VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Batı’nın yirmi altı dehası
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Batı’nın yirmi altı dehası

Amerikalı eleştirmen Harold Bloom “Batı Kanonu” adlı kitabında Jane Austen’den Charles Dickens’a, James Joyce’dan Pablo Neruda’ya yirmi altı önemli isim üzerinden Batı Edebiyatı’nı inceliyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


Harold Bloom, Amerikan Edebiyatı’nın en hatırı sayılır eleştirmenlerinden biri. Çalışma alanı yalnızca Amerikan Edebiyatı’yla da sınırlı değil; Bloom bütün bir Batı Edebiyatı’na en geniş sınırlarına kadar hâkim olan ve bu sayede Yale’de edebiyat eleştirisi üzerine dersler veren, her şeyden önce tutkulu bir okur.


Bloom, bütün bir Batı Edebiyatı’nın şifrelerini çözdüğü çalışmasındaki yazar/şair seçimlerini, kendi beğenisi üzerinden gerçekleştiriyor ve kronolojik sırayı bir kenara bırakarak, kendi belleği ve estetik zevkinde yer eden, edebiyatı kanonlaştırdığını düşündüğü yirmi altı önemli isme yer veriyor. Seçimlerinin, sıradan bir beğenme anlayışından çok, temsil gücü yüksek ve kudretli isimler üzerinden gerçekleştiğini de vurgulamayı ihmal etmeyerek elbette. Kanona yön veren yirmi altı ismi, Giambattista Vico’nun “Yeni Bilim” eserindeki gibi, Aristokratik Çağ, Demokratik Çağ ve Kaos Çağı diye adlandırdığı üç ana başlık altında inceliyor. Aristokratik Çağ’ınkanonsal eserler veren isimleri arasında, başta Bloom’un hayran olduğu Shakespeare ve Dante olmak üzereChaucer, Cervantes, Montaigne, John Milton, Moliere, Samuel Johnson ve Goethe yer alıyor. Demokratik Çağ’da ise William Wordsworth, Jane Austen, Walt Whitman, Charles Dickens,Emily Dickinson, George Eliot, Tolstoy ve HenrikIbsen görünüyor. Bloom’un Kaos Çağı olarak nitelendirdiği son bölümdeyse karşımıza Freud, Proust, James Joyce, Virginia Woolf, Kafka, Jorge Luis Borges, Pablo Neruda, Fernando Pessoa ve Samuel Beckett çıkıyor. Kimi edebiyat çevreleri tarafından belirli noktalarda eleştirilse de kuşku yok ki harika bir liste bu.

SHAKESPEARE: KANON’UN MERKEZİ

İyice irdelenerek hazırlanmış bir liste sunan Bloom, kanonsal metinlerin nasıl belirleneceğiyle ilgili bazı ipuçları da veriyor. Ona göre, kanonu genişletecek bir metinle karşılaştığınızda, muhakkak tuhaf, tekinsiz bir şaşkınlıkla karşılaşırsınız. Ve ayrıca, başka birinden etkilenme korkusunun, kudretsiz isimleri sakat bırakacağını fakat kanonsal zekâları daha çok harekete geçireceğini söyledikten sonra da şu tespiti yapıyor: “Güçlü yazarlar başlıca önderlerini seçmezler; öncüler tarafından seçilirler ama onlar öncülerini bileşik ve böylece kısmen hayali varlıklara dönüştürme zekâsına sahiptir.”

Batı Kanonu, her ne kadar yirmi altı farklı ismi içeriyor olsa da, bütün bir metnin sanat ve estetik algısının merkezinde, Bloom’un hayranlığını bir an olsun gizlemediği Shakespeare var: Doğal olarak bir yönüyle Batı Edebiyatı’nın kritiği bu kitap, diğer bir yanıyla da Shakespeare’in, bütün bir edebiyat geleneğine olan etkilerinin dökümü. Aristokratik Çağ’ın ve aslında Batı Edebiyat geleneğinin ustası saydığı Shakespeare’i yere göğe sığdıramıyor Bloom. Öyle ki bu hayranlığı, öbür kanonsal isimleri işlerken bile zaman zaman kendini gösteriyor.
Shakespeare yoksa kanonun da olamayacağını, insanoğlunun günümüzde bile onun zihin haritasını kavrayamadığını ve hatta bizleri onun “icat ettiğini” söylüyor Bloom: “Eğer çok kültürcü ve çokdeğerli evrensel bir Kanon düşünebilseydik, en temel kitabı ne İncil ne Kuran ne de Doğulu bir metin gibi kutsal bir kitap olurdu. Onun yerine her dilde, her durumda, her yerde okunan ve sahnelenen Shakespeare olurdu.”

