VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Berlin, Naziler ve eğlence
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Berlin, Naziler ve eğlence

Yazar Christopher William Bradshaw-Isherwood’un 1935’te yayınlanan romanı “Mr.Norris Aktarma Yapıyor”, Nazi Almanyası’nın ilk yıllarını, orada yaşayanların çoşku ve korkuyla harmanlanmış ruh hallerini kendi deneyimlerine dayanarak aktarıyor. Ve işin ilginç yanı bunu eğlenceli bir şekilde yapıyor!

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ


Hikayenin yeri ve zamanı, Berlin, 1930’ların başı... Kahramanları ise macera peşinde Londra’dan kalkıp Berlin’deki renkli hayatı keşfetmek için yola koyulan genç İngilizce öğretmeni William Bradshaw ve tabii ki onun bu yolculukta tanıştığı birbirinden ilginç karakterler: Gösterişli, eğlenceli, yanardöner ve gizemli bir kişiliğe ve bir de kırbaçlanma fantezisine sahip orta yaşlı dolandırıcı Arthur Norris, onun kaba, itici ve şantajcı asistanı Schmidt, zengin ve yalnız eşcinsel baron Kuno, kibar ve iyiliksever ev sahibesi bayanSchroeder, sert, duygusuz ve iddialı gazeteci Helen Pratt, kendinden emin ve karizmatik komünist Bayer, seksi çizmeli kadın Anni, onun dostu Otto2. Dünya Savaşı öncesinde Nazilerin varlığını yeni yeni etkinleştirmeye başladığı, Hitler’in henüz yükselişe geçtiği Almanya ve eğlenceyle korkunun kol kola gezdiği Berlin...

İngiliz yazar Christopher William Bradshaw-Isherwood’un 1935’te yayınlanan ilk romanı olan ve Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçeleştirilen “Mr.Norris Aktarma Yapıyor”, Nazi Almanyası’nın ilk yıllarını Isherwood’unkendi adını verdiği baş karakteri William Bradshaw’un gözünden anlatırken ve orada yaşayanların ruh hallerini de kendi deneyimlerine dayanarak aktarıyor. Ve işin ilginç yanı bunu eğlenceli bir şekilde yapıyor!


Peki ama Nazi Almanyası ve eğlence kelimeleri nasıl bir arada olabilir? Bu sorunun cevabı Isherwood’un esprili ve akıcı kalemi ve müthiş detaylı anlatımıyla hayat verdiği son derece renkli karakterlerden geçiyor.
Baş kahraman Bradshaw kendini, herkesi bir anda etkisi altına alabilen, hiçbir şeyi ciddiye almayan, girdiği her ortama enerji ve eğlence getiren ama aslında sadece kendini düşünen enigmatik Arthur Norris’in ellerine bırakıp Berlin’in kural tanımayan sıradışı gece hayatına dalıyor, onun peşisıra tuhaf insanların biraraya geldiği çılgın partileri geziyor. Ama gecelerin bu coşkusunu öte yandan şehri gittikçe sarmakta olan huzursuzluk, şiddet ve korkuyla aynı anda soluyor: bir iç savaş yaşanıyordu. Bir anda, durup dururken, apansız nefret sarmıştı etrafı; sokak köşelerinde, restoranlarda, sinemalarda, dans salonlarında, yüzme havuzlarında; gece yarısı, kahvaltıdan sonra, akşamüstü. Bıçaklar çekiliyor, yumruklara çivili yüzüklerle, bira bardaklarıyla, sandalye bacaklarıyla, kurşunlu sopalarla karşılık veriliyordu; mermiler afiş yapıştırılan sütunlardaki reklamları parçalıyor, umumi tuvaletlerin demir çatılarından sekiyordu.
Kalabalık bir caddenin ortasında genç bir adama saldırılıyor, elbiseleri çıkarılıyor, adam dövülüyor ve kanlar içinde kaldırıma bırakılıyordu; her şey on beş saniyede olup bitiyor ve saldırganlar gözden kayboluyordu.” bulunduğu ortamda tam anlamıyla bir turist gibi davranan Bradshaw, suçlular, komünistler, eşcinseller, cinsel sapkınlıklara dalanların arasına karışsa da hep bir izleyici olarak kalmaya özen gösteriyor.

Zira sular ısınmaya başlarsa elçiliği sığınıp İngiltere’ye kaçma planını bir can simidi gibi koltuğunun altında taşıyor. Ancak Mr.Norris’in çevresindeki insanlar birer ikişer ortadan kaybolmaya, hatta ölmeye başladığında önceleri heyecan verici bir oyun olan Berlin macerası korku ve paranoyanın hakim olduğu tehlikeli bir gerçekliğe dönüşüyor. Ve etraflarındaki çember daraldıkça, “sıra ne zaman bana gelecek” paranoyası Almanya’daki herkes gibi onu da sarıyor: “Bütün şehir sessiz, bulaşıcı bir korku salgınına kapılmıştı. Korkuyu grip gibi, kemiklerimde hissedebiliyordum... Bu korkudan sonra uykusuzluk çekmeye başladım. Evimizin önüne büyük arabaların dayandığını duyar gibi oluyordum hep. Karanlıkta kapı zilinin çalmasını bekliyordum.” ChristopherIsherwood,1935’te, yani Naziler’in henüz canavar yüzünü göstermediği bir dönemde yayınladığı “Mr.Norris Aktarma Yapıyor” romanını yıllar sonra “Bu hikayedeki en korkunç canavar, bu çaresizlik manzarasını kendi çocukça fantezilerine göre yorumlayan ve önünden eğlenerek geçen genç yabancıdır” sözleriyle eleştirmiştir.

Kitabın yayınlanmasından birkaç yıl sonra Hitler’in adını dünya tarihine korkunç bir diktatör olarak kanlı harflerle yazdırması ve 2. Dünya Savaşı’nı başlaması sebebiyle kitabının olacakları göremeyip hafif, eğlenceli ve duyarsız kalmasından rahatsız olmuş ve kendini suçlamıştır. Ama kitabına haksızlık yapar. Zira Isherwood kahramanlarının peşindenBerlin’in kafe ve barlarını dolaşırken şehre ve insanlara yansıyan gerilim ve korkuyu da aktarmayı başarıyor, üstelik de gelecekte olacakları bilmeden.

Dahası sonrasını görememiş olması “Mr.Norris Aktarma Yapıyor”unmerakla ve zevkle bir solukta okunan heyecanlı ve eğlenceli bir roman olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kısacası ChristopherIsherwoodbu romanıyla hayli keyifli bir okumaya imzasını atıyor.

KENDİ GÖZÜNDEN ANLATIYOR
Christopher William Bradshaw-Isherwood 1904’teCheshire, İngiltere’de doğdu. On yaşında babasını kaybetti. Küçük yaşlardan itibaren yazma denemeleri yapmaya başladı. 1929-1933 yıllarını, genç yaşta keşfettiği eşcinselliğini daha özgürce yaşayabilmek için o dönem eşcinsel alt kültürüyle ünlü Berlin’de geçirdi. Bu yıllarda yaşadıklarını “Hoşça Kal Berlin”ve “Mr.Norris Aktarma Yapıyor”adlı eserlerinde romanlaştırdı. 1938’de W. H. Auden’la Çin’e seyahat etti. Daha sonra kısa sürelerle Hollanda, Danimarka, İspanya ve Portekiz’de bulunan Isherwood, 1939’da, hayatının sonuna dek yaşayacağı ABD’ye yerleşti. Burada Hollywood için dönem dönem senaryo yazarlığı yaptı. ABD’deyken Hinduizm’le yakından ilgilendi ve bazı önemli Hindu metinlerinin İngilizceye çevrilmesi üzerinde çalıştı. 1986’da Kaliforniya ’da öldü. Isherwood’un en ünlü romanlarından “Hoşça Kal Berlin”, “I am a Camera”adıyla 1951’de tiyatroya, 1955’te sinemaya uyarlandı. Oyundan uyarlanan 1966 tarihli Broadway müzikali “Cabaret” büyük bir başarı sağladı, 1972’de aynı isimli bir sinema uyarlaması çekildi. Yazarın bir diğer ünlü romanı “Tek Başına Bir Adam (A Single Man)”ise 2009’da sinemaya uyarlandı. Isherwood’un romanları, hayat hikâyesiyle ayrılmaz bir bütün oluşturur. Kısa “sahne”lerden oluşan, hızlı tempolu, olayların kenarında duran bir “göz”ün bakışının egemen olduğu sinematografik üslup, Isherwood’un romancılığının en önemli teknik özelliğidir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163