VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bilinçli dinleyici için Türkçedeki ilk antoloji
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bilinçli dinleyici için Türkçedeki ilk antoloji

1960-80 yılları arasında New York Times gazetesinde klasik müzik eleştirmenliği yapan Harold C. Schonberg’in “Büyük Besteciler” antolojisi, Türkçede önemli bir boşluğu dolduracak. Andante Dergisi Yayın Kordinatörü Serhan Bali, bu kaynak kitabı her yönüyle inceledi.

SERHAN BALİ
serhanbali@andante.com.tr


Türkçe, besteci/yorumcu biyografileri yönünden zengin bir dil değil ne yazık ki (‘Genel müzik kitapları anlamında zengin mi ki’ diye haklı olarak sorulabilir ki bu da ayrı bir tartışmanın fitilini ateşler). Lakin bu türden biyografileri okumak hem çok zevklidir hem de kişiyi okumanın yanında dinlemeye de teşvik eder. Türkçe müzik kitaplığında uzun yıllardır ihmal edilen besteci/yorumcu biyografisi türünün son yıllarda birkaç koldan ele alındığını görerek umutlanıyoruz. Evin İlyasoğlu’nun Türk bestecileri ve yorumcularının yaşamöykülerini konu alan oylumlu kitapları kütüphanemizde önemli bir eksiği dolduruyor. Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nın daha küçük boyuttaki biyografi kitapları da değerli çalışmalar. Aydın Büke’nin Can Yayınları’ndan çıkan, büyük bestecileri konu alan biyografi kitapları Türkçede eşi daha önce görülmemiş yoğun emek ürünü işler olarak öne çıkıyor.

Ama hâlâ çok önemli bir eksiğimiz var ki o da, “büyük besteci” olarak adlandırdığımız yaratıcı sanatçıların kısa yaşamöykülerinden oluşan antolojik yapıtlara sahip olamayışımız. Bu antolojik çalışmalar neden önemli? Çünkü her müzikseverden, tek bir besteciye adanmış 300-400 sayfalık bir biyografi kitabını okumasını bekleyemezsiniz. Yoğun emek ve konsantrasyon ister böyle bir çaba. Müziğin teknik diline vakıf olmamakla birlikte bu sanatı ve tarihini daha yakından tanımak isteyen, “bilinçli dinleyici” olmak isteyen sade müzikseverlere hitaben yazılan, içinde çok sayıda besteciyi konu alan, anlaşılır bir dille, deneme üslubunda yazılmış kitaplardır aslında öncelikli ihtiyacımız.

Türkçemiz bu türde yazılmış en güzel kaynak eserlerden birine sahip artık. 1960-80 yılları arasında New York Times gazetesinin baş klasik müzik eleştirmenliğini yapmış olan ünlü ABD’li müzik yazarı ve gazeteci Harold C. Schonberg’in (1915-2003) ‘Büyük Besteciler’ (The Lives of the Great Composers) adlı önemli antolojisi, Doğan Kitap tarafından Ahmet Fethi’nin çevirisiyle dilimize kazandırıldı.



ALAYLI - OKULLU ÇEKİŞMESİ

Bu önemli kaynağın Türkçeye çevrilmiş olmasının beni ne kadar heyecanlandırdığını anlatamam. “Altı üstü bir besteci biyografileri antolojisi işte, neden bu kadar heyecanlanıyorsun” diye soranlar için bu yazıyı kaleme aldım. Nedir peki Schonberg’in kitabını bu kadar önemli ve okunması gerekli kılan? Her şeyden önce, “üslubu” diye yanıtlayabilirim bu soruyu.

Alaylı-okullu çekişmesinin en tatsız biçimde yaşandığı alanlardan biridir klasik müzik. Okullu yani konservatuvarlı müzikçilerin gözünde, bir müzik metni içinde ne kadar çok teknik analiz ve izahat barındırıyorsa o kadar makbul sayılmalıdır. Eğer bir müzik metni yazarı, argümanlarını, içinde bolca nota örneği ve teknik izahat içeren analizlere değil de biyografilere, toplumsal tarihe, anekdotlara dayandırmak yolunu seçiyorsa, o metin okullu müzikçilerin gözünde kusurludur, “hikâye” damgasını rahatlıkla yer.