Bloom’un Shakespeare’e az da olsa yakın gördüğü isim Dante. Her ne kadar, “Batı Kanonu Shakespeare ve Dante’dir” dese de Dante’nin bütün edebi maharetine karşın, kanon için Shakespeare kadar önemli olamayacağını satır aralarında sezdirmeyi de bir an olsun ihmal etmiyor.
Aristokratik Çağ’da Bloom’un dikkatini en çok çeken isimlerin bir diğeri, Cervantes. Yaşamı boyunca sıkıntılarla karşılaşan müzmin bir şanssız olan Cervantes’in maharetinin ‘şiir’ değil, bizzat Don Quijote olduğunu ve evrensel dehası sayesinde, Batı Kanonu’nda Shakespeare ve Dante’ye yaklaşan tek kişi olabileceğini vurguluyor.

İkinci bölüm olan Demokratik Çağ’da en etkili isim olarak Walt Whitman göze çarpıyor. Onu anlatırken Amerikan sanatının kısırlığına uzun uzadıya değinen Bloom, kendi ulusunun yalnızca Walt Whitman gibi bir edebiyat dehası sayesinde Batı Kanonu’ndakendisine yer bulabildiğini açıklıyor. Whitman dışında, Demokratik Çağ’daki isimler, diğer iki bölüme göre biraz daha silik geçiyor.

Bloom’un, bu yirmi altı isim içinde en yıpratıcı ve radikal eleştirisi Freud üzerinde yoğunlaşıyor. Freud’un metinlerinin, Shakespeare’in düzyazıya dönüştürülmüş hali olduğuna değinerek, bir bakıma onu taklit ettiğini ve hatta ironik bir bakış açısıyla, Shakespeare’in “Freud’un gizli otoritesi, kabul etmediği babası” olduğunu söylüyor. Daha da ileri giderek, insanı çözmeyi başardığı için psikanalizi Shakespeare’in bulduğunu ve Freud’un bunu yalnızca sistemleştirdiğini ve bu taklidi örtmek için de ömrü boyunca Shakespeare’i kötülediğini söyleyecek kadar ciddi eleştiriler sıralıyor Bloom.

Kaos Çağı’nın en dikkate değer yazarlarından biriyse, Kayıp Zamanın İzinde ile edebiyatta çığır açan MarcelProust. Bloom’un onu Shakespeare ve Dante’yle denk görmesi de Proust’u ne denli önemsediğinin bir yansıması. Kayıp Zamanın İzinde sayesinde, Batı Edebiyatı’nın kanonlarını aşmıştır Proust. “Kaos Çağı’nın başlıca mit yaratıcısı” diyor Bloom onun için ve Proust’un karakter yaratmadaki başarısına övgüler düzerek, ironi ustası, görkemli ve bilge olduğunu aktarıyor. Tıpkı Freud’da olduğu gibi James Joyce da kendisinden daha çok, Shakespeare’nin izlerini görüyor Bloom. Ulysses ve FinnegansWake’in yazarını, tek bir satırda, Shakespeare’nin gölgesine itiyor: “Eğer Ulysses’te bir gizem varsa bu LeopoldBloom’dadır. Onun, o ölümlü tanrıyla, Shakespeare ile karmaşık bir ilişkisi vardır. Shakespeare kendi kendisinin babası olan babadır. Onun öncüsü ve takipçisi yoktur, bu da açıkça Joyce’un bir sanatçı olarak kendisi için idealize ettiği bir vizyondur.” Çağının İngiliz Edebiyatı’na damga vuran, estetik zevkinden asla ödün vermeyen Virginia Woolf, bütün öz kaçışlarına rağmen Yahudi Edebiyatı’nın dinamiklerini ortaya çıkartan ironi dehası Kafka ile labirentlerin ve aynaların ustası Borges, Kaos Çağı’nın diğer önemli isimleri. Sık sık Kafka’nın metinlerindeki ulaşılması güç ironisine, Hispanik-Amerikan edebiyatının Neruda ve Carpentier ile birlikte üç kurucusundan biri saydığı Borges’in düşsel metinlerine göndermeler yapıyor Bloom.

Ayrıca Bloom’un, feminizmi derinlemesine bilmediği için “yüzyılımızdaki en eksiksiz edebiyat insanı” dediği Woolf ile ilgili feminist incelemelerden kaçınması, onun özeleştiri mekanizmasının ne denli güçlü olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda diğer incelemelerinin de güvenilirliğini artırıyor.




Batı KanonuBatı Kanonu

Harold Bloom

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163