VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2012 Salı | Anasayfa > Haberler > Batı’yı Doğu’suz, Doğu’yu da arafsız anlayamayız
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Batı’yı Doğu’suz, Doğu’yu da arafsız anlayamayız

Jack Goody’in “Tarih Hırsızlığı” özellikle Doğu ile Batı arasına sıkışmış ülkemiz insanı için çok önemli bilgiler ve düşünceler içeriyor.

Sinan Genim

"Yaban Aklın Evcilleştirilmesi”, “Çiçeklerin Kültürü”, “Kapitalizm ve Modernlik”, “Avrupa’da Aile”, “Avrupa’da İslam Damgası”, “Batıdaki Doğu” gibi çok sayıda kitabı dilimize tercüme edilen 27 Temmuz 1919 doğumlu antropolog ve tarihçi Jack Goody ilerlemiş yaşına rağmen Cambridge Üniversitesi’nin en önemli profesörlerinden biri olarak derslerine ve araştırmalarına devam eden bir bilim insanı. Annales Okulu’nun temsilcisi olan yazarın, dilimize “Tarih Hırsızlığı” adıyla tercüme edilen ve 2006 tarihinde Cambridge Üniversitesi tarafından yayımlanan “The Theft of Hıstory” isimli eseri ise, günümüz Batı Uygarlığı’nın temelinde yatan ve uzun süredir üstü örtülmeye çalışılan bir gerçeği dile getirmeye çalışmakta.
Doğu’nun yaratıcılığı ve günümüz insanının yaşantısına katkıları... Rönesans öncesi şimdilerde Batılı olarak tasnif edilen toplumlar (Akdeniz çevresinde yer alan topluluklar hariç) büyük oranda derin bir karanlık içindedir. Erken dönemlerde Grek kültürünün, daha sonraları Roma İmparatorluğu’nun etki alanında kalan coğrafya dışında, hemen hemen hiçbir buluşu olmayan, felsefi düşüncenin söz konusu olmadığı bu topluluklar nasıl olmuştur da, 16. yüzyıldan itibaren giderek artan bir hareketlilik sonucu ortaya çıkan sanayi devrimi ile insanlığın gelişimine yön verebilmişlerdir?
BİR ZAMANLAR DOĞU
Goody’nin bu soruya yanıtı şöyle: “Rönesans’ı harekete geçiren, Roma İmparatorluğu’nun Batı’daki çöküşünü yaşamamış olan Doğu’nun ta kendisiydi; çünkü Doğu, Batı Avrupa ‘kültürü’nün uğradığı felaket niteliğindeki çöküşten geçmemişti... Doğu bir ticaret ve kültürel aktarım odağı olarak kalmayı sürdürmüştü. Asya’nın hiçbir yerinde Doğu aynı yeniden doğuşa ihtiyaç duymadı, zira aynı ölüme uğramadı.” Ancak Goody, bunu derken, Çin’i örnek almakta.
Halbuki bu kültürü Batı’ya aktaran ara bölge Batı’dan çok daha ağır travmalara maruz kalmışır. Haçlı Seferleri’nin Akdeniz’in Doğu kıyılarında yarattığı yıkım, IV. Haçlı Seferi sonrası Konstantinopolis’in, dolasıyla Roma İmparatorluk kültürünün yok edilmesi, Cengiz Han ordularının neredeyse tüm Ara Bölge’deki şehir yaşantısını ve özgür düşünceyi tahribi, Timurlenk’in zaten sıkıntılı bir süreç geçiren ve yeniden hayat bulmaya çalışan şehir yaşantısını yok etmesi, tüm bunların sonucu Ara Bölge entelektüel hayatının yok oluşu acaba nasıl izah edilebilir? Genelikle son dönemde Batılı tarihçi ve sosyal araştırmacıları insanlığın evrimini Çin ve Hint kültürüne dayanarak değerlendirmeye yatkın bir görünüş içersinde.
Varolan evrensel kültürün gelişiminde Doğu ile Batı arasındaki bağlantıların sağlanmasında önemli roller oynayan Ara Bölge araştırmaları, çağdaş araştırmacıların Arapça, Farsça, Türkçe ve Rusça gibi diller konusundaki zaafiyetleri nedeniyle konu dışı kalmaktadır. Goody’de aynı noktaya değinerek Ara Bölge kültürüne ve Batı’nın bu kültürden aktardıklarını yeteri kadar önem verilmediğinden bahsetmekte. Yanlızca Hint-Avrupa kökenli olmayan topluluklar için değil, Fenikeliler gibi Ari olmayan toplumların ve onların uzantısı olan Kartaca’nın Afrikalı olarak kabul edildiği için silinip atıldığından söz etmekte.
