VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir ‘aşk’ ise sanat, Livaneli her seferinde ilk kez aşık oluyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir ‘aşk’ ise sanat, Livaneli her seferinde ilk kez aşık oluyor

Besteci, edebiyatçı ve yönetmen Zülfü Livaneli “Serenad” romanıyla bir kez daha garantili değil riskli yollarda ilerliyor, bir kez daha öncekilere benzemeyen bir eser yaratıyor. Ama birbirine benzemeyen bütün yapıtlarındaki bir özelliği belirginleştiriyor: Mesafe belirleme başarısı. Livaneli “içten ve mesafeli” tarzıyla insanların kendilerine uzak olduğu için değil, fazla yakın olduğu için görmedikleri hikayeleri anlatıyor.

Zafer Köse

“Herkesin uyuduğu uzun uçak yolculuğu sırasında, Maya, dizüstü bilgisayarını açmış, bir şeyler yazmaktadır.

36 yaşındaki kadının düşüncelerinde ve hayatında sarsıntılar gerçekleşmiştir. 510 gün gibi bir sürede yaşadıkları sayesinde ufku ve bilinci bir anda genişlemiş, birçok gerçeğin farkına varmıştır. Bir daha onları bilmediği günlerine dönmeyecektir, dönemeyecektir. Hayata artık yeni bilincinin ve vicdanının belirlediği pencereden bakmaktadır.

Yıllardır yaşadığı hayattan 8 bin metre yüksekte, eski Maya’dan uzaklaşmakta ama hayatın gerçekliğine yaklaşmaktadır. Son zamanlarda başından geçenler hakkında aldığı notları bir araya getirip elden geçirerek ve bazı eklemeler yaparak bir kitap hazırlamaktadır.

Uçağın karanlık kabininde dizüstü bilgisayarından yüzüne bu notların ışığı vurmaktadır.”

SES TANIDIK, HİKAYE YENİ

Zülfü Livaneli, 40 yıldır besteci, edebiyatçı, yönetmen olarak çeşitli yapıtlar üretiyor. Her seferinde, eleştirmenlerin başarılı bulduğu ve kitleler tarafından sahiplenilen bir önceki yapıtından farklı biçimler üretiyor. Garantili bir yolu değil, yeni ve riskli yolları tercih ediyor.

Bu nedenle, “Nazım Türküsü”, “Ada”, “Saat 4 Yoksun” gibi oldukça farklı tarzda albümleri var. Aynı şekilde “Engereğin Gözündeki Kamaşma”, “Leyla’nın Evi”, “Son Ada” gibi farklı türde romanlar yazdı.

“Serenad” romanıyla, bir kez daha öncekilere benzemeyen bir eser yaratmış oluyor. Elbette tema olarak, dünya görüşü olarak öncekilerle ortak yönleri olan bir roman “Serenad”. Tanıdık bir ses. Ama hikayesiyle, anlatımıyla yepyeni.

Bir ‘aşk’ ise sanat, Livaneli her seferinde ilk kez aşık oluyor.

“Serenad”, uçakla uzaklaşan Maya’nın hayata dair anlatısıyla, Livaneli’nin birbirine benzemeyen bütün yapıtlarındaki bir özelliği belirginleşiyor: Aynı sanat anlayışı ve dünya görüşü sonucu ortaya çıkan ‘mesafe belirleme başarısı’.

Günlük hayatta tanık olduğunuz ama pek etkilenmediğiniz bir olay, iyi bir sanat yapıtında karşınıza çıkınca yüreğinizi burkabiliyor. Bu durumun en önemli açıklaması, herhalde, o olaya baktığınız mesafenin değişmesidir. Bazen fazla yakın olmak, fazla içinde olmak, hayatı algılamada olumsuzluk yaratıyor.

Livaneli’nin “içten ve mesafeli” tarzı, işte bunu sağlıyor. İnsanların kendilerine uzak olduğu için değil, fazla yakın olduğu için görmedikleri hikayeleri anlatıyor.

Sağlam bir felsefi temel üzerinde yer almak, insancıl bir açıdan bakmak, atmosferini soluyacak kadar hayata yakın ama taraftarlıktan ve önyargılardan kurtulacak kadar uzak durmak: Livaneli’nin içten ve mesafeli tarzını belirleyen özellikleri bunlar olsa gerek.