Bu çekişme tatsızdır çünkü burada asıl darbeyi, formel müzik eğitimi almamış sade müziksever yer. Öyle bir hal alır ki bu iş, sanki klasik müzikten “bilinçli olarak” tat almak yalnızca konservatuvar mezunlarının tekelinde olmalıymış gibi sakat bir anlayış çıkar ortaya. Konser program notlarının, yapılan tüm eleştirilere rağmen, “analiz” dilinden hâlâ kurtarılamaması da bu anlayışın sonucudur.

Schonberg de bu küresel çaptaki elitist tavırdan nasibini aldığını söylüyor, kitabının Türkçe çevirisine kaynaklık eden 1997 tarihli üçüncü baskısına yazdığı önsözde. Bunu yaparken de, Bernard Shaw’un o muhteşem edebiyat eleştirisi-müzik eleştirisi karşılaştırmasını örnek olarak sunuyor. Klasik müzik eleştirisindeki mantık edebiyat eleştirisine uyarlandığında Shaw’a göre şöyle bir manzara çıkar ortaya: “‘Re minör egemenliği’ gibi Mezopotamya sözcükleri ne kadar dolu; ne kadar lezzetli? Şimdi, hanımefendiler ve beyefendiler, Hamlet’in intihar üzerine monoloğuyla ilgili ünlü analizimi aynı bilimsel üslupla size sunacağım. ‘Geleneksel girişten vazgeçen Shakespeare konusunu ilk önce mastarla duyurur; kısa bir bağlantı geçişinden sonra yine bu kiple tekrarlanır; bu kısa geçişte, bu kadar önemli tekrarın dayandığı alternatif ve olumsuz formları fark ederiz. Burada iki nokta üst üsteye ulaşırız; vurgunun kesin bir biçimde ilgi zamirine yapıldığı keskin bir doğrulayıcı ifade, bizi ilk nokta işaretine getirir.”

Önsözde kitabını “meslekten olmayan, zeki, müziksever bir kitle” için hazırladığını söyleyen yazarımız, “biçim ve analizden bir gizem yaratmak kolaydır; ama bu konuları profesyonellere bırakmak, diğer profesyoneller tarafından okunmasını beklemek en iyisi değil mi?” diyor, haklı olarak. Anlaşılan, Schonberg’i çok yıpratmışlar zamanında. Müziği anlatmak için büyük bestecilerin biyografilerine başvurmanın, kitabın ilk baskısının yapıldığı 1970’lerde de, üçüncü baskının yapıldığı 1990’larda da modası geçmiş addedildiğini söyleyen Schonberg, amacını, “büyük bestecileri insan olarak ortaya koymaya, ne hissettikleri ve düşündükleri konusunda bir fikir vermeye çalışmak” olarak özetiyor. Birçok müzikbilimcinin, “kişiden çok eserin önemli olduğunu, bir müzik parçasının en iyi ‘müzik’ olarak açıklanabileceğini, tek geçerli ‘açıklama’nın yapısal ve armonik çözümlemeyle yapılabileceği, bunun dışındaki her şeyin müzik üzerinde gerçek bir etkisi bulunmayan duygusal program notu yazarlığı olduğu” görüşünü ısrarla reddediyor.
Karşı savında, müziğin aslında insanla açıklanması “gerektiğine” inandığını söyleyen yazarımıza göre, Alman besteci Robert Schumann’ın müziğine, onun sıra dışı yaşamından kareleri zihnimizde canlandırmadan vakıf olabilmek pek kolay değildir. Schonberg, Fransız piyanist Alfred Cortot’nun, öğrencilerinden, bir müzik eserini inceledikleri sırada o bestecinin mektuplarını, biyografilerini, yazılarını okumalarını ısrarla istemesini anımsatırken aklımıza aynı Cortot’nun öğrencisi olan İdil Biret geliyor çünkü hocasının izinden giden Biret de her daim geniş bir okuma listesine sahip müzisyenlerimizin başında gelir.



