VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
02 Kasım 2012 Cuma | Anasayfa > Haberler > “Ben Bond... James Bond”
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

“Ben Bond... James Bond”

James Bond gösterime girer girmez büyük boy bir mısırla ben de soluğu sinemada alacağım. Çünkü hiçbir ajan ona benzemez, benzeyemez.

O kadar ünlüdür ki, yaratıcısı Ian Fleming’ı bile gölgelemiştir. Oysa yaratıcısı ve kahramanının yaşamının örtüştüğü o kadar çok ortak nokta vardır ki... Neler mi? İşte 8 maddede yazar ve kahramanı arasındaki benzerlikler.

1) Fleming, 28 Mayıs 1908’de doğar. Bu tarih aynı zamanda dikkatli okur ve gözlerin bildiği üzere James Bond’un ve İngiliz Gizli Servisi’nin düşmanı, kötü adamımız Ernst Stavro Blofeld’in de doğum tarihidir.

2) Fleming Eton Koleji’nde okur ama bitirmeden ayrılır, kahramanı Bond da 1940’ta bu kolejden kovulur!

3) Fleming dışişleri bakanlığında çalışmak ister. Bu yüzden de staj ve dil öğrenimini Avusturya’nın Kitzbühel kasabasında Fransızca ve Almanca üzerine yapar. Malum kahramanı da her konuda olduğu gibi dil konusunda da pek beceriklidir.

4) Iam Fleming’in çok sevdiği ama ayrıldığı nişanlısının adı Monique’tir, tıpkı Bond’un annesinin adı gibi!

5) 1940 yılında İngiliz donanma istihbaratına subay olarak girer. II. Dünya Savaşı’na giren ülkelerin coğrafi yapısıyla ilgili raporlar yazar. Bu ülkeler daha sonra birer birer Bond’un maceralarında karşımıza çıkar.

6) II. Dünya Savaşı’nda Alman hatlarının arkasında istihbarat toplamak için çalışır ve 30AU oluşturur. Bu birimin başındaki Margaret Priestley James Bond’un vazgeçilmez karakteri Miss Moneypenny olacaktır.

7) Fleming yeme-içmeye düşkündür. Bu da romanlarında uzun uzun ankatılan yemek ve içki tariflari olarak ortaya çıkar ki, Bond’un martinisi de bunlardan biridir.

8) Gelelim Bond’un adına. Ünlü kahraman adını Ian Fleming’in yazma tutkusunu görüp ona Jamaika’daki evlerini açan Bond ailesinin kuş bilimci oğullarından alır. Böylece yazar kahramanını yaratmasına yardımcı olan ailenin adını da ölümsüzleştirir.

Kara Kule serisinin 8’inci kitabı

Stephen King’in merakla beklenen “Kara Kule” serisinin 8’inci kitabı haftaya çıkıyor. Kurgunun büyük ustası, vermiş olduğu çok nadir “demeçlerden” birinde bu kitabını yazış sürecini şöyle anlatmıştı: “Bir sonraki kitabımın edit edilmiş müsveddesine bakıyordum ki, bir noktada Orta Dünya ile ilgili tekrar düşünmeye başladım. Roland ve ka-tet’in başlıca hikâyesi anlatılmıştı ama fark ettiğim üzere anlatım sürecinde bir delik vardı: Roland, Jake, Eddie, Susannah ve Oy’un başına Zümrüt Ülkesi’ni terk ettiklerinde (Büyücü ve Cam Küre’nin sonu) ve onları Calla Bryn Sturgis civarlarında tekrar ele aldığım dönem arasında (Calla’nın Kurtları’nın başları) neler oldu? Bir fırtına da karar kılmıştım. Ani ve berbat bir fırtına... Atlılardan oluşan bir sıra görüntü görüyordum, içlerinden biri tozların arasından öne çıkıyordu; Roland’ın eski dostlarından Jamie DeCurry’di bu. Sonra bir direğin üzerine asılmış bir kafa gördüm. Tamamen tehlikeyle dolu bir de bataklık... Sonuç “Anahtar Deliğinden Esen Rüzgâr (The Wind Through the Keyhole)” oldu.”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam