VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Bilinmeyen bir zamanda, buradan çok uzak bir galakside…
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bilinmeyen bir zamanda, buradan çok uzak bir galakside…

Ursula K. Le Guin, “Sürgün Gezegeni”yle biz okurlarını galaksinin başka bir dünyasına götürüyor. Bir ömür süren ve korkuyla beklenen kış mevsimlerinin, yabansoylularının, kar canavarlarının gezegeni bu... “Buz ve Ateşin Şarkısı”yla bir başka büyük yazara ilham veren...

OYLUM YILMAZ ERİŞ

Sürgün Gezegeni, 1963-4’te feminizm, otuz yıllık felcinden kurtulmadan önce yazıldı. Kitap, benim erkek ve kadın karakterlerle eski, ‘doğal’ (yani memnuniyetle içinde bulunduğum kültüre uyum sağladığım), uyanmamış, bilinçlenmemiş başa çıkma yöntemlerimi ortaya koyar. O zamanlar temiz bir vicdanla hatta kendimden gayet memnun olarak karakterlerimin insan oldukları sürece onların kadın mı erkek mi olduklarını pek önemsemediğimi söyleyebilirdim. Bir kadın hangi akla hizmet yalnızca kadınlar hakkında yazmak zorunda olsun? Bilinçsizdim ve üzerimde sorumluluk hissetmiyordum; dolayısıyla kendime güveniyordum, deneyler yapıyordum ve sıradanlığımdan hoşnuttum.”

Bakmayın siz Ursula K. Le Guin’in kendini böyle acımasızca eleştirdiğine… “Sürgün Gezegeni” her ne kadar erken dönem bir Le Guin romanı olsa da, yazarın cinsel kimliklere, kültüre, mitlere ve hatta siyasete bakış açısının tüm özelliklerini taşıyor. Erkek karakterler her ne kadar baskın gibi görünse de, hikâyenin düğüm noktası bir kadın kahraman. Üstelik önemlisi, hikâyenin temel önermesi eril ve dişil aklımızın eriyip birleştiği yere denk geliyor: Uyuma, barışa, birlikte değişip dönüşmeye izin vermeye…

Vakitsiz doğmuş bir genç
Bilinmeyen bir zamanda, buradan çok uzak bir galakside unutulmuş bir gezegendeyiz. Kahramanımız vakitsiz doğmuş genç bir kız, Rolery. Yazların ve kışların bizim gezegenimize göre yıllar sürdüğü bu gezegende zaman önemli, vakitlice doğup büyümek ve hatta ölmek de öyle… “Ay ile gezegen birbirlerinin etrafında döner, bir turu tamamlamaları dört yüz gün sürerdi. Buna aydönümü denirdi. İki gezegen, bir güneşin etrafında turlar, hiçliğin ortasında büyük bir ciddiyetle fırıl fırıl dans ederdi. Bu dans altmış aydönümü sürerdi; yani yirmi dört bin gün, bir ömür, bir yıl.” Ama Rolery doğumundan gelme bu zamandışılığın, kendi toplumu içinde öteki olmanın “kadınsı” konforunu yaşıyor. Kendinden bir mevsim önce doğanlar babası yaşındalar, sonra doğanlar ise henüz çocuklar. Onun doğduğu zaman, doğum mevsimi olmadığı ve başka hiçbir çocuk doğmadığı için, kendi yaşında bir erkek bulup evlenmesi imkânsız. Ve dolayısıyla da çocuk yapamayacağından o, özgür! Ataerkil, şamanik inançları olan toplumu içinde rahat bırakılan bir bedeni var. İstediği gibi hareket edebiliyor, herkesle konuşabiliyor, halkının yerleşiminin dışına çıkıp ormanlarda gezebiliyor tek başına. Bu durum, ruhunu özgürlüğe ve öteki’ne taşıyor. Yani Jakob’a... Jakob bir yabansoylu, gelişmiş bir uygarlığın bu gezegene yerleştirilip sonra da unutulmuş halkının liderlerinden biri. Jakob’un halkı bu gezegene yerleştiğinden beri gezegenin yerlilerinde kültürel olarak en ufak bir değişim gözlenmemiş. Kabileler hâlinde yaşayan, şarkı söylemeyi, yazmayı, okumayı bilmeyen hatta henüz tekerleği bile icat etmemiş bir yaban halk, Rolery’nin de içinde yaşadığı toplum. Yabansoylular, yani bizim deyimimizle uzaylılar, ise katı kurallara sahipler ve bu kurallara göre içine yerleştikleri gezegenlerin yerel halkına karışmaları, onları değiştirmeleri, onlara bildiklerini öğretmeleri yasak. Ama hayat, kurallara ne kadar direnebilir? İnsanlar kendilerinden farklı olsa da yanı başında yaşayanlara nereye kadar yok muamelesi yapabilir?

Yasak aşkın dönüştürücü gücü
Her şey Rolery ve Jakob’un birbirlerine âşık olmalarıyla başlıyor aslında. Daha doğrusu bu aşkın açığa çıkması ve iki halk arasında ortak düşmana karşı yapılan ittifakın bozulmasıyla... Yabansoylularla Rolery’nin halkının arasının bozulması, ortak düşmanlarına karşı onları zayıflatıyor ve hatta yok oluşla burun buruna geliyorlar. Hâl böyle olunca şehirlerini, savaşçılarını, yiyecek stoklarını birleştirerek bir araya gelmeye mecbur oluyorlar. Bir arada varoluş mücadelesi vermek değişimin fitilini ateşliyor. Ama düşman buna izin verecek mi? Yaklaşmakta olan neredeyse sonsuz uzunluktaki kış mevsimi ve işgal, aşka, birliğe ne kadar izin verecek? İnsanlar, kışın çıkagelen kar canavarlarına, ‘karyabaniler’e ne kadar direnebilecek?

“Sürgün Gezegeni”, kısacık ama bir o kadar katmanlı bir roman. Aşkı, cinselliği, cinsel kimlikleri, insan ruhunun eril mücadelesini, uygarlık ile gerikalmışlık arasındaki tartışmalı sınırı, herkesin birbirine başka bir şey dediği yerde gerçek insanın, insanlığın ne olduğunu aynı anda düşünüp sorgularken yazar, hikâyesini ikinci plana atmamış, düşüncesinin, karakterlerinin ve dilinin önüne geçmesine izin vermemiş. Hikâyenin, uzayın derinliklerinde, bilinmeyen bir gezegenin fiziksel özelliklerini, bu özelliklerin orada yaşayanları nasıl etkilediğini “bilimkurgu” sınırsızlığı içinde düşünme şekli de, türün takipçilerini sevindirecek düzeyde.
Küçük bir ekleme yaparak bitirmek isterim. Fantastik edebiyata aşina olanlar, bütün bu anlattığım hikâyenin içinde bazı özelliklerin kendilerine çok tanıdık geldiğini fark edeceklerdir. Mevsimlerin yıllar sürmesi, neredeyse bir ömür sürecek kış mevsiminin gelişinin korkuyla beklenmesi, birbirini yabani olarak tanımlayan halklar, ve kar canavarları!

Belli ki “Buz ve Ateşin Şarkısı” adlı serisiyle milyonları kendine bağlayan George R. R. Martin, Ursula K. Le Guin’in artık pek de yeterli bulmadığı bu hikâyeden, yazarlık kariyerinin gidişatını değiştirecek kadar etkilenmiş! Ama Le Guin’in “Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar”da dediği gibi, edebiyat ustaca hırsızlıklara, onu yine edebiyatın kılacak esinlenmelere açıktır sonuna kadar…


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam