VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Beşir Fuad ya da bileklerini kesip kanıyla intihar mektubu yazan kardeşimiz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Beşir Fuad ya da bileklerini kesip kanıyla intihar mektubu yazan kardeşimiz

Bundan 126 yıl önce yayımlandığında “Hakikatçiler-Hayalciler” tartışmasını başlatarak Paris entelijansiyasını İstanbul’a taşıyan Beşir Fuad’ın “Victor Hugo” biyografisi tekrar yayımlandı.

Kerem Çalışkan

Beşir Fuad (1852-1887) 19. yüzyıl Türk aydını. Aydınlanmacı. Asker ve entellektüel. Fırtınalı geçen ve 35 yaşında kanlı bir intiharla sonanan sıra dışı bir yaşam öyküsüne sahip. Bileklerini kestikten sonra kendini kaybedene dek ölümünün son anlarını yazıyor. Bıraktığı mektup ise ölümünden üç gün sonra gazetede “Mezardan Bir Seda” diye yayımlanıyor. Hayaleti ise günümüzde bir avuç Türk entelektüeli arasında sisli bir efsane gibi dolaşıyor.
Ancak bu ilginç ve çarpıcı hayat hikayesine rağmen Beşir Fuad’la ilgili bilgi çok az. Doğru dürüst ne öyküsü ne de romanı yazıldı. Onun hakkındaki tek ayrıntılı biyografi değerli edebiyat araştırmacısı Orhan Okay’a ait. (1969) Kitabın ikinci baskısının da Dergah Yayınları tarafından ancak 2008’de yapıldığını not düşmek isterim.
REALİZM, MATERYALİZM,
POZİTİVİZM, BATICILIK
Peki kimdir Beşir Fuad? Ne yazar, ne çizer ve o dönemde neyi savunur?
1852 İstanbul doğumlu Beşir Fuad, babası Hurşit Paşa Adana kaymakamı iken Suriye’de bir süre Cizvit Okulu’nda eğitim görür. Köklü Fransızcası buradandır. 1873’te Harbiye’den mezun olur ve Abdülaziz’in yaver heyetinde yer alır. 1875-76 Sırp ve 1877-78 Rus savaşlarında parlak ve cesur bir subaydır. Sonra Rum isyanına karşı Girit’te gönüllüdür. Almanca ve İngilizceyi Girit’te kendi kendine öğrenir. Ardından İstanbul’da askeri levazım teftiş heyetinde görrüz kendisini. 1884’te askerlikten ayrılıp yazı hayatına geçer. 3 yıl verimli ve sıkı bir çalışma sonrasında 16 kitap ve 200’e yakın makale yazar ve intihar eder.
Kısaca hikâyesi böyle. Ama elbette bununla sınırlı değil. Beşir Fuad, gerçek bir aydınlanmacı ve ilim-bilim tutkunudur. Savunduğu akımlar şunlardır: Realizm, materyalizm, natüralizm, pozitivizm. Ve tabii Batıcılık! Hayalciliğe, şairlerin hayal dünyasına, ruhçulara, dinsel bağnazlığa tutuculuğa karşıdır. Bunun için yazıp çizer. O dönemde Victor Hugo’ya karşı Emile Zola’nın romanlarının realizmini savunur. Beşir Fuad’ın sık sık alıntı yaptığı ve savunduğu isimler arasında şunlar da vardır: Voltaire, Emile Zola, Diderot, D’Alembert, De La Mettrie, Stuart Mill, Herbert Spencer, Auguste Comte, Littre, Claude Bernard ve Ludwig Büchner gibi maddeci, pozitivist ve natüralistler.
125 yıl önce Doğu hayalciliğine karşı Batı gerçekçiliğini savunan Beşir Fuad, İslam dünyasının geri kalmasını da Farabi, İbni Sina gibi bilim adamlarının yolundan gidilmemesine, bilimsel çabalarının sürdürülmemesine bağlar. Victor Hugo ve Voltaire kitaplarıyla “Hakikatçiler-Hayalciler” tartışmasını başlatır ve belki de onun pozitif bilime olan tutkusu sanılandan daha derin izler bırakır. Çünkü Ahmet Mithat, Muallim Naci, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi birçok yazar onun yazılarından etkilenip, eserlerinde gerçekçiliğe yönelecektir. Dahası Türk aydınlanmasının manifestosunu yazan isimlerin başında gelecektir. Zira Fuad’ın attığı temeller ve bağnazlığa karşı verdiği mücadele sonucunda pozitivist akımın öncüleri olarak İttihat Terakki ve ondan da Kemalizm ve Atatürkçülük ortaya çıkacaktır.
Örneğin İttihat ve Terakki’nin öncülerinden Ahmed Rıza, Beşir Fuad’ın intiharından iki yıl sonra 1889 yılında ülkeyi terk ederek Paris’e yerleşir ve ünlü Meşveret gazetesini çıkarmaya başlar.


Beşir Fuad’ın çok övdüğü August Comte’un kurduğu Pozitivistler Birliği’ne üye olan Ahmed Rıza pozitivist akımın önde gelen savunucularından biri olacaktır. İlk İttihat ve Terakki’nin temeli de Beşir Fuad’ın ölümünden iki yıl sonra 1889’da Tıbbiye’de atılacaktır. “Terakki” yani ilerleme sözcüğü ise Beşir Fuad’ın adeta kutsal bir anlam yüklediği sözcükler arasındadır. Bu yüzden yıllar sonra Ahmet Hamdi Tanpınar onu “ilim mistiği ” olarak tanımlayacaktır.
BASKININ EN YOĞUN
OLDUĞU DÖNEM
Beşir Fuad’ın dönemi Genç Osmanlılar’ın, ilk Jön Türkler’in ortaya çıktığı, meşrutiyet ve Anayasayı sa-vunduğu ve bu yüzden baskıya uğrayıp sürgüne yollandıkları Abdülhamit yıllarıdır. Beşir Fuad’ın yazı hayatına geçtiği 1884 yılı Mithat Paşa’nın Taif’teki sürgünde Abdülhamit tarafından boğdurulduğu ve Namık Kemal’in Rodos’a sürüldüğü yıldır. Yani karanlık ve baskı sisteminin en koyu olduğu dönemlerdir. İşte bu dönemde Beşir Fuad, Victor Hugo’nun 1885’te ölümü üzerine yayımladığı kitabı (1885-86 İstanbul) ile bir “Hayalciler-Hakikatçiler” tartışması başlatır. Kendisi Victor Hugo’ya karşı Emile Zola’yı ve onun gerçekçi sanatını savunur.
Bu, dönemin Osmanlı-İstanbul edebiyat çevresi “ileri” bir tartışmadır. Beşir Fuad adeta Paris entelektüelleri arasında yapılan bir tartışmayı İstanbul’a taşımaktadır. Kendisi ukalalık ve haddini bilmezlik ile suçlanır. Suçlayanlar arasında Namık Kemal de yer alır. Ama Beşir Fuad’ın Namık Kemal’e büyük sevgisi ve hayranlığı vardır. Öyle ki, 1883’te dünyaya gelen oğluna Namık Kemal adını verir. Bu talihsiz çocuk 1884 kasımında kızılcıktan ölür. Öldüğünde ancak 1,5-2 yaşındadır. Ölümü Beşir Fuad’a intihar kararı aldıran etkenler arasında yer alır.
Beşir Fuad gazetecilik de yapar. 1884’te önce Haver (Ufuk) daha sonra Güneş dergilerini çıkarır. 21 ekim 1884-4 aralık 1884 arasında Ceride-i Havadis’in başyazarlığını yapar. 1885 yılı başından itibaren Tercüman-ı Hakikat ve Saadet’in yazarları arasındadır. 1886’da “Voltaire Kitabını çıkarır ve sert polemikler başlar. 1886’da martta annesi ölür. Bir yıl sonra da kendisi...
Beşir Fuad’ı koruyup kollayanlardan biri de dönemin önemli bir gazeteci ve yazarı olan Ahmet Mithat Efendi’dir. (1844-1912) Zaten meşhur intihar mektubunu da onun adına yazar. Ahmet Mithat da bu dehşetengiz mektubu “Mezardan Bir Seda” başlığı ile Beşir Fuad’ın ölümünden üç gün sonra Tercüman-ı Hakikat’te yayınlar.
ÖZEL HAYATI VE DRAMI
Beşir Fuad’ın kişisel yaşamı ise tam bir dramdır. Annesi akıl hastasıdır. Bu yüzden son yıllarında onu hastaneye yatırmıştır. Bu tutumu başta Ahmet Mithat olmak üzere birçok yakını tarafından eleştirilir. Beşir Fuad, ırsi nedenlerle kendisinde de akıl hastalığı olduğundan korkar. İlim merakı bu kuşkuyu daha da körüklemekte ve bu konuda adeta kütüphaneler devirecek kadar kitaplar okumaktadır. Bir doktorun tavsiyesi üzerine depresifliğe karşı önlem olarak kendini sefahate vurur! Yani yiyip içip gezip tozup gönül eğlendirerek, bir tür kendindeki potansiyel bunalımı yok edecektir. Ancak bu tedavi tam tersi bir sonuç verir ve belki de onun erken yaşta intiharına neden olur. Beşir Fuad, sefahate başlamasını ve daha sonra içine düştüğü bunalım ve ikilemleri veda mektubunda tatlı tatlı anlatır.
Ölümünden önce bıraktığı mektuplar bu konuda gerçekten başka izahata gerek bırakmayacak kadar açıktır. Öncelikle “Niye eve gelmiyorsun” diye ağlayan karısı ve “Artık beni sevmiyorsun” diyen Fransız metresinin arasında “binamaz” kalmıştır. Yani yeryüzünde rahat edeceği herhangi bir nokta kalmamıştır. İntiharın ana nedeni olarak bu durumu göstermesi ise onun “realist” zihniyetine uygundur.
Bir ara İstanbul’a gelen bir Fransız tiyatrosundaki bir artiste âşık olmuştur. Beşir Fuad ona Kuzguncuk’ta bir ev tutar. Onunla da yaşamaya başlar. Ondan bir süre sonra kızı olur. Adını Feride koyarlar. Bu kızın hikayesi de başlıbaşına bir öyküdür: Onun izini Beşir Fuad biyografisini yazan Orhan Okay, Beşir Fuad’ın torunu Fuat Tokdemir’in yazdığı bir mektuptan aktarır. 1918’de İstanbul işgalinde İstanbul’a gelen Fransız subaylardan bir binbaşının karısı “Ben Beşir Fuad’ın kızıyım” diyerek akrabalarını aramaya başlar. O sıralarda Beşir Fuad’ın karısı Şaziye haberi getiren oğlu Selim’e “Onu ararsan, sana analık hakkımı ehlal etmem” der. Beşir Fuad’ın Fransız kızı Feride böylece, İstanbul’u terk eden Fransız subayları ile birlikte tarihe karışıp gider.
NEDEN BÖYLESİ BİR İNTİHAR
Beşir Fuad intihara ölümünden iki yıl önce karar verdiğini yazar. Bu çok sevdiği oğlu Namık Kemal’in 2 yaşın eşiğinde ölümüne denk gelmektedir. Yine intiharından tam bir yıl önce çok sevdiği annesini de kaybeder. Bu da onun yaşama dayanma duygusuna ağır bir darbe vurur. Bunların üzerine iki kadınla olan fırtınalı ilişkisi de eklenince dayanmakta zorlanır.
Peki neden tabanca veya ilaçla değil de, bileklerine morfin sıkıp damarlarını keserek üstelik ölümünü satır satır yazarak vahşi bir intiharı seçer?
Bunun nedenini de kendi anlatır. Tabanca, bıçak vs. intiharı kolaydır. Bir anlık işlerdir. Geri dönüşü yoktur. Oysa “azimli insan” göre göre ve intiharın zevkini çıkararak intihar eder. Nitekim intihar mektubunda da kendisinin bu “azmi” gösterdiğini vurgular. İlime olan bağlılığını ölürken de kanıtlar ve cesedinin araştırma için o sırada üzerinde çalışacak ceset bulamayan Tıbbiye’ye bağışlanmasını ister. Ancak bu isteği yerine getirilmez ve cesedi gömülür.
Damarlarından kanlar akarken yazdığı o mürekkep ve kan karışımı ünlü ve dehşetengiz metninde ise şöyle der:
“Suret-i Varaka,
Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı...”
Beşir Fuad hakkında Enis Batur 1981’de “Beşir Fuad yanlış kardeşim benim” dizesiyle biten bir şiir yazar. Ahmet Oktay ise 1996’da Enis Batur’a cevaben bir Beşir Fuad şiiri yazacaktır. Bu şiir ise “Beşir Fuad! Kardeşim benim” dizesiyle bitecektir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163