VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
08 Ekim 2009 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Binlerce yıldır süregelen işkence: Uykusuzluk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Binlerce yıldır süregelen işkence: Uykusuzluk

Küreselleşmenin zaman ve mekândaki sınırları kaldırdığı, iletişim araçlarının yaygınlığından dolayı hiç bağlantımızı koparamadığımız dünyada, fazla uyarılan beyinlerimizin kapatma düğmesine basıp biraz uyumak artık hepimize daha zor geliyor. Bir uykusuzlar toplumuna dönüşüyoruz. Aslında bu yaygın uykusuzluk durumu bin yıllardır insanlar için bir sorun. Eluned Summers-Bremner, Uykusuzluk: Kültürel Bir Tarih kitabında Homeros’un İlyada ve Odysseia’sıyla ve Mezopotamya destanı Gılgamış’la başlayıp Çin, Hindistan, Japonya ve Avrupa edebiyatlarında uykusuzluğu ve uykusuzları inceleyerek günümüze geliyor.

Şevket İ.Erkoç

Uyku ve uykusuzluk üzerine aslında bu topraklarda kulağıma nakşedilen birçok ezgi var. Sözgelimi Fikret Kızılok’un insanı uykunun derin sessizliğine götüren ve bembeyaz eriten eşsiz şarkısı "Uyku Kardeşim ve MFÖ'nün "Bodrum Bodrum"unda geçen "Uyku biraz uyku... Tek istediğim buydu..." dizesi gibi. Peki ya uykusuzluk nasıl bir ruh hali? Sürekli bilicin tetikte ve açık olması durumu insanın bedeninde ve zihninde neler uyandırıyor?

Yapı Kredi Yayınları Eluned Summers-Bremner imzalı "Uykusuzluk: Kültürel Bir Tarih" çalışması son derece çarpıcı, merak dürtülerimizi ayağa kaldıran ve bireyin zihninin dehlizlerine inen önemli bir sosyo-kültürel tarih çalışmasını okuyucularına kazandırdı. "Uykusuzluk: Kültürel Bir Tarih" derinlikli bir tarih, sosyoloji, kültür ve ekonomi-politik okuması yaparak adeta uykusuzluğun arkeolojisini çıkaran önemli bir çalışma.

Yazara göre uykudan uyanmak demek, kendimizi dünyanın içinde bulmak ve onun tarafından yeniden yaratılmak; uykusuzluk çekmek ise çoğu zaman aşırı düşünceler aracılığıyla, bilincin ürettiklerinin, bilinçsiz bir halin gelişini nasıl engellediğini görememek. Bu bağlamda bir bilinçsizlik açmazı, uykusuzlukta önemli ölçüde işlevsel bir rol üstleniyor. Yazar biz modern insanların, uykusuzluğun tarihini kavramaya başlamak için savaşa gitmeyi ve bir yiyecek kaynağını bulmayı ya da ele geçirmeyi hangi çerçevede düşünüyorsak, uykuyu da benzeri bir çerçevede düşünmek zorunda olduğumuzun altını çiziyor. Biz uykuyu, yazarın haklı bir biçimde vurguladığı gibi üretken ve mutlu bir yaşam için katlanılması gereken bir dert gibi görüyoruz. Uykusuzluk konusunda atalarımızla aramızdaki başlıca fark, uykunun değersizleştirilmesidir; bu bize modernitenin getirdiği bir haslettir.

Esasında yazarın da üzerinde durduğu gibi uykusuzluğun neyi imlediğine işaret etmek güçtür,"çünkü küçümsediğimiz yokluğun/olmayışın dışında- kişinin özlem duyduğu unutuşun olmayışından başka nedir ki uykusuzluk? Karanlık durumlara etkin nitelikler yüklemekte zorluk çekeriz" (s.9). Örneğin küreselleşen Batı'nın tarihinde karanlık, yüzyıllar boyunca bir hakaret sözcüğü gibi kullanılmıştır. Kitapta dikkat uyandıran en önemli nokta uykusuzluk durumunun antik çağdan günümüze yani modern zamanlara kadar içerdiği farklı anlamlara tarihsel bir perspektiften incelikle ve kafa açıcı bir biçimde ele alması... İsterseniz uykusuzluğun yazarın kitapta etraflıca irdelediği izleğine kısa bir göz atalım.

AŞKIN DA GÖSTERGESİ

Aslına bakılırsa Batılı olmayan bazı kültürlerde, uyku ve gece gibi karanlığa özgü etmenler yok farz edilmiyor ve uykunun yokluğu başka önemli varoluşsal hallerin varlığını gösterebiliyordu. Ortaçağ Hindistan'ında, Tanrı Krişna'nın sığır çobanı Radha'ya olan aşkının, sevgililer ayrıldıklarında uykusuzluğa yol açtığı düşünülüyordu. Muson yağmurlarının yıllık döngüsü gibi görünmez güçlerin yönettiği bir dünyada ve kişinin yanında olmayan sevgilisinin hasretiyle yandığı gecelere neden olan kararmış gökyüzüyle uykusuzluk yaşamı bölen bir şey değil, ona anlam veren yoklukların bir ifadesiydi. Avrupa bağlamında, Ortaçağlı sevgililer birbirlerinden ayrıyken uykusuzluk yaşadıklarında da aşklarının kesin göstergesiydi bu... Zira yazara göre uykusuzluk, gerekli unutmanın, yani uykunun olmayışıdır; aşk ise iki kişi arasında bir başka yokluğun karşılıklı olarak paylaşılmasıdır: "Sevgililerin aşklarını ölçtükleri ama aynı zamanda birbirleriyle paylaştıkları geleceğe ilişkin kesinliğin olmayışı" (s.10).

Zamanı boşa harcamak, Batı’da ilk olarak 14. yüzyılda bir günah haline gelmiştir; onu izleyen ticaret ekonomisinde, farklı zaman türleri birbirleriyle çatışarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Dinin tüccarlara karşı oluşu, borç alıp vermenin zamanın değerini değiştirdiği gerçeğine dayanıyordu; oysa zamanın anlamını, yalnızca onu yaratmış olan Tanrı belirlemeliydi. Yeni ticari zaman, kaygıya yol açıyordu; zamana ilişkin kaygılı farkındalık, uykusuzluğun önemli yönlerinden biridir. Uykusuzluk, nedenlerin kendilerini gizleyebildikleri bir hal olduğu için daha kapsamlı toplumsal anlamlar edinmeyi sürdürmektedir. Örneğin, yazara göre 18. yüzyıl Batı toplumlarında uykusuzluğun artması, yalnızca uykunun açıkça değersiz görülmesinden değil, aynı zamanda bu dönemde karanlığa ilişkin karmaşık anlamların ortaya çıkmasından kaynaklanıyordu. Asıl önemlisi bunlar, güçlerinin bir kısmını bilincin onlara doğrudan erişememesinden alan anlamlardı. Köle ticareti, ilk büyük ölçekli “gözü pek” kapitalistlerin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Bu kapitalistler, yatırımlarının gelecekteki değerini saplantı haline getirmişlerdi. Uykusuzluk gibi köle ticareti de karanlık bir hâl ve bir yoksunluk demekti: İnsanlar onsuz bir ekonomiyi nasıl yürütebileceklerini göremiyorlardı. Zira yazarın şiirsel bir anlatımla tasvir ettiği gibi "Şeytan, kötülüğü amaç edinmiş uykusuz varlığın bir örneğidir; ama kapitalizm hız kazandıkça tanrısal varlıklar arasında da ahlaki nitelikleri belirsiz uykusuzlara rastlanacaktır."

NEREDE VE NE ZAMAN BAŞLADI?

Tuhaf bir acı çekiştir uykusuzluk tıpkı kitapta geçen Charles Simic’in "Uykusuzlar Kongresi" şiirinde betimlendiği gibi... Bu acıyı Gılgamış’ta da İlyada da Brutus’de de Edward Hirsh’in hiç uyumayan şehirlerinde de Çehov’un "Bir Vaka Öyküsü"ndeki Korolyov’da da Romantizmin Gotik damarlarında da görürüz. Yazarın isabetle belirttiği gibi uykusuzluk bir tarihsel bilinç biçimidir, çünkü uykusuzluğun bizi çağırdığı mutlak bilinmezlik içinde "şimdi", için kaygılanmayı sürdürmek elimizden gelmez. "Uykusuzluk, dünyayı sürekli olarak inceleyebilsek de onu kendi varlığımızı bütünüyle içerecek şekilde inceleyemeyeceğimizi gösterir, tıpkı aynada uyanık ve uyuyor olamayacağımız gibi..." (s. 195).

Yazar tam da bu noktada şu anahtar soruyu yöneltir: Dünya görüşündeki bu değişiklik nerede ve ne zaman başladı ve nasıl böylesine yaygın hale geldi? İşe elimizdeki şiirsel cümlelerle bezeli yer yer teatral öğeler barındıran ve okuyucusunu düşünsel bir keşfi âleme çağıran kitap bu tür sorulara yanıt vermeye çalışılmakta. Uykusuz geceler sizi bekliyor...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163