VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Mart 2010 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Ben ki gülle bülbüle aşinayım, bu kitapta top ve tüfekle uğraştım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ben ki gülle bülbüle aşinayım, bu kitapta top ve tüfekle uğraştım

Dikkat: Bu bir İskender Pala kitabı değil bizzat İskender Pala""nın kitabıdır.

Fügen Ünal Şen

İskender Pala “Kapı Yayınları”dan çıkan son kitabı “İki Darbe Arasında” ile okurlarını şaşırttı. Pala’nın tılsımlı kelimelerle anlattığı efsunlu aşkları okumaya hazırlanan okur, yeni kitabın satırlarında 28 Şubat sürecini, ordudan atılan bir gencin yaşadığı maddi, manevi zorlukları, başörtüsü sorununu buluverdi. Üstelik o genç bizzat Pala’nın kendisiydi. İskender Pala da zaten “Ben ki gülle bülbüle aşinayım, bu kitapta top ve tüfekle uğraştım durdum. Okur üslubum nedeniyle şaşkın” diyerek tespitimize hak veriyor ve ekliyor: “Ama yaşadıklarımı kitaplaştırmam gerekiyordu. Benim gibi 28 Şubat’tan bir süre önce, YAŞ (Yüksek Askerî Şura) kararlarıyla ordudaki görevinden sorgusuz sualsiz, onuru kırılarak uzaklaştırılan kaderdaşlarımın sesi olmak için yazmalıydım. Belki bundan sonra alınacak kararlara bir faydası olur.” Sevgili okur, yazarın son kitabını bir “Pala kitabı” olarak değil “bir döneme başka bir bakış” olarak okumanızı öneririm. Kitabı okuyanlar yazarın o dönemde başından geçenleri öğrenecek nasılsa. Aşağıdaki röportaj ise kitapta yer verilmemiş kimi duyguları anlatıyor:

2003’ten beri basıma hazır, çekmecede bekleyen kitabınızı neden şimdi, 2010 Şubatı’nda yayınladınız? Askeriye, Ergenekon, tutuklanmalar bu kadar ön plandayken...
Ben kitabı yazarken Balyoz, Kafes, Ergenekon yoktu ki... Onlar çok sonra çıktı ve elbette ülkenin bir sürü problemi varken tenhada gözyaşı dökenlerin sorunu dikkat çekmeyebilir. Ama bir yandan da son günlerde yaşanan, değişimi gösteren gelişmeler var. Bundan kuvvet aldım diyelim. Başbakan’ının eşinin GATA’ya girememesi konusuna Genelkurmay Başkanımız “İnsani bir yaklaşım değildi” diyebiliyor artık. Bakış açıları değişirken başıma gelenlerin bendeki/ bizdeki derin izlerini paylaşmanın zamanıydı. Belki Genelkurmay Başkanımız bizler için de aynı şeyleri düşünebilir. 28 Şubat kaç yıldır hesaplaşmalarla geçiyor. Belki bir siyasi erk bu sancıyı dindirebilir. Kitabınızın tam adı “İki Darbe Arasında, İlginç Zamanlarda.”

Satırlarınızdan ilginç zamanların bir Çin bedduası olduğunu öğreniyoruz. Sizce Türkiye’deki “İlginç zamanlar” bitecek gibi görünüyor mu?
İlginç zamanlar insanların savrulduğu, beddua gibi zamanlardır. Bugünler gibi... Evet bence de bugünler ilginç zamanlardır. Ama örneğin 2024 yılında artık bunlar olmayacak. Gidişattan çok umutluyum. Ben askerliği hem içeriden hem dışardan yaşadım. Ordu-millet tanımını değiştirip demokratik millet olma yolunda adımlar atıyoruz. 13 yaşında kafasına şapka giydirdiğiniz insanlara “Bu ülkenin sahibi sensin. Her şey senden sorulur” deniyordu asırlardır. Şimdi ise ordu-millet olma geleneğimizi bırakıyoruz.

Yaşanılan sancılar bundan mı?
Elbette. Genelkurmay Başkanı’nı takdir etmek gerek, işi çok zor. Size silah emanet edilmiş, “Bunun sahibisin” denmiş. “Ülkenin sahibisin” denmiş. Şimdi ise dünyanın geldiği noktada silahın gücünü bir yana bırakma süreci yaşanıyor. Genelkurmay Başkanı tabanına bunu izah etmekte zorlanabilir. Bu bakımdan hasar almadan bu kurumu nasıl dönüştürürüm hesabı yapmasını takdir etmek gerek. 2 asırda 24 darbe yaşadık ve ilk defa silahlı kuvvetler, “TSK ülkenin selameti için yönetime el konmuştur” fikrini taşımıyor. Bu noktada Ergenekon olayını nereye koyacağız o halde? Onlar cahil, beceriksiz ve zavallılar. Onların hezeyanları yüzünden toplum geriliyor. Asker içindeki kötülükleri arındırmak gerek. Bu dönüşümü yaşıyoruz...

Kitabınızda YAŞ nedeniyle ordudan atılıp intihar edenlerden, “Onurları ellerinden alındı” diye söz ediyorsunuz. Ergenekon davalarında suçlanan ve intihara sürüklenenlerle ilgili de aynı hisleri mi taşırsınız?

Benim bakış açıma göre, kitabımda yazdığım intiharlar “onur intiharları”dır. Diğerlerinin intihara mecbur edildikleri bile konuşuluyor. İntihar süsü verilmeye kadar uzanan ihtimallerden söz ediliyor. Üç sebep olabilir: Ortaya çıktığında yükü kaldıramayacaktır, birisi tarafından zorlanır ya da cinayet işlenir intihar süsü verilir. Suçu ispatlanmamış insanların onur meselesi ortak değil mi burada? YAŞ’tan atılıp intihar edenlerde masumiyet var. Nereden biliyoruz bunu? Ve diğerlerinin masum olmadığını... YAŞ mağdurlarının yargılanma hakları yok. Kendilerini temize çıkarma imkânı yok. Suçluysa suçunu çeker ama önce yargılarsın. Ergenekon davasında intihar edenlerin yargılanma hakları var, dava sonucunu bekleyip onurunu kurtarabilir. Bu hakka rağmen intihar etmeleri nedeniyle ortak görmüyorum.

“ASKERİYE EŞİMLE MAHREM ALANIMIZ”
Eşiniz yazdıklarınıza ne söyledi?
Onun duyguları yok kitapta oysa başörtüsü nedeniyle sizin kadar o da başrolde. Eşimle, başörtülü bir evlilik yaptığımda henüz asker değildim. 12 Eylül şartları beni askeriyeye girmeye zorladı. O dönemde başörtüsü sorun edilmedi. Sorun olsaydı zaten kabul edilmezdim. Askerlikten çıkarıldıktan sonra bir kerecik bile o günleri konuşmadık. Cesaret edemedik. 24 ilâ 40 yaş arasını sildik. Çektiğim, içimi kavuran şeyleri paylaşırsam onu da üzerim diye düşündüm hiç konuşmadım. O da bana açmadı. Bu evliliğimizin mahrem alanıdır.

Sıradaki kitap nedir?
Yazıldı, bekliyor, Alevilik- Sünnilik üzerine. Çaldıran’a kadar giden bir araştırma... Başbakan’a imzalı kitap yolladım Başbakan Tayip Erdoğan’ın bir sohbette İlhami Erdil’e sizden “Bizim İskender” diye söz etmesi sizce bardağı taşıran son damla mı olmuş? Kitabınız yayınlandıktan sonra görüşebildiniz mi? Hayır görüşmedik. Aramasını da beklemem zaten. O kadar önemli işi var ki. Kitap gönderdiniz mi? Evet, imzalayıp yolladım. Okumuştur belki. Ya da kurmayları okumuştur, özetlemiştir. Ararsa mutlu olurum ama...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163