinde bulunduğu dünya koşulları, özel hayatı, okuduğu kitaplarla çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınmışsa kitabın sayfaları da öyle tasarlanmış; onun odasından görüntüler, okuduğu kitaplar, iz bırakan sözleri, onun hayatında iz bırakan fikirler sayfaların köşelerinden bize sunulmuş. En önemlisi de Freud’u dünya tarihine geçiren makale ve çalışmalara sayfalara yapılan ceplerin içinde tıpkı basım olarak yer verilmiş ve ortaya bir “nesne kitap” çıkmış; en küçük ayrıntılara kadar derinlemesine bilgi içeren, kolay ve keyifle okunan bir de kitap.
AYIN ÖDÜLÜ

Akademi, dünyanın en büyük bahis şirketlerini bile yanıltarak Nobel Edebiyat Ödülü’nü Mo Yan’a verdi. Mo Yan’ın Türkçeye çevrili kitabı yok. O yüzden kendisini çok tanıdığımız söylenemez. Eserlerini Çince yazdığı için çevrilmesi de zaman alacak ya da orijinalinden değil İngilizcesinden çevirilerini okuyacağız. Yani Akademi’nin son ödüllü yazarını tanımak için biraz daha beklememiz gerek.
Peki ödülün en güçlü aday olarak gösterilen Murakami’ye değil de Mo Yan’a verilmesi ne demek? Açıkçasını söylemek gerekirse bunu analiz etmek komplo teorisinde bulunmaya benzeyiyor. Çünkü Akademi’nin davranışını tam olarak anlamak mümkün değil.
Ama şunu söyleyebilirim: Orta Doğu’da suların iyice ısındığı, her an büyük bir savaşın patlayabileceği bir dönemde Akademi’nin adaylar içindeki Suriyeli şair Adonis’i seçmemesini temkinli bir davranış, sadece Türkiye’nin değil hemen tüm dünyanın çok tanımadığı Mo Yan’ı seçmelerini ise kendilerine “cool” bir imaj verme çabası olarak yorumluyorum. Tabii akademi üyeleri onun roman sanatının dünyaya takdim edilmesi gerektiğine canı gönülden inanmış da olabilir. Neden olmasın!

AYIN TWEET’İ

Aşktan ve ölümden bahsederken sade ve anlaşılır bir dil kullanalım hafız; çünkü bahsettiğimiz şeyler yeterince karmaşık (@140darbe)

AYIN DİYALOĞU



Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Alex ile görüşmesini anlattığı basın toplantısında, takımın tercümanına dönüp “Öyle değil mi Samet?” diye sorması sosyal medya ve günlük sohbetlerin başlıca konularından oldu. Yıldırım’ın her anektottan sonra “Öyle değil mi Samet” diye sorması benim ise aklıma Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanındaki Turgut Özben’in iç sesi Olric’le olan diyaloglarını getirdi. Git gide yaşadığı hayattan kopan, gerçekle hayali birbirine karıştıran Turgut’un yaşamında bir süre sonra Olric ortaya çıkar ve onunla arasında şu tür diyaloglar geçer ki, edebiyat tarihinin en tatlı ve psikanalatik diyaloglarındandır bu:
-Bu yol nereye çıkar Olric?
-Hiçbir yere efendimiz...
- Hiçbir yer neresidir Olric?
- Doğru yerdir efendimiz...
- Gidelim mi?
- Vardık efendimiz...

AYIN MÜJDESİ

Haberi okuduğumda sevinçten ellerimi çırptım. Heybeliada Ruhban Okulu’nun şu ana kadar günışığına çıkmayan, 80 binin üzerinde kitaptan oluşan hazinesi, dijital ortam sayesinde artık herkesin kullanımına açılıyordu. Her her dilden kitabın bulunduğu ve yıllardır Selanik’ten gelen gönüllüler tarafından tasnif çalışmasının yürütüldüğü kütüphane 1844’ten kurulmuştu. Değerli kitapların yanı sıra el yazmalarıyla dolu olan kütüphanenin en değerli eseri ise Aristophanes’in komedilerinin 1484’te basılmış bir nüshası. Umarım Türkiye’nin tüm kütüphaneleri kapılarına ardına kadar açamasa da okurlarla dijital ortamda buluşur ve bu toprakların barındırdığı bilgi günışığına çıkar. Bu arada görevlilerin, kütüphaneyi gezenlere söylediği şu söz bizim kütüphane yöneticilerimizin dikkatine sunulur: “Her an, sanki yarın açılacakmış gibi temiz temiz tutuyor ve tasnif çalışması yapıyorduk.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163