VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2013 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ben hala küçük prensim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ben hala küçük prensim

Saint-Exupery’nin Küçük Prensini okuduğum andaki coşkuyu ve hazzı bir daha yaşayamam gibi geldi yıllarca. Aslında o hazzı ilk gençliğimin coşkusuyla daha bir köpürtmüştüm belki de.

Levent Tülek

Gözümün değdiği, kulağımın duyduğu ellerimin dokunduğu her şeyden haz aldığım, etkilendiğim, her gelincik açışına şaşırdığım ve hemencecik soluşuna üzüldüğüm, güneşi ve yıldızları birbirilerini kıskanmasınlar diye farklı farklı sevdiğim, içinde yaşadığım dünyanın, evimin, sokağımın, bakkalın, arkadaşların, yolların, plastik topların ve tabi ki birbirinden değerli kitaplarımın yaşamımı ve düş gücümü zenginleştirdiği yıllardı. Her şeyi okuyordum.




















Varlık Yayınları'nın "Çin Masalları" veya Reşat Nuri’nin "Araba Sevdası"... Hiç fark etmiyordu. Okula gitmek, sokakta oynamak, bisiklete binmek, demiryolu boyunca yürümenin arasına sıkıştırdığım ve çocukça törensel anlar yaratarak pötibör bisküviyi çaya batırarak bir yandan da bitmemesini umut ederek kitapları iştahla tükettiğim taze zamanlardı. Nereden elime geçti anımsamıyorum ama bir göktaşının üzerinde elleri cebinde ayakta duran sarı saçlı bir çocuğun bulunduğu davetkar kapağıyla bir kitabın daha ilk satırlarını okuduğumda oburca sevdiğim bisküvi-çay muhabbetini unutuvermiş, çayın soğumasına, bisküvinin çayın içinde eriyip hamur olmasına aldanmadan büyülenivermiştim. Bir pilot uçağıyla çöle düşüveriyor ve birden hayvanların dile geldiği fantastik bir dünyada saf, iyi yürekli ve pırıltılı bilgelikte bir çocukla, Küçük Prens’le yani benimle karşılaşıyordu. Ve inanılmaz güzellikte anlatımı, diyalogları ve betimlemeleri ile (ve de çizimleri) benim bayrak kitabım oluvermişti.
Gerçekte de pilot olan Saint-Exupery’nin "Küçük Prensi"ni okuduğum andaki coşkuyu ve hazzı bir daha yaşayamam gibi geldi bana yıllarca. Aslında o hazzı ilk gençliğimin coşkusuyla daha bir köpürtmüştüm belki de. Belki de bu kadar abartılı değildi okuduğum ve etkilendiğim kitap. O an dünyam zaten öyleydi. Çocuksu umutlarım, sevinçlerim, ideal bir dünya özlemim Küçük Prens’le örtüşüvermişti. Ama öyle olmadığını 1987 yılında Can Yayınlarının kitabı yeniden basması ile daha iyi anladım. Üstelik bu kez kitabı bir efsane ikili, Tomris Uyar ve Cemal Süreya birlikte çevirmişlerdi. Maalesef daha önce hangi yayıneviydi, kim çevirmişti anımsamıyordum. O çeviri bende ilkinden daha büyük bir deprem yaratıvermişti.
Taksim Sıraselviler’de, Haldun Taner’in yarattığı Devekuşu Kabare’nin salonunu Ali Poyrazoğlu devralmıştı. Muhteşem bir ekiple muhteşem oyunlar oynuyor, turnelere gidiyor, dostlar ediniyor, kitaplar okuyor, şairlerle, ressamlarla, yazarlarla tanışılıyor, efsane oyuncularla sahnede karşılıklı oynuyor, kısaca ayaklarımız yere basmadan, bulutların üzerini mesken tutmuş aşağılara inmiyorduk. İşte Küçük Prens’in bu yeni edisyonu elime geçtiğinde ilk gençliğimi anımsayıvermiştim. Kitabın sayfalarını karıştırdığımda sanırım Ege’de bir yerlerde turnedeydik. Penceresi yabancı bir şehrin çarşısına bakan bir otel odasında Küçük Prens’i okurken bir ‘an’ dışarı bakıverdim. O şehrin adı, coğrafyası, kimliği önemli değildi. Orası benim için “Büyük Çöl”’dü. Ben tiyatroyla o şehre düşmüş Küçük Prens’tim. Akşam sahne alacağımız tiyatro, oynayacağımız oyun, replikler, şakalar, alkışlar hepsi çöldeki canlılar gibi hayatımın çok önemli parçalarıydılar. (Pilot Ali Poyrazoğlu’ydu o zaman) Aradan geçen on yıl sonra "Küçük Prens"le aslında çocukluğumun donup kaldığını ve hiçbir zaman çözülemeyeceğini anladım. Ve bütün dünyanın öyle olmasını diledim. Kötülüğü, aptallığı, savaşları, kötümserliği affettim. Gezegenimize olan sevgim ve saygım daha bir coştu. Bu çocukça dilekleri sıradan bir optimist olmaya yeğledim. Ve VatanKitap’ın 10. Yılı için yazdığım bu yazıda tekrar sayfalarını karıştırdığım bu şahane kitap hatırına yine diliyorum.
Şairin dediği gibi “ne içindeydim zamanın/ ne de büsbütün dışında..." "Yekpare geniş bir an”ı yaşıyorum hala. Her izlediğim oyunda, her baktığım resimde, her filmde, her dinlediğim müzikte ve her okuduğum kitapta o “an”ı arıyor ve buldu mu bırakmıyorum. Bu yaşımda okuduğum ve iler ki yaşlarda tekrar okumaktan keyif alacağımı adım gibi bildiğim bu kitabı tekrar çocukluğuna dönmesini umut ettiğim bu dünyaya bağışlayacağım. Her kitap okuyucunun geçici ıssız adasıdır. O kitapla kendisi baş başadır ve fıkradaki gibi başka yanına alacağı üç şeye de pek ihtiyacı yoktur. Onun yoldaşlığı ve besin zenginliği bedenimizin içini de dışını da kurtarmaya yeter. Hayatın anlamı “an”lardaki mutluluğu tüm zamana ve mekana yaymaksa eğer, işte "Küçük Prens" bunun için biçilmiş bir kaftandır.
Bir çok genç arkadaşım bana sorar “abi, ne okuyalım?” diye. Benim önerdiğim ilk iki, üç kitaptan biridir "Küçük Prens." Onun dışında “Martı”, “Şeker Portakalı” veya “Küçük Kara Balık” öneririm. Çocuğun yaşı ne olursa olsun… İster on ister yetmiş… Onların meraklı gözleri ve heyecanlarını kendi “an”larımla paylaşabileceğim yeni yoldaşlar edinmiş olurum böylece. Bu gezegen için, diğer gezegenler için, kendi küçük gezegenlerimiz, evimiz, şehrimiz, ülkemiz için umudum artar…
“…Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiçbir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence?... Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi bu?... Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. “Çiçeğim işte şunlardan birinde” deriz kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir. Bu mu önemli değil?...”
Kendini çocukça sorularla mı yoksa derin bir felsefi metinle mi baş başa olduğunu anlamana fırsat vermeden aslında kabul ettirir tüm tezlerini, doğrularını Küçük Prens. Okuyucu olarak siz pilotun yerine koyarsınız kendinizi. Tıpkı kendi çocuklarınıza, başka insanlara, dünyaya kabul ettirmek ister gibi çocukça öğütler vermeye çalışırsınız içinizden ama hep yeni sorular yeni hesaplar çıkagelir… Hem de hep çalışmadığınız yerlerden… Tıpkı saf, dünyaya geleli birkaç yıl olmuş küçük bir çocuk merakıyla sorulan sorular gibi. Bu dünyanın içine bu kadar ettiğinizden, kirlettiğinizden, savaştığınızdan, kininizden, öfkenizden ve nefretinizden utanırsınız ya… İşte çalışmadığınız, uğraşmadığınız, beceremediğiniz, çuvalladığınız, barışamadığınız, affedemediğiniz, sevemediğiniz, sevişemediğiniz yerler bunlardır. Yo, sizi köşeye sıkıştırmaktan zevk almaz Küçük Prens’ler… Onların derdi dünyevi “an”ların dışındadır. Onlar bembeyaz bir evreni renkli kalemle boyamak isterler. Ama sizin kirlettiğiniz, karaladığınız, bozduğunuz bu beyazlığı kusursuz isterler… Bizim eğritip büktüğümüz, kendi kurallarımızı, kalıplarımızı, ahlakımızı, yasalarımızı pek de hemen kabul etmezler. Hatta öyle sorgularlar öyle bunaltırlar ki biz “büyük”leri, yalanlar söyleyip savuşturmak isteriz yakınında çikolata, şeker bulamayan rüşvetçi büyükler gibi…
Şimdi pek eskisi gibi turneler kalmadı. Sanat, tiyatro vs. yapmak yeldeğirmenlerine üfleyerek saldırmaktan beter. Tıpkı biten, kirlenen, bozulan bir sürü şey gibi… "Küçük Prens"i okuduğum küçük Anadolu şehrinin şirin otelinin pencerelerini özledim o yüzden. Belki o “an” çoktan yıkıldı gitti, tüm ruhsal dönüşüm projeleri ile birlikte… Ama kitap hala bende… "Küçük Prens" o “an”ın yok olmadığını kanıtlar gibi masamda duruyor. Bu küçük sarı kafalı çocuğa müteşekkirim. Sadece şu satırlar için bile iyi ki okumuşum:
“…Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin…”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163