Bazı akademisyenlerin Avrupa’nın biricikliğini göstermek için Hıristiyanlığı kullanmalarına karşı çıkan Goody, Hıristiyanlığın benzer mitleri ve metinleri kullanan, benzer değerler ve kuralları kabul eden Batı Asya (Ara Bölge) semavi dinlerinden yanlızca biri olduğuna dikkat çekmektedir. İlk ideologları Yakındoğu’dan veya Kuzey Afrika’dan gelen erken dönem Hıristiyanlık’ta, Avrupa’ya özgü çok az şey vardır.
KÖTÜ ÇEVİRİNİN SONUÇLARI
Alışılmış şekilde Batı’nın kültürel alandaki üstünlüğünün tamamen Batı kökenli olduğu yerine, bu oluşumda Doğu’nun büyük bir katkısı olduğunu karşılaştırmalı kaynaklara dayanarak ileri süren Goody’in bu kitabı, belki de büyük tartışmalara yol açmamak için oldukça karmaşık bir dille, akademik bir çalışma uslübu ile kaleme alınmıştır. Bu nedenle, Jack Goody’in kitabını okurken çok zorlandım, bir süre “acaba benim anlama kabiliyetimde mi bir gerilik oluşuyor” diye sormadan edemedim. “Acaba antropoloji konusundaki ilgim ve bilgim de mi bir eksiklik?” var endişesine de kapıldım.
Ancak biraz daha zorlanınca birden aklıma geçmişteki bir anım geldi. Son derece güven duyduğum, yazılarını ve kitaplarını büyük bir zevkle okuduğum bir dostumun, yeni yayımlanmış bir kitabını okurken de aynı sorunla karşılaşmıştım.
Daha sonra kendisi ile karşılaştığımda “Bu ne biçim bir kitap senin diğer kitaplarınla benzerliği yok, okurken çok sıkıldım ve bazı cümleleri anlamakta zorlandım” dediğimde, “O kitap benim doçentlik tezimdi, biraz akademik bir dille yazdım” dediğini hatırladım. Hilmi Ziya Ülken 1935 tarihinde yayımladığı “Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü” isimli kitabında toplumlar arasındaki diyaloğun ve insanlığın gelişmesinde tercümenin ne denli önemli olduğuna dikkat çekmeye çalışır. Zaman zaman okuduğumuz bazı tercümelerin orijinalinden daha güçlü mesajlar içerdiği hissine kapıldığımız olmuştur.
Ivar Lissner’in Adli Moran tarafından tercüme edilen “Uygarlık Tarihi”, Walther Kiarlehn’in Hayrullah Örs tarafından tercüme edilen “Demir Melekleri”, Amin Maalouf’un Esin Talu Çelikkan tarafından dilimize kazandırılan “Semerkant” kitabı, Akşit Göktürk’ün hayatıma yön veren Francis Bacon’un “Denemeler”i unutulacak gibi değildir.
Hele hele William Shakespeare’in “66. Sonesi”ni dilimize aktaran ve tercüme eden yerine “Türkçe söyleyen” diye belirten Can Yücel’in “Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e” satırları... Eğer Shakespeare bu satırı okusaydı, hiç tereddüt etmeden bu deyimi İngiliz diline kazandırmaktan gurur duyardı.
Jack Goody’in “Tarih Hırsızlığı” özellikle Doğu ile Batı arasına sıkışmış Dimitri Kitsikis’in değişiyle Ara Bölge’de yer alan ülkemiz insanı için çok önemli bilgiler ve düşünceler içeriyor. Düşünüp de tasnif edemediğimiz, tüm çabamıza rağmen bir sonuca varamadığımız olayları ve gelişimi anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak yeniden elden geçirilip, rahat okunan ve anlaşılan bir Türkçeye kavuşması gerekiyor. Bugünkü haliyle okunması ve anlaşılması çok güç.
Bu kitabı dilimize kazandıran Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’na teşekkür ederken, tercümenin önemini göz önüne alarak benzer yayınlarında daha özenli olmaları gerektiğine dikkat çekmek isterim.


Tarih HırsızlığıTarih Hırsızlığı

Jack Goody

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam