VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2012 Salı | Anasayfa > Haberler > Beyazıt’ın saklı kalmış tarihi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Beyazıt’ın saklı kalmış tarihi

Beşir Ayvazoğlu’nun yeni kitabı “Üçüncü Tepede Hayat-Beyazıt Meydanı’nın Derin Tarihi” bilip de bilmemezliğe geldiğimiz, genelde bir ara durak olarak algılamaya meylettiğimiz Beyazıt’ın hikayesinin derinini anlatıyor.

Canan Hatiboğlu

Beyazıt Meydan’ını bilmeyen yoktur. Gerçekçi olalım, Beyazıt’ta daimi bir keşmekeşin sürüp gitmesi herkes için rahatsızlık yaratan bir durum... Merkez otobüs duraklarından biri olması sebebiyle var olan aşırı kalabalık, hele belirli bir mevsimden sonra turistlerle neredeyse nüfusunun dörde katlanmasından dolayı “Bitse de gitsek” hissi yaratır. Gündüz kalabalıktan adım atamazken gecesi ayrı derttir, bir insan dahi bulamazsınız, üstelik güvende de hissedemezsiniz.
Ama diğer taraftan da tarihi yapısı ve hikâyesiyle dikkat çekicidir. Gerçi yine gelen yabancı misafirlerden başka kimse de keşfetmeye çalışmaz. Beşir Ayvazoğlu’nun son kitabı “Üçüncü Tepede Hayat-Beyazıt Meydanı’nın Derin Tarihi” bir anlamda bu hikayeyi keşfetmek için güzel bir vesile sunuyor.
BEYAZIT, BAYEZIT, BEYAZID
Kitabın önsözünde de Ayvazoğlu, neden bu kitabı yazdığını anlatarak başlıyor söze... Hatta çok karıştırılan bir noktaya açıklık getiriyor. Malum, Beyazıt sözcüğü üzerinde bir fikir birliği pek yoktur. Beyazıt, Bayezıt, Beyazıd söyleniş ve yazılış şekillerinden sadece bir kaçı.. Muammalı bir konu. Beşir Ayvazoğlu eski dergilerdeki imlada kullanıldığını söylese de günümüzün basınına kibar davranmış, zira bu karışıklık hala yaşanmakta. Ayvazoğlu’nun belirttiği üzere doğrusu Bâyezid olmakla beraber, bugün kullanılış biçimine ve ismin kitabın kapağında kullanılışına sadık kalarak, bu yazıda Beyazıt olarak kullanmaya devam edeceğim.
“Üçüncü Tepede Hayat” şöyle bir karıştırdığınızda denemelerden oluşuyor gibi görülse de aslında bir nevî Beyazıt’ın romanı... Beyazıt Hamamı’ndan başladığı hikâyesini ilmek ilmek örüyor. Belki de çıkarılacak en net sonuç tarih tahribatının, günümüze ait bir sorun olmayışı.
Bilenler bilir, bilmeyenler için not düşmüş olalım, Laleli’den Beyazıt Meydanı’na doğru giden, tramvayın geçtiği caddenin adı Ordu Caddesi’dir. Bugünkü Ordu Caddesi’nin inşası, yol genişletme çabaları, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki modernizasyon, hatta ve hatta sadece mel’un kabul edilen bir takım olaylar yüzünden yaşatılan/ yaşatılmaya çalışan tahribat derken eskilerin Beyazıt’ıyla bugünkü Beyazıt epey farklı noktalarda... Kaldı ki kitapta ve bu sayfada da olan fotoğrafta da göreceksiniz; çok uzak bir tarihte değil, 1930’ların başında bile Beyazıt bambaşka bir yer. Bugün Beyazıt Hamamı, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ne komşu olmakla beraber; 1930’ların başında hamamın duvarına dayanan sıra sıra evlerle komşu... Dahası fotoğrafta görüldüğü üzere bugünkünden epey dar olan cadde, değişimin boyutunu gözler önüne seriyor.
Beşir Ayvazoğlu, kitap boyunca zamanın içine karışıp adeta yaşarcasına anlattığı bir dille Beyazıt’ın her köşesine dokunmayı ihmal etmiyor. Her ne kadar kendisi kitaptan “hayalimdeki kitap için hareket noktası teşkil edecek bir metin” diye bahsetse de Beyazıt’a dair titiz ve derin bir araştırmanın ürünü olan kitap okuyucu için önemli bir kaynak...
Kitabın tasarımını atlamadan yazıyı bitirmemek gerek... Zira Ersu Pekin’in yaratıcı çalışması kitabı sıradan olmaktan kurtarıyor. “Üçüncü Tepede Hayat” tasarımıyla, kitap tasarımında sanat yapılabilmesinin mümkünlüğünü gösteriyor.

kitaptan...

Mehmet Akif’in 29 Aralık 1936 günü Bayezid Camii’ne getirilen cenazesi kimsenin hikâyesini bıçak gibi ortadan ikiye kesmemiş, kimsenin “hep yek”le “dü se”si arasına girmemiş, yani kimseyi ayağa kalkmak mecburiyetinde bırakmamıştır; çünkü şiddetli poyrazın estiği çok soğuk ve yağışlı bir aralık günü bir otomobille Bayezid Camii’ne getirilmiş, çıplak tabutu dört hamal tarafından musalla taşına taşınmıştır. Bütün gece kar yağdığı için ortalık bembeyazdır. Küllük Kahvesi’nin kapalı bölümünde oturan üniversiteli gençler, cenazenin Akif’e ait olduğunu öğrenince derhal dört bir tarafa dağılıp herkesi haberdar eder, tabutu kolluk kuvvetlerine aldırmaksızın, muhtemelen Emin Efendi Lokantası’ndan aldıkları bayrağa sararak namazdan sonra Edirnekapı’ya kadar omuzlarında taşırlar. Bu cenaze töreni, Beyazıt’ta Cumhuriyet’ten sonraki en önemli ve anlamlı törenlerden biridir.

Paylaş