VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Ben hala babamın öldüğü evde iç çeken çocuğum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ben hala babamın öldüğü evde iç çeken çocuğum

Şair- yazar Kadir Aydemir yeni kitabı “Ay Yağmurları”ndaki öyküleri için “ Edebiyat benim için mutluluğu anlatma yolu değil. Pembe hayallere inanmıyorum. İnsanın acısını, küçük hayat bağlarını, yaşam tanıklıklarını yazmayı seviyorum” diyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


Ay Yağmurları” önceki öykü kitaplarınızdan farklı olarak “zaman” kavramına yoğunlaşıyor ve insanın yalnızlığına, doğa karşısında çaresizliğine odaklanan hüzünlü öyküler barındırıyor. Neden hüzün baskın bu kitabınızda?

Edebiyat benim için mutluluğu anlatma yolu değil. Pembe hayallere inanmıyorum. İnsanın acısını, küçük hayat bağlarını, yaşam tanıklıklarını yazmayı seviyorum. Yolculuklara çıkıyorum, insanlarla konuşuyorum, gözlemler yapıp notlar alıyorum. Doğaya hayranım gerçekten de, ayrıntıları izleyip insanla buluşan edebiyatı arıyorum desem yeridir. Belki de tüm yolculuklarım bu yüzdendir. Yalnızlık ve zaman ilişkisi şiirsel bir karanlıkla sarılı. Belki de, bu noktada yazının kendisi çaresizliktir, kim bilir... Karmaşık duygularla örülü şiirsel ve keskin bir dil, benim için önemli olan. Yani ne anlattığım değil, neyi nasıl anlattığım daha önemli.

“Ay Yağmurları” duygusal bir anlatımı çağrıştırıyor. Kitaba bu ismi vermenizin özel bir nedeni var mı?

“Ay Yağmurları”, uzun zaman üzerinde düşündüğüm ve adeta bir hediye gibi gelen bir isim oldu. Bir kitaba ad koymak o kadar zor ki... Yazmak kadar zor... Duygusal bir çağrışım, evet, çünkü yürekle bakarak yazdığım kısa öyküleri bir araya getirmeye çabaladım. Önceki öykü kitaplarım “Aşksız Gölgeler” ve “Sonsuz Unutuş”ta da benzer deneyler yapmıştım, ama bu kitabın izleği biraz daha farklı oldu. “Ay” benim doğuştan en büyük metaforum. Doğanın, her şiir kitabımda ve yazdığım her metinde şamanik bir baskınlığı, etkisi var. Sanırım doğup büyüdüğüm yerlerin, alt kültürümün, içine doğduğum o yoksul işçi insanların, ağaçların, hayvanların, evde gezinen böceklerin ve kapkara günlerin hediyesi oldu şimdi yazabildiğim her şey... Çocukluğuma teşekkür ederim. Yoksa yazmaya değmezdi.

Şiirlerinizde ve öykülerinizde yalın bir dil kullanıyorsunuz, ve kısa tutuyorsunuz. Yazınınızda kısa ve öz anlatımın yeri ne?

Haikular yazarak başladım şiire. Eksilterek ve az sözcükle yazıyorum, yakaladığım boşlukları zamana ve okura bırakıyorum, tamamlansın diye. Öyküde de romanda da şiirsel, kısa ve etkili anlatımı severim. Doğa bu kadar güçlüyken, hayatın içinde yol alan birisi sanırım ilk önce susmayı öğrenmeli. Yazıda da altın kural bu benim için.

Edebiyatın farklı disiplinlerinde de ürünler veriyorsunuz. Yazın dünyanızda şiir mi öykü mü daha önemli bir noktada?

Sanatçının her alanda üretken olması ve düşlediklerini özgürce paylaşmasından yanayım. Yazmaya şiirle başladım, onun yeri apayrı. Hissettiğim neyse onu yazmaktan yanayım. Önemli olan, nasıl yazdığımız...

“Şubat aylarından nefret ettiğinizi, yaşamınızdaki büyük kırılmaların, ayrılıkların, ölümlerin ve kaybedişlerin şubat ayında gerçekleştiğini söylüyorsunuz. Ancak kitaplarınızın çıkış zamanına baktığımızda Şubat aylarında yayınladığınızı görüyoruz. Bu makûs bir talihe bir nevi direnme çabası mı?

Şubat, babamın öldüğü ay ve ayrılıklar zamanı benim için. Uğursuz bir ay... Bilerek her kitabımı şubatta yayımlıyorum. Yitik Ülke’yi de şubatta kurdum. Yeldeğirmenlerine karşı, biraz da inadına... Yola devam.

Paylaş