VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
19 Nisan 2012 Perşembe | Anasayfa > Biyografi > Beyinlere çivi çakan yazar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Beyinlere çivi çakan yazar

“Dövüş Kulübü” ile sıkı bir haran kitlesi edinen ve onların gözünde ‘bir rock yıldızı’ hatta bir peygamber haline gelen Amerikalı yazar Chuck Palahniuk şok etmeye devam ediyor.

Mine Akverdi

“Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. O yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hâlâ tek parçayken hemen kaçın. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Ya da madem bu kadar boş vaktiniz var, gidin bir akşam kursuna filan katılın. Doktor olun. Kendinizi adam edersiniz belki. Kendinize bir akşam yemeği ziyafeti çekin. Saçınızı falan boyayın. Artık gençleşmiyorsunuz. Burada anlattığım şeyler sizi önce kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak…”

Dördüncü romanı olan “Tıkanma”ya işte bu sözlerle başlıyordu Chuck Palahniuk; şimdi yeni kitabı “Ölüm Pornosu”nun arka kapağında da benzer bir uyarı dikiliyor karşımıza: “Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyorsanız bu romanı okumayın!”
Söz konusu Palahniuk olduğunda, kitaba başlarken beraber “aman dikkat” uyarısıyla karşılaşmak şaşırtıcı değil. Zira ilk kitabı “Dövüş Kulübü”nden bu yana yazdığı her kitapta, nihilizm, seks ve şiddet üçgeni içinde dolaşan hikayeler anlatmayı ve okuyucuyu kızdıran, kışkırtan, rahatsız ve huzursuz eden şeylerden bahsetmeyi hiç ihmal etmiyor Palahniuk. İşin tuhafı, o okurları huzursuzluk yaratacağı konusunda uyarmasına rağmen, okurlar onu takip etmekten vazgeçmiyor. Hatta o "okumayın" dedikçe, kışkırttıkça, ittikçe hayranları ona daha büyük bir tutkuyla bağlanıyor. Bir tür aşk/nefret ilişkisi gibi. Öyle ki, Palahniuk modern topluma dair kimsenin yazmadığı, itiraf etmediği, çoğumuzun görmezden gelmeyi seçiği acımasız gereçekleri kara mizahı ve şok edici hiyakeyeleriyle yüzümüze vurdukça, onun yörüngesine girmiş olanlar daha fazlasını istiyor, her seferinde ona daha da çok tapıyor. Bu tuhaf ilişkinin temelini atansa şüphesiz, tüm dünyada fenomen olan ünlü eseri “Dövüş Kulübü (Fight Club)”.

Palahniuk’in yayınlanan ilk romanı olan 1996 tarihli “Dövüş Kulübü”, 1999’da David Fincher’in yönettiği ve Brad Pitt ile Edward Northon’un başrolünü paylaştığı sinema filmiyle geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştı. Şok edici dili ve hikayesiyle izleyenler üzerinde bomba etkisi yaratan film kısa sürede fenomen oldu. Zira Palahniuk “Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olmayacağız... Hepimiz heba oluyoruz... Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş... Reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz... Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz... Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız... Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık.... Bizim savaşımız ruhani savaş... Ve bunalımımız kendi hayatlarımız...” sözleriyle modern insanı tam yüreğinden vuruyordu. Filmden sonra “Dövüş Kulübü” fanatiklerinin sayısı arttıkça roman da bir kutsal kitap haline geldi, yer altı edebiyatının klasikleri arasına girdi. Amerikan tüketim kültürünü taşlayan, hiç bir şeye inanmayan, seks ve şiddetle varoluşu arayan, sisteme başkaldıran, karanlık, kasvetli ve rahatsız edici karakterleriyle lafı gediğine koyan Palahniuk ise artık hayranlarının gözünde artık isyankar bir rock yıldızı, tanrısı olmayan bir peygamberdi.

“Dövüş Kulübü”yle yazarlık kariyerine başlayan Palahniuk, ezberbozan tarzını “Gösteri Peygamberi (Survivor)”, “Tıkanma (Choke)”, “Ninni (Lullaby)”, “Günce (Diary)”, “Tekinsiz (Haunted)” ve “Çarpışma Partisi (Rant)”nde de konuşturdu. 48 yaşındaki yazarın Türkçeye çevrilen ve Ayrıntı Yayınları tarafından bu ay yayınlanan 2008 tarihli romanı “Ölüm Pornosu (Snuff)” da bunlardan geri kalmıyor; Palahniuk düşüncesinden bile ürktüğümüz ve hep görmezden geldiğimiz rahatsız edici gerçekleri yazdıklarıyla beynimize çivi gibi çakmaya devam ediyor.

Korkularıyla yüzleşerek beslendi

Beyinlere çivi çakmak önemli Palahniuk için. Çünkü “Dövüş Kulübü”nden itibaren her romanında önümüze koyduğu ve iliklerimize kadar hissettirdiği şiddet belki de bizi kurtaracak tek şey. Çünkü Palahniuk’e göre şiddet, bize dayatılan kalıpları kırıp uyanmamızı, aydınlanmamızı sağlayan çok acı verici bir gerçek. Palahniuk’un şiddete olan bu takıntısı aslında sürpriz değil, zira şiddetten payını fazlasıyla almış olduğunu görmek için ailesinin geçmişine bir göz atmak yeterli. Büyükbabası, o zaman henüz 4 yaşında olan babasının gözü önünde önce büyükennesini vurmuş ardından da kendini öldürmüş. Bu korkunç ve travmatik olayı yatağın altından izleyen babası Fred ise yıllar sonra bizzat şiddet kurbanı olmuş. Chuck’ın annesinden boşanandıktan yıllar sonra bir gazete ilani aracılığıyla tanıştığı ve flört etmeye başladığı genç bir kadının hapisten yeni çıkmış kıskanç eski kocası tarafından vurularak öldürülmüş. Kıskanç kocanın iki sevgiliyi öldürdükten sonra cesetlerin bulunduğu kulübeyi ateşe vermesi de cabası...

Ama pekçok kişi için travmatik olabilecek bu olaylar, Palahniuk için ‘öğretici’ olma özelliği taşıyor. Çünkü Palahniuk korkularının üzerine giderek onları yenmek gerektiğine inanıyor. 1962’de Washington, Pasco"da dünyaya gelen, üç kardeşi ile birlikte Burbank kasabası yakınlarına bir karavanda, daha sonra da bir çiftlikte büyüyen Puluhniuk, esasen Ukrayna kökenli. Annesi ve demiryolu çalışanı olan babası o 14 yaşındayken boşanmış. Oregon Üniversitesi’nde gazetecilik okuyan Palahniuk, Portland’a yerleşip tam bir gazeteci olarak çalışmaya başadığı sırada, rastgele katıldığı bir seminerde ‘korkuların üzerine gitmek’ üzerine konuşulanlar zihninde bir şimşek çakmasına neden olmuş. Gazeteciliği bırakıp 13 yılboyunca bir yandan benzincilik, araba tamirciliği yapıp kamyon motorları için kullanma kılavuzları yazarken bir yandan da korkularıyla yüzleşme macerasını sürdürmüş. Fakir ve evsiz kalmak korkusunu yenmek için evsizler barınağında gönüllü olarak çalışmış, ölüm korkusunu yenmek için ölümcül hastalıkları olan hastaların kaldığı bakımevinde refakatçilik yapmış, hastalara katıldıkları grup toplantılarında da eşlik etmiş. Öte yandan üyesi olduğu Portland Kakofoni Topluluğu (Portland Cacophony Society) ile çeşitli oyunlar, gösteriler, şakalar ve eylemler düzenleyerek kargaşa yaratması da sisteme karşı çıkma konusunda daha korkusuz olmasını sağlamış. Tüm bunların zihninde çok başla kapılar açtığı ve romanlarına bariz şekilde ilham verdiği aşikar. Sık sık kavgalarla karışıp şiddet ile de restleşen Palahniuk’a “Dövüş Kulübü”nü yazmasında ilham kaynağı olan da yine yüzünü gözünün dağıldığı bir kavga olmuş. Zira ertesi gün işe yerinde hiç kimse yüzüne tepki göstermeyince, Palahniuk insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfetmiş. Ve bu olay “Dövüş Kulübü”nün tohumlarını atmış.

30’larında yazmaya başlayan Palahniuk"in minimalist tarzını yaratmasında yazarlık atölyesine katıldığı Portlandlı yazar Tom Spahbauer’in etkisi büyük. Zira ilk romanı “Insomnia: If You Lived Here, You"d Be Home”u bu atölyenin ardından yazdı. Ancak roman içine sinmeyince baskıya vermedi. Bu romanın bir kısmını daha sonra “Dövüş Kulübü”nde kullanacaktı. İkinci romanı “Görünmez Canavarlar”ı alıp yayınevlerine götürdüğündeyse reddedildi. Yayıncılar, bir kaza sonucunda çenesi parçalanmış eski bir manken ile cinsiyet değiştirmek isteyen bir travestinin ilişkisini anlatan bu romanı rahatsız edici buldukları için basmadı. Bu duruma öfkelenen Palahniuk, yayıncıları iyice şok edip intikamını almak amacıyla çok daha rahatsız edici bir roman yazdı: “Dövüş Kulübü”. Ama beklentisinin aksine yayıncı, insani yakınlığı kanser hastaları dayanışma gruplarında bulan bir adamın kaptalism, düzen ve konformizmi imha etme girişimini konu alan bu romanı yayınlamayı kabul etti. İki ödül ve iyi eleştiriler alan roman üç yıl sonra filme çekildiğinde de kült oldu.

Konuşulmayanları yazıyor

Filmin gösterime girdiği yıl, yeni romanı “Gösteri Peygamberi (Survivor)” ve eskisi “Invisible Monsters”ı yayımlanayan Palahniuk, bundan iki yıl sonra 2001’de de ilk çok satan kitabı “Tıkanma (Choke)” ile rüştünü ispat etti. Bundan sonra art arda yazdığı romanlarıyla da çok satmayı sürdüren, ödüller toplayan ve hayran kitlesini büyüten Palahniuk, artık 21. yüzyılın önemli romancılarından biri. Ve bıkıp usanmadan modern Amerikan toplumunun bağımlılıktan paranoyaya, terörizmden güzellik takıntısına en büyük nevrozlarına tuz basmayı sürdürüyor. Medya çağını, materyalizmi, tüketim kültürünü, hırs ve üstünlük duygusunu, iş dünyasını, artan yalnızlık ve yabancılaşmayı, şiddeti ve pornografiyi, şöhret açlığını, pop kültürünü, insanın ölümsüzlük arayışını ve yarı tanrıya dönüşme çabalarını kara mizah, sade ama sivri bir dil ve şok edici bir kurguyla aşağılayan Palahniuk kafalara çiviler çakarak, miğde bulandırarak, sinirleri zıplatarak şok etmeye devam ediyor. “Ben onlara daha az filtre edilmiş bir eğlence sunuyorum. Onları hayatımızın bilmediğimiz ve kültürümüz gereği konuşulmaması tercih edilen parçaları hakkında bilgilendiriyorum.” diyor ünlü yazar ve ekliyor: “Çünkü bizi mahvedenler anlatmadığımız hikayelerdir!”

TABULARINIZ VARSA BU KİTABI OKUMAYIN

Palahniuk"un 2008 tarihli kitabı “Ölüm Pornosu (Snuff)”ın hikayesi bir porno kraliçesi olan Cassie Wright"ın çevresinde dönüyor. Cassie efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak için kolları sıvıyor. Ve bir ölüm pornosuna dönüşmesi muhtemel bu tarihi olayın çekim günü, Cassie"nin rekoru kırmasına "yardım etmek" için stüdyoya doluşan 600 erkek arasında sıranın kendilerine gelmesini bekleyen üç erkeğin gözünden anlatılıyor. 20"lik bakir bir genç olan Bay 72, cinsel eğilimleri yüzünden kariyeri dibe vurmuş bir televizyon yıldızı olan Bay 137 ve ilerlemiş yaşına rağmen hayli şöhretli bir porno efsanesi olan Bay 600, bu çıplak, azgın ve ter kokulu erkek güruhu içinde Cassie"nin kendileri için ne ifade ettiğini düşünürken kendi trajikomik hayat hikayelerini de masaya yatırıyor. Palahniuk kahramanlarının ağızından anlattıklarıyla sekse ve porno endüstrisine dair telaffuz edilemeyen, iğrenç, yapış yapış ve şok edici gerçekleri de tüm çıplaklığıyla karşımıza dikiyor. Yani, tabularınız varsa, onları yıkmaktan korkuyorsanız, gerçeklerle yüzleşmek ağır geliyorsa bu kitabı okumayın!

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163