“STACCATO” ÜSLUP

Schonberg’in “Büyük Besteciler”de kullandığı dil, yazarın New York Times’da yıllar boyu yayımlanan mihenk taşı eleştiri metinleri gibidir; lafı eğip bükmeden, döndürüp dolaştırmadan, net ve doğrudan yazılmış kısa ve kesik cümleler kullanmayı sever. Hatta, onun bu özgün üslubunu tanımlamak amacıyla, müzikte “kesik çalmak” anlamına gelen “staccato” terimine başvurulduğu görülür. İşte Schonberg’in “kesik” üslubuna kitaptan bir örnek: ‘[...] Ama eksantrik biri değildi. Tam tersiydi. İyi, sağlam bir Alman burjuva tipiydi, mutlu bir evliliği vardı ve özel yaşamında zerre kadar bir skandal iması yoktu. Strauss başka bir ilişkiye cüret edemezdi. Karısı Pauline’den korkardı. Ondan daha kılıbık koca görülmemiştir. Belki de halkın ilgisini çeken bu renk yoksunluğuydu. [...]’

Konusunu, meslekten olmayan sade müziksever için daha da cazip hale getirmek amacıyla komik sayılabilecek benzetmelere başvurduğu da vakidir Schonberg’in. Örneğin, kitapta, “Handelci Barok opera daha sonraki sanat formları, örneğin sonat ve kovboy filmi kadar katı bir formdu”, “Wagner’in Tristan’da anlattığı cinsellik, usulca bir araya gelen iki balinanınki gibi ilkeldir” veya “Çalışkan Alman karınca Mendelssohn ve İtalyan ağustosböceği Donizetti” türünden cümleler görmek, istisnai durumlar sayılmaz.

Schonberg’in takdir edilecek yönlerinden biri de, her ne kadar “büyük besteciler” üzerine yazsa da onları tüm yönleriyle ululama gayreti içine girmemesidir. Yazarımız iyiye iyi, kötüye kötü demek konusunda sözünü sakınmaz; bu da yargılarına duyulan güveni artırır. Rahmetli İlhan Mimaroğlu’nun “Müzik Tarihi” adlı kitabında kimi zaman sergilediği “hırçın tavır”la yapmaz ama bunu. Yine de, örneğin Alman besteci Richard Strauss’un “Der Rosenkavalier” sonrası bestelediği yapıtların düşük değerli olduğuna ilişkin yargılarına tümden katılmak mümkün olmadığı gibi bestecinin Nazilerle ilişkisini oportünizm ile açıklamasını, R. Strauss’un Yahudi olan gelini ve torunlarını Nazi zulmünden kurtarmak için sarf ettiği yoğun çabayı tamamen göz ardı eden, haksızca bir tutum olarak görmek olanaklı.

Schonberg, büyük bestecilerin içinde yaşadıkları toplumlar tarafından da büyük olarak kabul edildikleri gerçeğinin altını çiziyor. Bu yargı, “sefil hayatlar sürüp beş parasız ölen tüm büyük yaratıcıların değeri yıllar sonra anlaşılmış” tarzındaki, Romantik çağın sosuna bulanmış anlayışın günümüze yansımasıyla çelişiyor biliyorum ama hakikat, tam da Schonberg’in yazdığı gibidir. J.S. Bach, Mozart, Beethoven, Schumann, Brahms, Wagner ve diğerleri yaşadıkları dönemde de ‘büyük yaratıcılar’ olarak kabul ediliyor, eserleri el üstünde tutuluyordu. Gerçek değeri iki kuşak sonra anlaşılabilen Mahler istisna sayılabilir.
Madem, Schonberg’in satırlarından da anlaşıldığı üzere, her büyük bestecinin eleştirilebilecek yönleri mevcut, o takdirde bu anlayış bizi, “Büyük Besteciler”in de olumsuz veya eksik yönlerini gündeme getirmemizi sağlayabilir. İlk yayımlandığı 1970’den beri 3 baskı yapan bu mühim antolojinin eksik olarak görülebilecek tek tarafı, J. S. Bach öncesi müzik tarihini layıkıyla ele almamış olmasıdır. Bir eleştirmen bu eksiği, “Bir resim tarihi kitabının Rembrandt’tan başlayıp ondan öncesini yok sayması, söz konusu olabilir mi” türünden veciz bir ifadeye büründürür. Abartı dozu yüksek bir benzetme bu tabii çünkü Schonberg J. S. Bach öncesini yok saymıyor, hatta kitabını Monteverdi’den başlatıyor (Monteverdi’yi sonraki baskıda kitaba eklediğini hatırlatalım).
Schonberg’in eksikliği, Josquin, Lassus, Palestrina, Lully gibi pre-barok ve erken barok dönem bestecilerin sadece adlarını anıp geçmesi. Halbuki, Schonberg önsözünde, “öncellerinden bir şey almamış deha yoktur” diye yazdıktan sonra, “müzik tarihinin sürekliliği” olgusunu “Karl Muck anektdotu” ile çok güzel anlatmış: “Muck’tan daha önce eşi benzeri görülmemiş, müziğiyle herkesten ileride olan bir bestecinin eserini programa alması istenmiş. “Efendim?” demiş Muck. “Tuhaf. Benim geldiğim yerde, herkesin bir annesi ile bir babası vardı.”

Schonberg’in bu çelişkisini, eleştirmenlik kariyerinin, senfoni orkestralarının barok ve öncesi dönemleri icra etme görevini otantik çalgı-icra topluluklarına bırakmakta olduğu döneme denk gelmesi olarak açıklayabiliriz. New York Times’ın baş klasik müzik eleştirmeni Schonberg senfoni orkestrası repertuvarı çevresinde şekillenen bir eleştirmenlik anlayışına sahipti. Onun döneminde, sadece küçük gruplar tarafından oda müziği salonlarında icra edilmeye başlanan erken dönem müziği bu yüzden yazarımızın menzilinden çıkmıştı.

MÜZİK ÇEVİRİSİ ZOR İŞTİR!

“Büyük Besteciler”in Ahmet Fethi tarafından yapılan çevirisinin çok büyük oranda başarılı bir çeviri olduğunu söyleyebiliriz. Yabancı dillerden dilimize yapılan müzik kitabı çevirilerinde terminoloji sorunu her zaman boy gösterir. Bunun en önemli nedeni, Türkçenin müzik terminolojisi bağlamında ne yazık ki hâlâ oturmuş bir dil olmayışıdır. En temel müzik terimleri üzerinde bile ülkemizde sıklıkla tartışma yaşanır. Taşların bu alanda yerine oturmadığı böyle bir ülkede, her ne kadar müzik terminolojini en alt seviyede kullanmak ısrarını taşıyan bir kitap olduğunu söylesek de “Büyük Besteciler”in Türkçeye çevrilmesi sürecinde ne türden sıkıntılar yaşandığını tahmin edebiliyorum.

Yine de, bir klasik müzik dergisi editörü olmaktan dolayı yakından vakıf olduğum çeviri sorunlarının varlığı, “Büyük Besteciler”in çevirisinde yapıldığını gördüğüm kimi dikkatsizlikleri gündeme getirmekten beni alıkoyamıyor. Örneğin, sayfa 16’da “nota programı” olarak çevrilen ‘program-note’un karşılığı ‘konser programı notu (açıklaması)’ olmalıydı. Sayfa 60’da 1920 olarak yazılan tarihin aslı 1720’dir. Sayfa 61’de Handel’in “Mesih”i yirmi dört saat içinde bestelediği yazıyor oysa doğru çeviri “yirmi dört gün” olmalıydı.

Çeviri sırasında yapılan şu hatanın, eksik müzik tarihi bilgisinden kaynaklandığı söylenebilir. Sayfa 62’de “... ve söylence bugüne kadar devam ediyor” cümlesinde “tradition” sözcüğünün doğru çevirisi “söylence” değil “gelenek” olmalıydı zira Schonberg burada “Aleluya Korosu” söylendiği sırada Kral George’un heyecanlanıp ayağa kalkmasının yıllar içinde bu bölüm her çalındığında geleneğe dönüştüğüne vurgu yapıyor. Sayfa 200’de çokyönlülüğü vurgulanan Mendelssohn için kullanılan “no musical specialist” deyişini “müzik uzmanı değildi” diye çevirmek yanlış. Donizetti’nin meşhur “çıldırma sahneleri” sayfa 216’daki çeviride “deli sahneleri” olmuş.

Çevirmen kitapta eserlerin özgün isimlerini muhafaza etmekle kanımca doğru davranmış aksi halde işin içinden çıkması mümkün olamazdı. Yine de “Bahar Ayini” (Le Sacre du Printemps) gibi aradan sıyrılanlar yok değil. Öte yandan, Richard Strauss’un sayfa 399’da geçen iki eserinin ismi “Rüzgara Serenat” ve “Rüzgara Süit” değil “Üflemeliler için Serenat” (Serenade for Winds) ve “Üflemeliler için Süit” (Suite for Winds) olmalıydı. Sayfa 16’da ve birkaç yerde daha geçen “dominant” sözcüğü, müzik dili söz konusu olduğunda “egemen” değil “çeken” diye çevrilir ya da olduğu gibi bırakılır. Yani, “Re minör egemenliği” değil, “Re minör’ün dominantı (çekeni)” şeklinde çevrilmeliydi.

Saptayabildiğim kadarıyla, kitabın orijinalinde yer alan şu iki yazım hatası çeviriye de olduğu gibi geçmiş: Sayfa 460’da Thomas Talli (Doğrusu Tallis olacaktı) ve sayfa 555’de “a la Samson et Dalila tarzı” (Yazar, “Samson et Dalila tarzında” demek istemiş ama “a la” orijinalinde italik yazıldığı için çeviri yapılırken eserin ismine ait sayılmış.

Çeviride neden Türkçe harflerin veya Türkçe kullanımın tercih edilmediğini sorguladığım bazı sözcükler oldu. Örneğin “castrato” yerine “kastrato”, “Messiah” yerine “Mesih” kullanılabilirdi. Dilimize Fransızcadan çoktan girmiş olan “klavsen” yerine “harpsikord” ikame etmek ise düpedüz hatalı bir kullanım; bu, kemana “violin” demeye benziyor.

Bu türden hatalar, çevirinin müzik tarihine ve terminolojisine vakıf bir editör tarafından kontrol edilmediğini düşündürüyor. Kitabın künyesinde böyle bir editörün varlığından bahsedilmemiş. Böyle önemli bir kitabın Türkiye şartlarında başarılı olarak addedilebilecek çevirisinin bu türden hatalardan ırak tutulması bir editörün tezgahından geçmesiyle mümkün olabilirdi ancak. Çevirmen ne kadar kaliteli bir iş çıkarmış olsa da 623 sayfalık bir besteci biyografileri antolojisinde geçen bazı terimleri yanlış anlamış olabilir. Denizde yüzüp derede boğulmamak burada yayınevine düşer.
Harold C. Schonberg’in “Büyük Besteciler” adlı kitabı, klasik müzik alanına yeni giriş yapacakların yanında kendini bu alanda yetkin sayanların da başucu kitabı olmaya aday bir eser. Ancak yüzlerce kitap okunduğunda edinilebilecek bilgiler Schonberg’in bilgeliğiyle tek ciltte bir araya getirilmiş. “Bir insanın müziği, kendisinin bir işlevidir, zihninin bir yansıması ve içinde yaşadığı dünyaya tepkisidir” diyor Schonberg. Bu antolojide işte bu büyük insanları çok daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam