VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Beherine 22 damla hidroklorik asit koyan kimyager
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Beherine 22 damla hidroklorik asit koyan kimyager

22 hikayeden oluşan “Periyodik Tablo”, yazar Primo Levi’nin kimyagerliği, faşizmin bedenine ve ruhuna yükledikleri ile Yahudi kimliği üzerinde yükseliyor. Oyun alanını ise, kimya derslerinden hatırlayacağınız Mendeleyev’in periyodik tablosu oluşturuyor.

MURAT CAN AŞLAK

2004’te En iyi yabancı film Oscar’ını alan “Barbarların İstilası” filminin 56. dakikası. Kanserin canını almaya adım adım yaklaştığı, artık sayılı günleri kalan RÈmy (RÈmy Girard) yatağında öfkeden köpürür: “XII. Pius yaldızlı Vatikan’ında kıçının üzerinde otururken, Primo Levi Auschwitz’e götürüldü... Bu alçakça! İğrenç!”

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesini beklemiş gibi 1919’da doğan İtalyan Yahudi’si kimyager ve yazar Primo Levi, ikinci harpte o kadar şanslı olmayacaktı: Auschwitz’e gönderilen 640 İtalyan’dan biriydi. 11 korkunç ay sonra Kızıl Ordu geldiğinde, ölüm makinesinin midesinden sağ çıkmayı başaran 20 kişi arasındaydı. 30’lar ve erken 40’ların faşist İtalya’sında yaşadıklarının üzerine açlık, sefalet ve aşağılanmayla dolu toplama kampı tecrübesi ve tanıklık ettiği trajedi onu yazmaya itti.

Kendi sözleriyle: “Söyleyecek bir şeylerin varsa kötü yazar olmak çok zor. Söyleyecek bir şeyleri olanlar düşüncelerini açık ve temiz aktarabilmekle yükümlüler çünkü. Anlatacak bir şeyi olmayan, diğer tüm araçlara sahip olsa da ikinci sınıf yazardır.” Toplama kamplarında ya da yolunda hayatını kaybedenlerden sonra, faşizmin zehir saçan salyalı dişlerini en yakından görenlerden olan Levi’nin söyleyecek çok sözü vardı; buna derin bilgisini, üstün edebi melekelerini kattığında özgün edebi üslubu oluştu.
Barbarların İstilası yine 56. dakika. Ölümüne yaklaşırken hayatını sorgulayan RÈmy yine aynı hastane odasında, bu kez tekerlekli sandalyesinde serumunun kordonuyla kavga etmektedir.
RÈmy: Keşke en azından yazsaydım.

Natalie: Hiçbir şey yazdınız mı?
RÈmy: Orda burada birkaç makale. Önemli bir şey yok.
Natalie: Neyi yazmış olmayı dilerdiniz?
RÈmy: “Gulag Archipelago/ Periyodik Tablo”.





FARKLI PERSPEKTİFLER
“Periyodik Tablo”, bir çırpıda okunduktan sonra her kütüphanede kendine farklı yer bulacak bir eser: Bazılarımız otobiyografilerin yanına koyacağız, bazılarımız en sevdiğimiz hikaye kitaplarının yanını uygun göreceğiz; bazılarımız bilim kitaplarının durduğu rafı tercih edecekken, bazılarımız, tarih kitaplarına komşu yapacağız. Levi’nin kaleminin kuvveti de buradan geliyor zaten; farklı perspektifleri eşanlı kullanarak ahtapot gibi okuyucu sarıyor, hepsi birbirinden güçlü kolların sinerjisiyle kendisini büyük yazarlar sınıfına atıyor. “Periyodik Tablo” bir yandan Büyük Britanya Kraliyet Enstitüsü tarafından gelmiş geçmiş en iyi bilim kitabı payesini alırken, aynı zamanda en iyi anı-biyografi kitapları sıralamalarında her zaman ilk ona giriyor. Bu onurlar yetmezmiş gibi, kitap kaçırılmayacak tasvirler ve betimlemelerle dolu metaforik bir hikaye kitabı olarak da saygı görüyor.

22 hikayeden oluşan “Periyodik Tablo”, Levi’nin kimyagerliği, faşizmin bedenine ve ruhuna yükledikleri ve Yahudi kimliği (ki ironik bir biçimde kendisi Ateist) üzerinde yükseliyor. Oyun alanını, kimya derslerinden hatırlayacağınız Mendeleyev’in devrimci buluşu periyodik tablosunun 22 elementinden oluşturmuş, kendi hayatını da zaman çizelgesi olarak yanına oturtmuş. Tablonun kutucuklarını da tecrübeleri ve enfes hikaye yazma becerisiyle tarayarak doldurmuş. Levi’nin her bölümün başrolünü bir elemente adaya adaya, yazar Levi’nin dilinden bir bilim adamından yazara dönüşüşüne de tanıklık ediyoruz.

