VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Biliyorum!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Biliyorum!

Bir terör saldırısında hayatını kaybeden, sakatlanan insanlar, sevdiklerinin acılarıyla baş etmeye çalışan mağdur yakınları… Tüm bu insanların acılarını bir nebze olsun azaltacak tek şeyi, yani gerçeği örtbas etmeye çalışan yayın organları, polis teşkilatı ve belki de devletin ta kendisi… “Münih Komplosu”nda edebiyat, kurmaca ne işe yarar sorusunun da cevabını bulacaksınız!

OYLUM YILMAZ ERİŞ

Bir anda kocaman bir alev sütunu gördüm, yirmi metre kadar yükseldi.”
“Korkunç bir patlama geldi arkasından.”
“Bir ölüm sessizliği kapladı önce, ardından çığlıklar duyuldu.”
“Sadece bağırdım avazım çıktığı kadar, kafam koptu zannettim. Her yerde insanlar yatıyordu, paramparça insanlar; kolları, bacakları, kafaları kopmuştu.”

Kahredici bir biçimde ne kadar tanıdık, ne kadar yakın geliyor değil mi bu ifadeler… İçeride ve dışarıda fark etmiyor çünkü terör, siyasetin, gücün karanlık kardeşi; çünkü terör, kendi istekleri için o anda orada olmak dışında hiçbir suçu olmayan insanların tesadüfi izini sürerek hayat buluyor; orada olanlara ölüm, orada olmayanlara dehşet saçıyor... Bu karanlık kardeşin önüne geçebilecek tek bir sistem var, o da adaletin ta kendisi. Öyleyse şimdi Dengler’le tanışalım, zira hayali de olsa adaletin peşinden koşan vicdanlı insanı temsil edecek her türlü gerçek/kurmaca imgeye, tüm ülke ve hatta insanlık olarak, fena halde ihtiyacımız var.
Georg Dengler, Alman Polis Teşkilatı’ndan çıkma bir polis eskisi, bir dedektif. Daha doğrusu Alman siyasi polisiye edebiyatının bol ödüllü gözbebeği Wolfgang Schorlau’nun yüreği saf, bedeni ve aklı iyi işleyen azıcık geçkin kahramanı. Kendisinin ilk macerası olan “Mavi Liste”yi okumamızın ardından, şimdi “Münih Komplosu”yla yeniden Türkçede. Yine siyasetin ve toplumun tam içinde, yine ne yazık ki hiç eskimeyen, insanlığın gündemini işgal etmekten vazgeçmeyen suçların peşinde…

Saldırının ardında kimler var?
Yıl 1980. Yer Münih. Octoberfest, Ekim Bayramı’nda Federal Almanya tarihinin en büyük terör saldırısı gerçekleşiyor: 13 ölü, 68’i çok ağır olmak üzere 200 yaralı. Peki saldırının arkasında kim ya da kimler var? Açıldığı gibi kapanan dava dosyasında dendiği gibi münferit bir terör vakası mı bu, yoksa işin içine siyaset girmiş olabilir mi? Dengler, neredeyse otuz yıl sonra olayın gerçekleştiği çayırlıkta dolanıyor, girişleri çıkışları, bombanın yerleştirildiği çöp kutusunun civarını yeniden yeniden kontrol ediyor, bir yandan da o zamanın görgü tanıklarının ifadelerini okuyor: “Ana giriş kapısının hemen yakınlarında duruyorduk -bir anda bir ışık mantarı göründü ve inanılmaz bir rüzgâr oluştu. Kalabalıkta o kadar sıkışmıştık ki yere düşmemiz mümkün değildi. Zemine baktım -kan, kan, her yer kanla kaplıydı.” Bu davanın izini sürmek istiyor mu Dengler, bu acıları yeniden yaşamak ve belki de asıl sorumlulara hiç dokunamadan geçmek, kendisini bir kez daha insanlık adına kaybetmiş hissetmek istiyor mu? Aslında hiç sanmıyor. Ama içinde bir yerler kıpırdayıp duruyor işte, belki bu sefer işler değişir, belki bu sefer çektiği ipin ucu elinde kalmaz…

Alman sağ-muhafazakâr bir partinin genç siyasi müsteşarı Charlotte’nin siyasete atılmasının aslında tek bir kişisel sebebi var: Neo-Naziler. Onların siyasetin sağ kanadınca desteklenen varlığını bitirmek, en azından sekteye uğratmak… Dolaylı yoldan Dengler’e Münih saldırısı vakasını gönderen de o. Neo-Naziler’in gerçekleştirdiği bir terör eylemi olabilir mi bu? Dengler ilerledikçe Charlotte görüyor ki işin doğrusu yahut daha da fenası devlet eliyle Neo-Naziler’e yaptırılmış bir terör eylemiyle karşı karşıyalar. Almanya’nın birleşmesiyle iktidarın tepesindekilerin içine iyice yerleşen sol ve komünizm korkusu, radikal sağ-muhafazakârlara kendi çıkarları doğrultusunda yumuşak bir karın sunar olmuş devlet eliyle. Ve elbette iş gelip derin devlete dayanıyor. İtalya ayağına Gladyo denilen Avrupa’yı sarmış derin devlet hareketinin Almanya ayağının tam içine düşüyor Dengler. Hayatı tehlikede, dostlarının hayatı tehlikede, derin devlet onun fark edip üzerine çökmek üzere…

Birkaç iyi adam
Kuklacılığa merak saran dostu Mario, yıldız falları yazarak geçinen kapı komşusu Martin, numunelik kalmış bir iki dürüst ve adaletli polis, bir iki namuslu politikacıyla birlikte Dengler, Amerika’dan Türkiye’ye uzanan bir karanlık hikâyenin içinde çırpınıyor.
Kendisini fazla saf buluyor bazı konularda Dengler, ama derin devlet ve işin içindeki Amerika parmağı karşısındaki saflığı Türkçe okurunu gülümsetecek nitelikte oluyor yer yer. Yakın siyasi tarihimizden gelen bilgiyle, olayı çözmede ara sıra kahramanımızın önüne geçsek de, “Münih Komplosu” sonuna varana kadar peşini bıraktırmayacak bir esaslı polisiye hikâye. Ayrıca Schorlau’nun, baş kahramanı Dengler’in yanı sıra, hikâyesine taşıdığı hemen her karakteri olay içinde derinleştirme ustalığını, hikâye içinde hikâye yaratma başarısını ve tüm akışı sadece şaşırtıcı bir sona bağlamanın dışında oynattığı kalemini, söylemeden geçmeyeyim.

Hayatını kaybeden insanlar, hayatının geri kalınını sakatlanmış olarak geçiren insanlar, sevdiklerinin acılarıyla baş etmeye çalışan mağdur yakınları ve bütün bu insanların acılarını bir nebze olsun azaltacak tek şeyi, yani gerçeği örtbas etmeye çalışan yayın organları, polis teşkilatı ve belki de devletin ta kendisi… “Münih Komplosu”nda sanırım edebiyat, kurmaca ne işe yarar sorusunun da cevabını bulacaksınız!
Hikâye, faili meçhul bir cinayete kurban giden İtalyan gazeteci Pier Paolo Pasolini’nin ölümünden birkaç ay önce yayımlanan yazısından bir parçayı anıştırarak başlıyor. Yeri gelmişken, ben de bu yazıdan bir parçayla bitirmek isterim:
“Biliyorum.

Hükümet darbesi olarak adlandırılan (ve aslında, iktidarın koruma mekanizmaları olarak harekete geçirilmiş bir dizi darbe olan) durumun sorumlularının kimler olduğunu biliyorum.
12.12.1969 Milano katliamının sorumlularının isimlerini biliyorum.
1974’ün ilk aylarında Brescia ve Bologna’da gerçekleştirilen katliamların sorumlularının isimlerini biliyorum.
Biliyorum.
Ama kanıtlarım yok; hatta ipuçları bile yok elimde.
Biliyorum, çünkü bir entelektüelim, çünkü olan biteni takip etme gayretinde olan bir yazarım.”


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam