VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Ben bir mahpus defteriyim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ben bir mahpus defteriyim

Türk şiiri denince akla Nâzım, Nâzım diyince akla şiir gelir. Türk edebiyatına adını şiirleriyle yazdıran Nâzım denince akla ne yazık ki “mahpushane” de gelir. Dizeleri hafızalara kazınan, tiyatrolara, filmlere geçen şairin hapishane defterleri, tıpkıbasım olarak Yapı Kredi Yayınları’nın 5000’inci kitabı olarak yayımlandı. Defterler, onun acılarını, sevinçlerini, kırgınlarını, ümitlerini görebilmek için büyük fırsat.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


Bazı insanların adını duyduğunuzda içinizden bir pınar akar sanki. O adın zihinde ve kalpte yankılandırdıklarıyla çağrıştırdıklarına bırakırsınız kendinizi. Düşünür, zihninizde canlandırır, anlamlandırır ve hayatınıza kattığı anlamı ararsınız. Bu bazen sadece bir kelimedir bazen koca bir roman, ya da bir resim. Bir insan size bir kelime de bırakabilir, bir resim de bir roman da bir cümle de. Ama her ne bırakırsa bıraksın, o şey sizde “bir etki bırakmışsa” o zaman kalıcılığı elde etmiş demektir.

Nâzım Hikmet’i düşünün. O, herşeyden önce Türk şiirini ifade eder. Dili kullanışı, duygularını aktarışı, kimi zaman haykırışlarıyla ortaya çıkarır şiirlerini. Ne yazık ki Nâzım ömrünün on iki yılını hapishanede geçirdi. 61 yıl süren yaşamına pek çok eser sığdıran, şiirleri, oyunları, mektupları, anıları kitaplara sığmayan, hakkında tiyatro oyunları sahnelenen, filmler çevrilen Nâzım Hikmet Ran, Moskova’ya gömüldü ve “Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü/ ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün/Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni” dediği vasiyeti yerine getirelemese de 2009 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını yeniden kazandı.
Yayınlattıklarının yanı sıra Nâzım’dan geriye pek çok not, mektup ve defter kaldı. Bunların neredeyse tamamı oğlu Memet Fuat’ın kitaplığındaydı. Araştırmalarında Handan Durgut’un öncülüğünü yaptığı bu kitaplıktan ilk olarak “Çankırıdan Pirayeye Mektublar”(İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları) başlığıyla yolladığı defterin tıpkıbasımı yapıldı


Ardından “Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi” ismiyle şairin açlık grevinde tuttuğu notlar, Piraye’ye yazdığı bir mektup ve birkaç dergiyi içeren bir tıpkıbasım yapıldı. Tıpkıbasımların üçüncüsü ise Piraye’ye yazdığı 26 mektuptan oluşan “Sana Gelince” (YKY) olmuştu.

Şimdi ise şahane bir tıpkıbaskımla karşı karşıyayız: Nâzım’ın 1937-1943 yılları arasında İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa hapishanelerinde tuttuğu 6 cep defteri “Nâzım’ın Cep Defterlerinde Kavga Aşk ve Şiir Notları” adıyla yayınlandı. Memet Fuat’ın “Bunu yapmak çılgın yayıncı ister” dediği ve Yapı Kredi Yayınları’nın 5000’inci kitabı olarak yayınlanan tıpkıbasım, edebiyat çevresince büyük heyecanla karşılandı zira bu defterler, yazarın hapishanede tuttuğu defterler.

Defterlerde şair olarak ustalığını, nasıl yazdığını, davalar süresince şaşkınlığını, masumiyetine inancını görüyorsunuz. Ayrıca koşullarını, o dönemi ki savaşlar var, kendi yaptığı haritalar üstünde cephe cephe takip etmeye çalıştığı, yokluk, yoksunluk dönemleri… Her şeyin farkında üstelik, buna rağmen ümidini kaybetmediği gibi, etrafındakilere de bulaştırma çabasında. Şair Nâzım’ı, âşık Nâzım’ı, insan Nâzım’ı, meselesini “Esir düşmekte değil, / teslim olmamakta bütün mesele” diye ifade eden Nâzım’ı daha iyi tanımak için ipuçlarıyla dolu defterler.

Defterlere basılış sürecini ve her bir defterin detaylı olarak hikâyesinin yer aldığı “Zeyl” eşlik ediyor. Projenin sorumlusu Handan Durgut şöyle diyor: “Notlar çözüldükçe şiirlerin çoğunun Dört Hapisaneden olduğunu gördük. Sonradan İnsan Manzaraları’na dönüşecekler de az değildi. Piraye’ye aşkı da notlanmıştı. Üç davasından notlar da içeriyordu. Cebe sığacak kadar küçüktüler ve Nâzım Hikmet’in şairliğinin yanı sıra âşık ve mahkûm halini de gösteriyorlardı. Böylece bu çalışmanın adına karar verilmiş oldu.”
“Burası benden başka kaç insanın evidir?/ Bilmiyorum/ Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte onlar benden uzak” diye düştü defterine, ardından şöyle devam etti “(...) Bugün pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar./ Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak/ bu kadar mavi/ bu kadar geniş olduğuna şaşarak/ kımıldanmadan durdum.” dizelerinin yazılışına tanıklık edebileceğiniz defterler bu büyük yazarın sevinçlerini, hüzünlerini, kırgınlıklarını, acılarını, özlemlerini bulabileceğiniz eşsiz bir okuma sunuyor.



Âşık ve mahkûm halini de gösteriyorŞUBAT

YÜCEL Demirel editörlüğünde Erden Akbulut, Yeşim Bilge, Handan Durgut, Mehmet Ulusel’den oluşan Piraye Koleksiyonu Çalışma Grubu tarafından yayına hazırlanan defterlerin yayımlanma ve keşfedilme sürecini Handan Durgut anlattı.

Nâzım Hikmet’in cep defterlerinin basılması nasıl gündeme geldi? O süreç nasıl ilerledi?
2002’de kaybettik Memet Fuat’ı. 2004-2011 yılları arasında, Memet Fuat’ı anma günlerinde 7 yıl boyunca o güne özel mini sergiler ve kısa metraj filmler hazırlıyorduk. Malzemesini Memet Fuat’ın kitaplığından oluşturduğumuz çalışmalardı. Elimizdeki videolardan birinde bu defterler hakkında Yeşim Bilge’nin “Tıpkıbasımlarını yapsak ne güzel olurdu” yorumu üstüne Memet Fuat’ın “Bunu yapmak çılgın yayıncı ister” dediğini fark ettik. Öyle bir tonda söylüyordu ki bunu, çok istemiş ama yapamamış olmanın üzüntüsüyle… Sanki içinde ukde kalmış gibi, sanki vasiyet eder gibi. “Çankırıdan Pirayeye Mektublar” böyle basıldı. O defterler arasında basılmaya en hazır olanıydı. Sonra sıra bu 6 deftere geldi.

Ne kadar sürdü?
2014 yazında başladık. Defterler taranıp önümüze geldiğinde bulmaca çözmeye başladık. En okunaklısı Beşinci Defter’di. “Çankırıdan Pirayeye Mektublar”ın müsveddesiydi. 40 Çankırı, 41 Bursa. Ya diğerleri? Transliterasyonları bekledik sabırsız, heyecanla… Bir yandan da Latin alfabesiyle yazılı notları çözüp tarihlemeye koyulduk. Sonra da sırayla sayfa sayfa, satır satır, bazen kelime kelime ilerledik. Hâlâ çözülmemişler de var. Kim bilir okurlardan çözen olursa paylaşmasını dileriz.

2005’ten beri Memet Fuat Kitaplığı’nın düzenlenemesini üstleniyorsunuz. Nasıl bir kitaplık bu?
Baştan çıkarıcı. Bazı raflar, bazı kitap sırtları tehlike arz edecek kadar tahrik ediciydi. Nâzım Hikmet’in ilk baskıları bunlardandı. Süreli yayınların çoğu hakeza. Düzenleme denemez. Düzenliydi zira. Bizim yaptığımız bir tür envanter çıkarmaktı. Memet Fuat’ın kitaplığını kayıt altına alıp araştırmacıların, ilgilenenlerin yararlanmasını sağlamaktı amacımız. 2005-2007 arasında iki seneden biraz fazla sürdü kayıt işlemi. Altı ayda tamamlanabilecek bir çalışmaydı, 4 katı bir zamana yayılmasının müsebbibi işte o tahrik eden raflar, kitaplardır. Tehlike, önceden belirlediğim kayıt düzeninde aklımın, gözümün kaymasını engelleyememekteydi. Öncelik talep ediyorlardı. Merak ediyordum. Arada dayanamadığım oldu. On beş binden fazla kayıt… Kitaplığın yanı başında bir de dosya dolabı vardı ve bir de sandık. İmzalı kitaplar, mektuplar, desenler, klişeler, de Yayınevi belgeleri… Sayfa kenarlarına alınmış notlar… Tiyatro broşürleri hatta… Arayıp da bulunamamış kitaplarla karşılaşmak… Beni yolumdan alıkoyan çok malzeme vardı. Ben masumum yani.


Mehmet Ulusel/ Tasarım/ Defterlerin aslına uygun olması için uğraştık

Tasarımı oluştururken nelere dikkat ettiniz?

Öncelikle okunaklı/anlaşılır olması ve tasarımın defterlerin kendilerinin önüne geçmemesi önemliydi. Tabii baskıda defterlerin aslına uygun olması için de Ofset Yapımevi ile birlikte çok çaba harcadık.

Bu işin sizin için önemi ve zorlukları nelerdi?
Nâzım Hikmet’in bu güne kadar kimsenin görmediği defterlerinin ortaya çıkıyor olması bu nedenle de “düzgün” bir çalışma yapılması gerekmesiydi. Zorluktan ziyade en çok dikkat gerektiren konu sayfalardaki notların, yazıların, şiirlerin doğru okunması ve bunların sayfalarda yerli yerinde verilebilmesiydi.

Defter 1
Birinci defter 1937 tarihli. “Talihsiz Yusuf’un Gemisiyle Barselon’a Seyahat” şiiriyle ilgili karalamaları ve “Piraye Ran” yazdığı sayfalar dikkat çekiyor. Hatta bu defterde ilk kez Nâzım, “Piraye Nâzım Ran” yazmış. Bilmeyenler için 1943’te Soyadı Kanunu çıktı ancak Nâzım, soyadı almamakta direndi. Eşi Piraye ise hiçbir anlam içermemesi nedeniyle “Ran”ı seçti.

Defter 2
1938 Harp Okulu Davası boyunca tutulduğu Ankara Merkez Komutanlığı Hapishanesi’nde tuttuğu defter. Boyutu: 8,4x11,5 cm. Bu defterin en dikkat çekeni “Dışarıda bahar geldi karıcığım” ve “Bugün Pazar/ Beni ilk defa güneşe çıkardılar” diye başlayan ve sonradan “Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları” başlığı altında toplanmış 3 şiirin taslaklarını içermesi.

Defter 3
1938-1939 Erkin gemisinde ve İstanbul Tevkifhanesi’nde kullandığı defter. Boyutu:7,4x11,4 cm. Bu deftere Donanma Komutanlığı soruşturma notlarını düşmüş. Ancak ajandanın başındaki “Acenda Sahibinin” bölümüne adresine “Hapishaneler”, Otomobil numarası (plakası) bölümüne de “Alay mı ediyorsun?” yazmış olması ilgi çekici.

Defter 4
1939 İstanbul Tevkifhanesi’nde ve 1940 Çankırı Cezaevi’nde kullandığı defter. Boyutu: 8x13,5 cm. Nâzım bu deftere en sevilen şiirlerinden “Yine Ölüme Dair”in şu dizelerini düşmüş: “Zevcem/ ruhu revanım/ Hatice Pirâyende/ ölümü düşünüyorum/ geçen ömrümüzü düşünüyorum./.../ nasıl ve nerede ölürsek ölelim/ seninle biz/ birbirimizi / ve insanların en büyük dâvasını sevebildik/ -dövüştük onun uğruna-/ yaşadık/ diyebiliriz.”

Defter 5
1940’ta Çankırı Cezaevi’nde ve 1941’de Bursa Hapishanesi’ndeki defteri. Boyutu 8.7x14 cm ve en kalın defter. Defterde “Çankırı’dan Piraye’ye Mektuplar”ı görüyoruz ve ünlü yazarın bütçe ve hesap kayıtlarını da bu defterde tuttuğu görülüyor.

Defter 6
Altıncı ve son defter, 1941 ve 1942’de Bursa Cezaevi’nde cebindeki defter. Boyutu: 7x11 cm. Nâzım bu defterinde “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı yazmayı sürdürmüş.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2018 Yıl : 14
Sayfa : 171