Levi’nin anlatımda en öne çıkan karakter nesnellik. Bunun yanında her daim çok yönlü, çok boyutlu, objektif, adil ve soğukkanlı. Asla fevri değil; aklın devrede olduğu ikinci tepkiyi birinciden hep daha önce veriyor. Yaşadığı onca zulme rağmen tonu kızgın, hikayeleri karanlık değil. Hiçbir satırda düşmanlık ve nefretin tadını almıyorsunuz. İnsan, Levi’nin dinginliğine baktıkça kendisinin bugüne kadar kin tuttuğu ufak olaylara, popüler tabirle, hayret ediyor!

KARŞI MADDE SAVUNUSU
Kitapta hayal kırıklığı, pişmanlık, umut, neşe, nefret, coşku gibi yüksek duygulara pek rastlanmıyor. 22 hikaye boyunca nadiren tutkuya dair bir şeyler yakalayabildiğiniz tek konu kimya. Hatta yazdıklarının mayasında aşk ve sevgi bile yok denebilir. Sahneleri renklendirmek daha çok okuyucuya bırakılmış. Nesnelliğin bu kadar önde durduğu bir anlatımda yaşadıklarının içine sizi sokma becerisi belki de Levi’nin en büyük başarısı.
Sadece kendisinin üyesi olduğu, bir çeşit neorealizm alt dalına mensup demek lazım belki de. Ruha (spirit) karşı maddenin savunucusu Levi: 68 ruhu, faşizmin ruhu, kolej takımı ruhu vs vs. tüm ruhlar belirsiz kavramlar, sınırları ve kapsamları belli değil. Ruh içsel ve sınırları belirsiz; ruhun sorgulanması güç. Ruh test edilemez, inanıyorum lafıyla baş edilemeyeceği gibi ruh da tam kesinlikle reddedilemez. Bu halleriyle sömürüye çok açıklar, özellikle de iktidarın sömürüsüne. Levi de bunun karşısında; sorgulanabilir, dönüştürülebilir, mantığa dayanan maddeyi ruhun önüne koyuyor. En derin kavramları anlatırken bile temelde maddeden yola çıkıyor. Bu haliyle madde hayatının kabusu faşizmin de antidotu. O yüzden Levi için oyun alanı hemen her zaman madde.



GÜÇLÜ BETİMLEMELER
Nesnelliğinden sonra, betimlemelerin kuvveti kitabın bir başka karakteristik özelliği olarak öne çıkıyor. Özellikle karakter betimlemeleri tepe çentik kalitesinde: Sadece Demir bölümündeki Sandro’yu anlattığı birkaç paragraf bile kitabı okunmaya değer kılıyor. Betimlemeleri ile ilgili en önemli damga her zaman dinamik olmaları; Levi zamanı durdurma ihtiyacı hiç hissetmiyor. Hikaye akarken aynı zamanda şahane betimlemelerle kendinizi hikayenin içindeki Lager’de bulmanız, karakterleri anneleri kadar tanımanız mümkün. Bakalım siz de benim duyduğum netlikte duyabilecek misiniz Levi’nin Fliegeralarm’ını (uçak alarmı):
“Yeni bir şey değildi ama her duyduğumuzda keskin bir acının omurgamızdan aşağı kadar dolandığını hissederdik. Dünyevi bir ses değildi ve fabrikaların sirenlerine benzemezdi. Bütün bölgede duyulacak kadar yüksek tonda, ritmik bir biçimde spazmodik bir tizliğe ulaşan ve yavaş yavaş gök gürültüsü homurtusu halini alana kadar azalan bir sesti. Gelişigüzel bir buluş olmadığına eminim zira Almanya’da hiçbir buluş gelişigüzel olamaz. Kaldı ki amacına ve arkadaki fona mükemmel uymaktaydı: Bu alarmın, içine hiddet ve gözyaşlarını, kurtların dolunaya uluyuşunu ve bir tayfunun nefesini hapsettiği gaddar bir müzisyen tarafından bestelendiğini düşünmüşümdür. Herhalde Artolpho’nun borusu da böyle ötmüştü. Yalnızca bombaları haber verdiği için değil, tınısında yaralı ve devasa bir hayvanın haykırışlarını hissedebileceğiniz dehşet nedeniyle de paniğe yol açıyordu.”