ÇOK KATMANLI BİR ROMAN

“Romanını yazdığı kucağındaki bilgisayarın ekranıyla yüzü aydınlanan Maya, aynı zamanda o romanın bir kahramanıdır” diye yazıyor Livaneli “Serenad”da.

Romanda anlatım, katmanlı bir yapı oluşturuyor. Ama biçimdeki bu katmanlardan daha önemlisi, anlam olarak da katmanlar barındırması. “Serenad” nostaljik izler taşıyan bir aşk romanı diye okunabilir; mesajlar veren, yorumlar yapan bir siyasi metin gibi anlaşılabilir; hayatın her boyutundaki iktidar tutkusuyla bir hesaplaşma şeklinde ele alınabilir; günlük hayatta, uluslararası ilişkilerde ya da ev içinde iktidarın yozlaştırıcı etkisi üzerine bir roman diye tanımlanabilir... Tarihsel bilgiler veren, çoğu okurun bilmediği gerçekleri anlatan bir kaynak kabul edilebilir ya da edebiyat konusunda düşünmek için üzerinde durulabilir.

Romanın adı da içeriği gibi farklı düzeylerde anlaşılabilir. Örneğin, geceleyin balkondaki sevgili için çalınan bir müzik tanımını düşünerek okuyanlar olacaktır, orkestra için yazılan ve tarihin önemli bestecilerinin ürün verdiği klasik bir müzik türü olduğunu göz önünde tutarak okuyanlar da.

“Serenad”ın kahramanları ise romanı okumaya ara verip sokağa çıktığınızda karşılaşırsanız hiç şaşırmayacağınız karakterler. Gerçek hayatta yaşayan ve birbiriyle ortak özelliklere sahip olan milyonlarca insanın temsilcisi gibi her biri. Öte yandan hiç birini tanıdığınız, bildiğiniz biri gibi görmüyorsunuz. Çünkü Maya, Ahmet, Maximilian gibi kahramanlar, milyonlarca kişiyle ortak bazı yönlerine rağmen, herkesten farklı birer insan teki olarak kendi kişilikleriyle zihninizde canlanıyorlar.

“Serenad”da, birkaç kurgu kahramanın başından geçenler, sadece onların değil, akıp giden hayatın hikayesi olarak ortaya çıkıyor.

DERİN DÜŞÜNCELER DE EĞLENCELİ OLABİLİR

“İktidar tutkusunun yarattığı düşmanlıklar ve savaşlar, insanları insanlıktan çıkarmaktadır. Anadolu’da yüzyıllardır barış içinde yaşayan Ermenilerin yaşadığı acılar buna örnektir. Ermeni olayları kadar bilinmese de, Mavi Alay örneğinde de öylesine büyük acılarla yaşanmıştır. Sovyetler, Almanya ve Türkiye arasında yaşananlar sonucu, binlerce Kırımlı Türk katledilmiştir. Anadolu, bütün bu acıların birleştiği yerdir. Tarih boyunca bütün acılara, katliamlara neden olanların hep kendilerine göre geçerli mazeretleri olmuştur” satırlarıyla tarihsel gerçeklere de uzanıyor “Serenad” ama konulara bir tarih kitabı gibi yaklaşmıyor. Önemli gelişmelerin yaşandığı günlerdeki olayları vesile ediyor, insanları koşulları içinde ele alıyor, onların duygularını, tutkularını, umutlarını anlatıyor. Kişilerin varoluş sorunlarını, ruhsal durumlarını, hayat mücadelelerini inceliyor.

Bire bir gerçeğin peşinde değil Serenad. Okuru, gerçekten daha gerçek olanın yoluna davet ediyor.

Okurun içini sıkmadan “iç sıkıntısı” anlatılabiliyor.

İnsanları bunaltmadan “bunalımlı günler”den söz edilebiliyor.

Ve tüm bunları yaparken gerçekliği kapsamlı şekilde ele alan derin düşüncelerin de eğlenceli ve akıcı şekilde işlenebileceğini gösteriyor.

Güzel bir roman okumak insanı mutlu ediyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam