VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Batı tarihinin en ilginç müessesesi: Cadılık!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Batı tarihinin en ilginç müessesesi: Cadılık!

Kathrine Howe, “Galeyan” isimli kitabını yazarken üniversite kütüphanelerinde cadılık ve 17. yüzyıl cadı mahkemeleri üzerine kapsamlı araştırmalar yapmış.

Levent Tülek

Çok satan kitaplarla ilgili önyargılarımı ve okuduğum bazı çok satan kitapların edebi lezzetinden sonra çark ettiğimi, kitap kurtlarının kitapçılardaki “Çok Satan 10” rafları yerine köşede bucakta sıkışmış, anlaşılması ve satılması zor derin ve ağır edebiyata seğirttiğini, çoğu yarısına zar zor gelinmiş kitapların çoğunlukla itiraf edilemeden bir sehpa altına itilip, keçiboynuzu gibi bir ya da birkaç kitaba sarınılıp bayrak yapıldığı gençlik dönemlerimizi yad ettiğimi anımsatarak yazıma başlamak istiyorum.
Biz Şark’ta yaşayanların batılı okurlar için sık sık dile getirdiğimiz “adamlar nerde bulursa okuyor, metroda, otobüste, plajda, parklarda...” konusu (geyiği) var ya... İşte hep sanılır ki bu arkadaşlar her daim Dostoyevski, Tolstoy, Marquez, Mann, Camus falan okuyorlar... Oralara gitmenize gerek yok, inin güney plajlarına, her şezlongun üstünde bir Stephen King, her otel odasının komidininde bir Danielle Steele veya karavanların torpido gözünde bir John Grisham görürsünüz. Elbette şahsi olarak asla küçümsemediğimi (olgunlaştık artık), klasman dışı bırakmadığımı ve edebi durumunu tartışmaya açmadığımı belirtmek isterim.
Benim bu çok satar hadisesindeki dikkatimi çeken en önemli nokta, konularını veya izleğini çektiği yerin hep püriten gelenekçi tarih olması... Ve bu yüzdendir ki ağırlıkla dini tabanlı efsane, masal veya rivayetlerin en modern çok satar romanların temelini oluşturması. Batılı Hıristiyan toplumun çocukluktan beri zaten çok hakim olduğu bu öyküsel-travmatik söylencelerin modern edebiyat kurgusunda yer bulup çok satması da tabii ki çok olağan... Anlatacağım kitap bana bunları anımsatırken bir yandan da yerli edebiyatımızdaki bir boşluğu da düşündürdü... Anadolu’daki bir ucu Şaman’a bir ucu İslam’a da değen binlerce söylencenin edebiyatımızda çok az var olması, gerilim ve korku edebiyatındaki (buna aşk türü de dahil edilebilir) üretimin ve bunun çok satar raflara yansımaması edebiyatımızın da bir nevi “Kentsel Dönüşüme mi uğradı”ğının göstergesi diye sormadan edemedim kendi kendime.
GROTESK, AVANT-GARDE
Oysa benim de bir zamanlar militan kitap kurdu refleksi ile meselesi olmadığı önermesi ile reddettiğim bu türün aslında edebiyat tarihinin neredeyse temellerini atan bir tür olduğunu ve hiçbir varsayımın Batı’nın bu tür üzerindeki tahakkümünü küçümsememizi haklı kılmadığını düşündürüyor bana... Maalesef sadece edebiyatta değil, sinema, tiyatro, müzik ve hatta plastik sanatlarda bile küçümsediğimiz o yöne doğru dönmüyor mu pusulalarımız hep ister istemez... Bazen klasik Shakespeare oynamadan grotesk avant-garde oyunculuk deneyen amatör oyunculara benzemiyor muyuz sahiden? Bilmem... Muhakkak ki tüm bu düşüncelerim popüler edebiyat kulvarı için geçerli... İşte ben bunları düşündüm aşağıdaki kitabı okurken...
April Yayınlarından çıkan “Galeyan”, Kathrine Howe’un cadılık müessesesi üzerine yazdığı kurgusal bir roman. Yeşim Çağla Ural’ın titiz ve yalın çevirisi ve yayınevinin diğer kitaplarında olduğu gibi özenli ve şık kapak tasarımı ile hedefine ulaşan bir kitap “Galeyan”. Topraklarımızda pek de karşılığı olmayan ancak batılı edebiyatın, sinemanın ve tiyatro türünün bizlere derinlemesine ezberlettiği bir olgunun yeni bir hikayesini anlatmış Howe. 17. Yüzyılda Amerika’nın Salem bölgesinde yaşayan Selamet Dane adındaki şifacı bir kadının cadı olarak suçlanması ve idam edilmesi ile günümüzde bir öğrencinin o dönemdeki “Cadı Paniği” adı verilen dönemi araştırmasını paralel kurguyla okuyoruz kitapta. Hiç kuşkusuz bu paralel anlatım hem kurgusal anlamda dinamik, canlı ve türün doğasına uygun olarak merak duygumuzu her an canlı tutuyor.
Sonradan düşündüğümde cadılıkla ilgili ne çok şey okumuş ve izlemişiz doğrusu çok şaşırdım. Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı”ndan, Shakespeare’in “Macbeth”in cadılarına, bir zamanların kült tv dizisi Tatlı Cadı’dan cadılar bayramındaki katliamların anlatıldığı Halloween film serilerine kadar cadılık teması ne çok işlenmiş ve hayatımızda yer almış doğrusu biraz da garipsedim. Çünkü İslam’da karşılığı olmayan cadılık müessesinin doğal olarak toplumumuzdaki varlığı muska yazan ya da kurşun döken büyücü kadınlardan pek de öteye gitmemekte. Oysa bahsi geçen Püriten olguların tamamı belki de öyküsel anlamdaki zenginlikleri, gerilimleri ve merak unsuru yoğun korku öğeleri açısından cazibesini günümüz modern toplumlarında bile sürdürmekte... Bilinmeyene olan ilginin sadece çocuklara değil yetişkin bireye de sirayet ettiği malum. “Harry Potter” serilerinin hem kitap hem de film olarak daha ismi duyulduğunda milyonlarca satması veya bir Stephen King romanının düşüncesi bile tüm dünyada tarifsiz heyecanlar yarattığı bir gerçek. İşin tuhafı popüler bir mecrada kaynayan bu kazanın ana malzemesinin yani yazınının kuvvetli olması. Elimdeki kitap da bunun bir göstergesi. Kathrine Howe’un bu kitabı yazarken üniversite kütüphanelerinde cadılık ve 17.yy cadı mahkemeleri üzerine yaptığı araştırmalar ve akademik çalışmalar önsözde sıralanmış. Doğrusu sıradan bir öykü oluverecekken yazarın anlattığı hikayenin temelini sağlam atması romana kalıcı bir değer katmış. O dönemi, bölgeyi ve mistik mantığını pek bilmemenize rağmen çok rahat ve akıcı okunabilen bir iş çıkmış ortaya. Kendi türü içinde çok rahat “ilk on”a girebilecek bir kitap olmuş “Galeyan”.
Yazımı bitirmeden şunu irdelemek görevim... Türk edebiyatında korku türü batı edebiyatındaki gibi köklü bir geleneğe sahip değil ne yazık ki... Ne yazık ki diyorum çünkü kendi anneannem dahil Anadolu’da yaşamış üst kuşakların anlattıkları tuhaf, gerilimli ve efsanevi hikayeler birer birer kaybolup gidiyor. Onların anlattıklarından öykünülerek yazılacak romanların, öykülerin, oyunların, senaryoların lezzetinin farklı ve kalıcı olacağını biliyoruz. Bu türün yaygın olmamasında tabii ki dinsel tabuların verdiği çekincelerin olduğu muhakkak... Ancak söylenceler yazılmadığında söz olarak kalıyor ve uçup gidiyor.
“Galeyan”daki cadılara bana tüm bunları hatırlattıkları için minnettarım. Ayrıca bir kez daha kitap okuma zevkini tattırdıkları için de tabii ki...

Paylaş