VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Benim için yazmak yaşanabilecek bir dünya yaratmanın aracı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Benim için yazmak yaşanabilecek bir dünya yaratmanın aracı

Fransa’nın en çok satan ve kitapları yirmiden fazla dile çevrilen yazarı Guillaume Musso’nun son kitabı Türkiye okuyucuyla buluştu.

Elif Demirat

- Okumak bir insanın gelişimine ne katıyor? Hakkınızda yazılanlardan edebiyatı keşfetmenin yaşamınızda bir dönüm noktası olduğunu anlıyoruz...

- Annem kütüphaneciydi. Dolayısıyla çocukluğum boyunca okuma sevgisi vardı bende. Büyük klasik yazarları tekrar tekrar okumaktan tutun da, gerilim romanlarından Harry Potter’a kadar bütün roman türlerini severim. Romanlar beni düşündürür, gezdirir ya da bir başka dünyaya götürür. Bu okuma sevgisi normal olarak beni yazmaya itti. 15 yaşındayken, bir öğretmenimin öykü yarışması düzenlemesi yazmamı tetikleyen ilk şey oldu. Onun sayesinde boş bir sayfanın önünde oturup ilk hikâyemi yazma cesareti buldum. Fakat bugün, bunca çalışmadan ve yedi kitaptan sonra, yazmanın içsel bir ihtiyaç olduğunu, Anais Nin’in de söylediği gibi “Yaşanabilecek bir dünya yaratma”nın bir aracı olduğunu görüyorum.
Romanlarınızın bölüm başlarında çeşitli eserlerden alıntılar yapıyorsunuz. Bunun nedeni, çok sayıda farklı yazardan alıntı yapma isteği mi?
Bu, 15 yaşından beri bende olan bir alışkanlık. Bir not defterine ya da bilgisayarıma, bende heyecan uyandıran ya da beni düşündüren cümleleri, replikleri not ederim. Bunlar, tam olarak ilham kaynaklarım değil, daha çok bir bölümün atmosferini vermek ya da bir fikri özetlemek için kullandığım küçük birer “bonus.” Özellikle de okurlarımla en sevdiğim eserlerden küçük bölümler paylaşmak için muhteşem bir yöntem.

- İlk romanınız sinemaya uyarlandı, diğerleri de uyarlanıyor. Edebiyat ile sinema arasında nasıl bir ilişki var sizce?

- Sinema en büyük ilham kaynaklarımdan biri; bu yüzden kitaplarımın yapısı bazı filmlerin yapısına benziyor. Filmleri sinema salonlarında değil, küçük ekranda keşfeden, aynı sahneyi on kere, yirmi kere tekrar tekrar izleme imkânına sahip olan manyetoskop kuşağındanım. Eminim ki bu durum gerek görsel yönüyle, gerekse kesik kesik yapısı ve hikâye boyunca süren gerilimiyle yazım tarzımı etkiledi. On yıldan beri bir başka önemli ilham kaynağım da Six Feet Under, LOST, The Sopranos, 24, Sex and the City gibi Anglosakson televizyon dizileri... En yenilikçi anlatımlar, en az formatlanmış konular ve en ilham verici yazarlar bugün buralarda. Aslında kurgu, bütün biçimleriyle yaşamımda önemli bir rol oynuyor. Elbette hayal gücümü besliyor, ama aynı zamanda bazen umut kırıcı gibi görünen “gerçek yaşam”a karşı beni koruyor ve mutlu ediyor.

- Kitap okuru ile sinema izleyicisi nerede ayrılır?

- Roman, insanların psikolojik derinlikleri üzerinde çalışmak için ayrıcalıklı bir araç, bir tür içe bakış alanıyken, sinema belki de hareketlerin dinamizmini, diyalogların niteliğini ve manzaraların güzelliğini daha fazla ortaya koyuyor.

- Sizin için bir romanın sinemaya uyarlanma sürecinde önemli olan nedir? Romanlarınızda özen gösterilmesini istediğiniz bir şey oluyor mu?

- Romanlarımı sinemaya uyarlamak isteyen yönetmen ve yapımcılardan inanılmaz teklifler alıyorum, ama önerilerinin ardında gerçek bir sanatsal proje yoksa, kitabımın haklarını vermeyi kabul etmiyorum. Elbette ki bir film sadece bir kitabı “görüntülemek” değil, ama bir yönetmenden öykümün felsefesine saygı duymasını bekliyorum. İlk romanımda da, olayı Manhattan’dan Paris’e taşımayı teklif eden ve gülünç Hollywood tarzı bir “mutlu son” ekleyerek hikâyemin tüm etkisini yok eden bütün uyarlamaları geri çevirdim.

- Popüler olmanız yazmayı düşündüğünüz yeni romanlarınızı nasıl etkiliyor?

- Okurlarımın olması olağanüstü bir hediye, büyük bir şans. Her gün bu güveni hak etmek, buna layık olmak için tutkuyla, alçakgönüllülükle ve samimiyetle çalışıyorum. Başarıyı açıklamaya çalışmak kendini beğenmişlik olur, çünkü çoksatan roman yazmanın belli bir “reçetesi” yok. Fakat dikkat etmezseniz başarı sizi uyuşturur ve yazmanızı engeller.

- Bu yüzden her zaman başlangıç felsefemi aklımın kenarında tutarım: Okur olarak da beğeneceğim, bir sayfanın bir sonraki sayfayı merak ettireceği bir ritim tutturarak yazacağım, başlayınca elden bırakılmayacak kitaplar kaleme almak.

SIRT ÇANTASIYLA YOLCULUK
- Roman yazma sürecinde deneyimin payı nedir sizce? 19 yaşında New York’a giden delikanlının deneyimlerinden bugün bile yararlandığınız oluyor mu?

- Evet, çünkü bu benim için çok önemli bir deneyim. 19 yaşında, yeniyetmeliğin bitişini ve yetişkinliğe geçişi simgeleyen öğretici bir seyahat yapmak istedim. Aileme ve kendime bağımsız olarak yaşayabileceğimi ispat etmek istiyordum. Sırt çantasıyla maceraya atıldım, New York’u ve New Jersey’yi keşfettim. Oralarda Doğu Avrupalı öğrencilerle oturdum ve kimi zaman haftada 80 saat çalıştığım bir sürü işe girip çıktım: Dondurma sattım, bir motelde ne iş olsa yaptım... Zor çalışma koşullarına karşın, Manhattan’a gerçekten âşık oldum. New York insana, her şeyin olabileceği duygusunu veriyor.

- Kitaplarınızın isimleri birbirini tamamlayan cümleler gibi; hepsi bir arada söylenince bir şiire dönüşüyor. Romanlarınızın isimlerini bulma sürecinizi bizimle paylaşır mısınız?

- Ah, roman isimleri! Bu konuda da belli bir reçete yok. Kimi zaman, romanı henüz yazmaya başlamadan, bazı isimler derhal kendilerini kabul ettirirler. Kimi zamansa çok daha karmaşıktır.
Bir yazarın “yazı odası” hep çok merak edilir; nasıl bir ortamda yazıyorsunuz? Ayrıca yazım sürecinde en çok kimden, neyden besleniyorsunuz?
Zamanımın yarısında Fransa’nın güneyinde bir sahil kenti olan Antibes’te, diğer yarısında ise Paris’te Montparnasse Mahallesi’nde eski bir ressam atölyesinde çalışıyorum. Ama ciddi yaratıcılık dönemlerimde her yerde çalışabilirim: Trende ya da uçakta, bir kafenin terasında... Bir de aklıma fikirlerin daha çok havaalanlarında ya da yurt dışında geldiğini fark ettim. Her yerden besleniyorum. Restoranlarda, kafelerde, metroda, mağazalarda insanları incelemeyi çok severim. Bunu “Başkalarına yönelik iştahım” olarak görüyorum. Zamanın havasını yakalamamda, durumları, konuşmaları, heyecanları, duyguları fark etmemde bana çok faydalı oluyor.

- Son olarak Türkiye’de kitaplarınızın yayımlanmış olması sizin için ne ifade ediyor?

- Kitaplarımın Türkçeye çevrilmesinden gurur duyuyorum. Türkiye kültürel çeşitlilik açısından çok saygı duyduğum bir ülke. Bir gün Türkiye’ye gelip okurlarla tanışma fırsatı bulacağımı umut ediyorum.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163