VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Ben ya büyük yazarım ya da dangalağın biri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ben ya büyük yazarım ya da dangalağın biri

Ruhsal durumundaki iniş çıkışlar, dönemin ünlü simalarıyla kurduğu ilişkiler, edebiyat çevreleri ve yazarlar hakkındaki görüşleri ama belki de en önemlisi, romanlarına konu olan karakterleri yaratırken aldığı yol... “Bir Yazarın Günlüğü”, edebiyat tarihin en önemli karakterlerinden Virginia Woolf’un Virginia Woolf olma hikâyesi.

Bir süredir kitaplıktan bana göz kırpan “Dalgalar” (Kırmızı Kedi) tam da okuma listemin en üst sırasına yükselip, koltuğun yanındaki sehpada yerini almıştı ki, bir kez daha bekleme listesine girdi. Zira öncelik, Virginia Woolf’un “Dalgalar”ından, “Bir Yazarın Günlüğü”ne geçmişti. Daha önce İletişim ve İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan kitap, bu kez de Everest etiketiyle kitabevlerinin “W” sırasına yerleşti.


2002 yılında çekilen "Saatler" filminde Virginia Woolf'u Nicole Kidman canlandırmıştı.

Adında günlük sözü olmasına rağmen, Virginia Woolf’un tüm hayatını anlatan bir kitap olduğunu zannetmeyin. (27 yıl boyunca tuttuğu günlükler, 1977 - 1984 tarihleri arasında beş cilt halinde yayınlandı.) “Bir Yazarın Günlüğü”, Woolf’un yazmakta olduğu romanların kahramanlarını yaratım sürecini, denemelerinin çıkış noktalarını, edebiyat eleştirilerinin arka planını yansıtan bir derleme. 1953 yılında eşi Leonard Woolf tarafından, orijinal günlüklerden seçilerek meydana getirilen bu çalışma, yazarın sanatal ve edebi yönünü detaylarıyla gün ışığına çıkarmak amacıyla hazırlanmış.

1918 yılında yazmaya başlıyor Virgina Woolf ve 1941 yılının 8 Mart’ına yani ölümünden 20 gün öncesine kadar aralıksız yazıyor.
gün yazmıyordu” diyor eşi Leonard Woolf verdiği bir röportajda; “Birbirini takip eden günlerde yazdığı olurdu ama genellikle, birkaç gün atlayarak yazardı. Bazen birkaç haftalık duraklamalar da olurdu. Ama 27 yıl boyunca tuttuğu günlük, neler yaptığı, kimlerle karşılaştığı, bu insanlar hakkında ne düşündüğü, kendisi, hayatı, yazdığı ve yazmayı umduğu kitaplar üzerine fikirleriyle dolu.” Uzayıp giden cümle kalıpları, farklı noktalama işareti kullanımı ve geliştirdiği yazım teknikleri nedeniyle Virginia Woolf zaten okuması, anlaması ve çevrilmesi çok zor bir yazar. Bir de tarih aralıkları uzayan, parça parça günlüklerse karşınıza çıkan, olay akışını algılamak yer yer zor olabiliyor. Bununla birlikte satır aralarında o yenilikçi, müthiş dehanın düşünce yapısını yakalamak, okurda hayranlık uyandırıyor.
Peki, 40’ın üzerinde öykü, deneme, eleştiri ve romana imza atan, dönemin üretken yazarlarından olan Woolf neden bir günlük yazma ihtiyacı duymuş? 1919 yılında, “Böylesine kendi keyfim için yazma alışkanlığının iyi bir alıştırma olduğuna inanmam” diyerek cevap vermiş sorumuza Woolf ve eklemiş; “Bağları gevşetiyor. Kaçırdıklarına, tökezlediği yerlere aldırmıyor. Kendi hızımla ilerlerken, amaçladığım nesneye en dolaysız, en ansızın vuruşları yöneltmeli, böylece de sözcükleri ele geçirmeli, seçmeli, kalemimi mürekkebe batırmam için gerekli olandan daha uzun sürmeyecek duraklamayla fırlatmalıyım.”


BAŞROLDE GÜVENSİZLİK

Virginia Woolf, “Kendiminkinin ne tür günlük olmasını isterdim?” diye soruyor satırlar arasında; ve verdiği yanıt, tam da ortaya çıkan yapıtı tanımlar nitelikte: “Seyrekçe dokunmuş ama derbeder olmayan, aklıma geliveren ağırbaşlı, belirsiz, güzel her şeyi kucaklayacak kadar esnek. Onun eski, ağır bir masaya benzemesini isterdim ya da insanın gözden geçirmeden içine her tür ıvır zıvırı tıkacağı, her şeyi alacak kadar geniş bir yolculuk çantasına.”
“Tam bir başarı olan kitabı asla yazmayacağım” diyor Virginia Woolf 29 Ekim 1922’de günlüğüne düştüğü notta. Gazete yazılarında dönemin en ünlü yazarlarını sivri dille eleştiren Woolf da elbette eleştiri oklarının hedefi olmuş. Günlüğünde yer yer güveninin kırıldığını yazarken, pek çok kez de kendini yetersiz hissettiğini anlıyoruz.

Kim düşünür Woolf’un yazınının yetersiz olabileceğini? “J.O.’yu (Jacob’un Odası) beğenenler ve beğenmeyenler için duyduğum o alışılmış kaygı yüzünden çok fazla tedirgin oldum, bu yüzden de ilgimi başka şeye yoğunlaştıramıyorum” diyor Woolf açık yüreklilikle. Devamında ise iyi ve kötü eleştirileri sıralarken kafasının ne denli karışık olduğunu söyleyip iyi bir yazar olup olmadığını sorguluyor: “Perşembe günü The Times’da çıkan, insanın bu biçimde roman kişisi yaratamayacağını söyleyen inceleme vardı -uzun, biraz ılıman, bence-; yeterince pohpohlayarak. Elbette, tam tersine bir mektup aldım Morgan’dan - içlerinde en çok sevdiğim mektubu.

Galiba 650 tane sattık; ve ikinci baskıyı hazırlamalarını söyledim. Duygularım mı? Her zamanki gibi - karışık. Tam bir başarı olan kitabı asla yazmayacağım. Bu kez eleştirmenler bana karşı, tek tek kişiler coşkuyla destekliyor. Ben ya büyük yazarım ya da dangalağın biri. “Yaşlıca tensel haz düşkünü biri,” diyor bana Daily News.

Pall Mall beni hiçe sayarak görmezden geliyor. Şimdiye kadar, elbette, başarı bizim beklediğimizden çok daha fazla. Galiba şimdiye kadar hiç olmadığım gibi hoşnutum.”

DİL DEVRİMCİSİ

Eserlerini okumadan hakkında fikir sahibi olunamayacak yazarlardan biri olan Virginia Woolf, Adeline Virginia Stephen adıyla 25 Ocak 1882’de dünyaya gelmiş. İngiliz edebiyatında modernizmin temellerini atan, feminizmin bayrağını taşıyan, bilinç akışı tekniğinin yazım hayatına girmesine ön ayak olan, eserleriyle olduğu kadar ölümüyle de her zaman anılan Woolf, anne ve babası daha önce de evlendiği için çok çocuklu bir ailenin parçası. Üvey ağabeyinin tacizine uğrayan, 13 yaşında annesini kaybeden, 22 yaşındayken babasının ölümüyle ruhsal bunalımı yerleşik bir hal alan Woolf’a bugünün uzmanları manik depresiften bipolar kişilik bozukluğuna kadar pek çok tanı koyabiliyorlar.

Ruhsal durumundaki bozukluklar nedeniyle kardeşleriyle birlikte Bloomsburry’ye taşınmaları ’Lytton Strachey, Clive Bell, Rupert Brooke, Saxon Sydney-Turner, Duncan Grant, Leonard Woolf, David Garnett ve Roger Fry gibi dönemin edebi, sanatsal ve entelektüel figürlerinin etrafında şekillenen Bloomsbury topluluğuna dahil olur. 1912’de Leonard Woolf ile evlenir; birlikte hem Woolf’un hem de diğer yayıncıların basmadığı kitapları basmak için yayınevi kurarlar.

1922’de tanıştığı yazar Vita Sackville - West ile eşcinsel bir ilişki yaşar. 1930’lara doğru ilişkileri bitmesine rağmen dostlukları Woolf’un 1941 yılındaki ölümüne kadar devam eder. 1900 yılında Times’in kitap ekine eleştiri yazarak gazeteciliğe başlayan Woolf’un ilk romanı “Dışa Yolculuk” 1915’te yayınlanır.

Bunu “Gece ve Gündüz” takip eder. Bilinç akışı tekniğini kullandığı modern romanlarının aksine, “Gece ve Gündüz” klasik gerçekçi bir usluba sahiptir. 1931 yılında yayınlanan “Dalgalar” ile daha önce denenmemiş bir tarza yönelen Woolf, altı kişinin içseslerini aktarır okura. Ve ardından da bilinç akışı tekniğinin en önemli eseri sayılan “Mrs. Dalloway” gelir.

“Bir Yazarın Günlüğü”nde Virginia Woolf’un ruhsal durumundaki iniş çıkışların seyrinden yazar kimliğine ait tüm bilgilere ulaşırken, James Joyce’dan Henry James’e, Ezra Pound’dan George Eliot hatta Sophokles’e kadar pek çok edebi figür hakkında Woolf’un görüşlerini takip edebiliyoruz.
Son bir söz de kitabın çevirmeni üzerine. Virginia Woolf uzmanı desek yanlış olmayacak bir çevirmen Oya Dalgıç. Yazarın eğip büktüğü İngilizceye sadık kalarak, Türkçede daha anlaşılır kılma çabasına girmeden, Virginia Woolf’u Virginia Woolf gibi okuma keyfini verdiği için Dalgıç’a teşekkürler. Hazır yeri gelmişken İlknur Özdemir, Fatih Özgüven, Deniz Arslan gibi isimlere de Woolf çevirilerinde gösterdikleri aynı hassasiyetten ötürü teşekkür etmek gerekir.

Bir Yazarın GünlüğüBir Yazarın Günlüğü

Virginia Woolf

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam