VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Beklentilere meydan okuyan gizem dolu gerçek hikâyeler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Beklentilere meydan okuyan gizem dolu gerçek hikâyeler

“Babamın Tanrı Olduğunu Sandım ve Ulusal Radyo’nun Ulusal Hikâye Projesi’nden Diğer Gerçek Hikâyeler” bildiğimiz Paul Auster kitaplarından biraz farklı çünkü Auster kitabın yazarı değil; derleyicisi. İçinde, farklı isimlerden 179 hikâyenin olduğu kitabın yazılışı ise hayli ilginç.

TEKİN BUDAKOĞLU


Paul Auster; “New York Üçlemesi”, “Leviathan”, “Ay Sarayı“ gibi her yeni kitabı dünyada olduğu kadar ülkemizde de adamakıllı etki uyandıran, azımsanmayacak okur kitlesine sahip bir yazar. Ancak ilginç bir isme sahip olan “Babamın Tanrı Olduğunu Sandım ve Ulusal Radyo’nun Ulusal Hikâye Projesi’nden Diğer Gerçek Hikâyeler” isimli yeni kitabı bildiğimiz kitaplarından biraz farklı çünkü Auster kitabın yazarı değil; derleyicisi. İçinde, farklı isimlerden 179 hikâyenin olduğu kitabın ortaya çıkış süreciyse hayli ilginç.

Paul Auster, 1999 yılının ortalarında, son kitabı hakkında Amerika’daki Ulusal Radyo’ya bir röportaj verir. Auster’ın katıldığı Weekend All Things Considered programının sunucusu Daniel Zwerdling, programa düzenli olarak katılıp katılmayacağını sorar. Zwerdling, hiç değilse, ayda birkaç kez programa katılıp hikâye anlatabileceğini söyler. Bir yazarı rutine bağlamak, metinlerin ortaya çıkacağı süreyi belli bir programa almak ya da metinlerinin konusunu peşinen belirlemek, asla kabul edemeyeceği bir tekliftir. Auster için de böyledir ve kendisini belirli bir plana bağlayamayacağı için bu teklife olumsuz yanıt verir: “Hiç ilgilenmedim. Kendi işim zaten yeterince zordu; beni ısmarlama hikâyeler yazmaya zorlayacak bir iş ihtiyacım olan en son şeydi. Ancak, ona nezaket gereği eve gidip düşüneceğimi söyledim.”

KURMACA VE GERÇEK

Teklife, Auster’ın çok sevdiği ve aynı zamanda kendisi de yazar olan eşi Siri, yeni bir boyut kazandırır. Radyoda, insanlardan kendi hikâyelerini yazıp göndermelerini ister; Auster de en beğendiklerini o hafta programda okuyabilecektir. Hikâyeleri toplama fikri, böyle ortaya çıkar. Kısa zaman sonra Auster programda hikâye duyurusunu yapar. Yine de bazı şartları vardır: “Hikâyeler gerçek olmalıydı; kısa da olmalılardı, ama konu ya da üslup sınırlaması olmayacaktı. Beni en çok ilgilendiren şey, dedim, dünya hakkında beklentilerimize meydan okuyan hikâyeler, hayatlarımızda, ailelerimizin tarihinde, zihinlerimiz ve bedenlerimizde, ruhlarımızda etkin olan gizemli ve bilinemeyecek güçlerin sırrını açığa çıkaran kısa hikâyeler. Başka bir deyişle, kulağa kurmaca gibi gelen gerçek hikâyeler. Büyük olaylar ve küçük olaylardı sözünü ettiğim, feci olaylar ve komik olaylar, kâğıda dökülecek kadar önemli olduğu hissedilen herhangi bir deneyim. Hiç hikâye yazmadıysanız endişelenmeyin, dedim. Herkes bir iki iyi hikâye bilir; yeterince dinleyici katılım çağrısına yanıt verirse, eninde sonunda kendimiz ve birbirimiz hakkında şaşırtıcı şeyler öğrenmeye başlayabiliriz.”

Auster için bu oldukça ilginç bir deneyim olacaktır: kendisine gelen ve bir ucu gerçeğe dayalı olan bu hikâyeler sayesinde “bir Amerikan gerçekliği müzesi” oluşturmayı hedefler.

Auster’ın çağrısının etkisi, düşündüğünden de güçlü olur ve bir yılda, dört binin üzerinde hikâye gelir. Bir kâğıt denizinde yüzer Auster. Kimi zaman saatlerce hikâyelerin olduğu masanın başından kalkmadan, günlerce süren bir okuma macerasına girişir. Üstüne üstlük, düşündüğünden çok daha zor anlarla karşılaştığı da olur: “Evet, bazı meczuplar tarafından birkaç taşlama ve eleştiri yazısı gönderilmişti, ama beklediğimden çok daha az sayıda. Kennedy suikastıyla ilgili sarsıcı açıklamalara maruz kaldım, güncel olayları İncil’den ayetlere bağlayan karmaşık yorumlarla karşılaştım ve altı şirket ve devlet kuruluşunun aleyhindeki davalarla ilgili gizli bilgileri öğrendim.”

Auster’ın bazı zamanlar, bu hikâyelerden derin anlamlar çıkarttığını düşünmek de mümkün: “Hepimizin görünenden derin yaşamları var. Hepimiz bu dünyanın parçası olduğumuzu, ama ondan sürgün edildiğimizi hissediyoruz. Hepimiz kendi varlığımızın alevlerinde kavruluyoruz. İçimizdekileri anlatmak için sözcükler gerekli; katılımcılar da, onlara kendi hikâyelerini anlatma fırsatı verdiğim, ‘insanlara seslerini duyurma olanağı sağladığım’ için bana tekrar tekrar teşekkür ettiler. İnsanların söyledikleri çoğu zaman hayret verici oldu. Çoğumuzun kendi içimizde ne kadar derin ve tutkulu yaşadığımızı her zamankinden daha çok takdir ettim. Bağlanma duygularımız çok şiddetli. Aşklarımız bizi mahvediyor, bizi tanımlıyor; kendimiz ve diğerleri arasındaki sınırları aşındırıyor.”

Auster, nihayetinde Ulusal Hikâye Projesi’nin bir kitaba dönüştürülmesine karar verir. Kitabın içinde yer alan 179 hikâye, çeşitli yaş ve meslek grubundaki insanlara ait. Kitabı, yazarların üslup ve yazı stillerini biraz daha derli toplu aktarabilmek için on ana başlığa ayırmış Auster. Bunlar sırasıyla; hayvanlar, nesneler, aileler, komedi, yabancılar, savaş, aşk, ölüm, düşler ve düşünceler. Her bölüm kendi temasına uygun, çoğunlukla sarsıcı hikâyelerden oluşuyor. Kitabın her ayrıntısıyla Auster’ın içine sindiğini hemen her paragrafta anlamak münkün: “Bu kitap başka türlü, saf ve fazlaca kişisel; yazarlarda eksik olan beceriler ne olursa olsun, yazılanların çoğu unutulmaz hikâyeler. İnsanların kitabı bir damla gözyaşı dökmeden, bir kez bile olsun kahkaha atmadan baştan sona okuyabilecek olmalarını hayal etmek benim için çok güç.”
Bir şekilde, derleyicisinin de dediği gibi, kusurlu fakat gerçek yaşamların yansıması bu öyküler. Hayatın kendisi gibi. Bir yanılgıya düşmeyelim: Auster, kalemi ve düş gücüyle yok belki bu kitapta fakat edebi zevki, beğenileriyle her hikâyenin merkezinde görünüyor.

Paylaş