“Periyodik Tablo”da lüzumsuz tek kelime bile bulamayacaksınız, beherine dikkatle tam 23 damla hidroklorik asit koyan kimyager hassasiyeti hissediliyor. Levi, bu kitabında da duru ve net meşrebini, az sözle çok şey anlatan bir kesinlik üstadı olduğunu ortaya koyuyor. Ünlü akıcılığını da bu sayede yakalamış. Bir odadan çıkmadan bir bölüm bitirdiğiniz bölümler bile bir tren kovalamacası sahnesi kadar akıcı. Betimleme gücünün ve akıcılığının temelinde kimyagerliğinin getirdiği analitiklik ve Allah vergisi yaratıcılığı yatıyor. Yaratıcılığı kavramlar arası zıplama becerisi, kurulmamış ilişkileri anlamlı bir şekilde kurma yetisi olarak da tanımlayabiliriz. Bağladığın kavramlar arası mesafe ne kadar fazlaysa o kadar yaratıcısın. Çinko hikayesinde bu zıplamalara en açık şekilde şahit oluyoruz: “Kitabın üzerinde bir uyarı gördüm... Çinkonun saf haldeyken son derece farklı bir tutuma sahip olduğu belirtilmişti. Bu haldeyken saldırılara karşı inatla direniyordu. Bu durumdan iki felsefi sonuç çıkartmak mümkündü: Ya bir zırh gibi kötülükten koruyan saflığa ya da değişimler sayesinde yaşama erişim sağlayan katışıklığa övgü. Mide bulandıracak kadar ahlaki görünen ilk çıkarımı eledim. Ne de olsa tekerleğin dönebilmesi, yaşamın devamı devam etmesi için kirliliğe ve kirlilik kirliliğine ihtiyaç vardır. Aynı toprağın verimlilik için katışıklığa gerek duyması gibi. Bize görüş ayrılıkları, farklılıklar, tuz ve biber gerekir: Faşizmin yasakladığı ve nefret ettiği özellikler. İşte tam da bu nedenle Faşist olamazsın: Faşizm herkesin eşit olmasını ister ama sen farklısındır. Lekesiz erdem olmaz, varsa bile tiksindiricidir.”

KARBON GÜZELLEMESİ
22 hikaye içerisinde kitabın ruhundan uzakta duran dört bölüm var: Argon, Kurşun, Cıva ve Karbon. Karbon, varoluşumuza vesile olan temel elemente bir güzelleme olarak yazılmış. Argon, kitabın diğer hiçbir bölümde hissedilmeyen didaktiklik ve durağanlıkla biraz dışarıda duruyor ve Levi atalarını, içinde büyüdüğü alt-kültürü tanıtıyor. Kurşun ile cıva ise Auschwitz’le yaralanmadığı gençlik döneminde yazdığı hikayeler; ruhu trajediyle yıkanmasa, nasıl bir yazar olabileceğine dair ipuçları kaçacak gibi değil. İçlerinde umut gibi post-Auschwitz hikayelerinde rastlamadığımız farklı duygulara rastlamak mümkün. Taze bir yazarın tomurcuk hali gösteriyorlar, hayal kurduruyorlar. Bu dört bölüm, bilgisayar oyunlarının ana hikayelerinin dışında duran mini-oyunlar gibi. Auschwitz-zede Leviye dönecek olursak: “Almanlar emirleri sorgulamazlar” diyor Levi; aslında genetik bir Alman özelliği değil hedefindeki, Nazi kültürü. Ve o dönemdekilerle aynı DNA’ları taşıdığımıza göre içimizde bu potansiyeli barındırdığımız ve çerçeveyi yine bozarsak tekrarlanmaması için bir sebep olmadığı gerçeği önümüzde. Levi’yi yazmaya ve hikayesini anlatmaya iten temel dürtü de bu gerçekten besleniyor zaten. Bence bugün de Levi’nin uyarılarına kulak vermekte fayda var. Faşizm konusundan bize Primo Levi’den daha iyi ders verecek kimse yok:

Ders.1:
Faşizmin bileğini bükemediği adamlar
gölgelerinden çıktılar... Bize faşizmin sadece soytarılık ve dikkatsiz bir yönetim biçimi olmadığını, adaletin alenen, bilinçli bir şekilde reddedilişi olduğunu anlattılar. Bu rejim İtalya’yı haksız ve hasta bir savaşa sürüklemekle kalmamış, aynı zamanda bunu yüceltmiş ve emeğin sömürüsüne, düşünen ve esir olmak istemeyenlerin sessizliğine dayalı, sistematik, hesaplı yalanların üzerine kurulmuş tiksindirici bir hukuk ve düzenin bekçisi olmuştu.
Ders.2:
Kendimizi faşizmin düşmanı ilan etmiştik ama aslında faşizm, tüm İtalyanlara yaptığı gibi, bizim de üzerimizde etkili olmuş ve bizleri yabancılaştırarak yüzeysel, pasif ve küçümseyen kişiler haline getirmişti.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam