VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Mayıs 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bir atlet gibi oku... Göz atleti, bir yüz metre okuru gibi oku!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir atlet gibi oku... Göz atleti, bir yüz metre okuru gibi oku!

“Yumuşak Makine”, saçmanın güzel sanatlar seviyesine yükseltilmiş hali. Saçma, saçma, saçma... Ne kadar kolay yazılıyor, değil mi? Oysa saçma bir cümle kurmak o kadar zor ki! Beynimizde dünyanın parmak izi gibi duran mantığın dışına çıkıp saçma bir cümle çekip çıkarmak, otomobil fabrikasından Van Gogh tablosu beklemekten farksız. Bir de, unutmadan, bir soruşturma açılmış “Yumuşak Makine” hakkında. Normaldir. Edebiyatın bu denli önemsendiği ve ciddiye alındığı bir ülkede, edebiyat eleştirisinin de kanun yoluyla yapılması normaldir.

“Yumuşak Makine”yi okumak istiyor musun? Bunu gerçekten yapmak istiyor musun? O zaman her şeyi bırak ve önündeki üç saati boşalt. İçinde jöle gibi yayılacağın kanepeyi değil, her oturduğunda dayak yemiş gibi olduğun sandalyeyi seç. Otur. Arkana yaslanma. Hafifçe öne eğil. Kitabı iki elinle tut ve dirseklerini dizlerine daya. Kitabın kapağını aç. Romanın ilk bölümünün başlığı olan “Vardığı Zaman Ölmüştü” cümlesini oku ve dur. Derin bir nefes alıp ver. Çevrene son bir kez bak. Sonra da başını eğ ve okumaya başla.

OKU, SAKIN DURMA OKU!

İlk kelimelerin, ilk cümlelerin, ilk paragrafların üzerinden fırtına gibi geç. Sakın anlamaya çalışma! Sakın! Sadece gözlerini kaydır. Her okuduğun kelime uçuşsun kafatasında. Diğerleriyle karışsın. Hiçbir şey anlamamaktan bulanmış ve boşalmış zihninde, vahşi kuşlar gibi çarpışsın kelimeler. Sakın durma. Okumaya devam et. Bir atlet gibi oku. Göz atleti gibi. Göz maratonu! Hatta yüz metre okuyucusu gibi! Bir ok gibi oku! Kimse bir kitabı senin kadar hızlı okuyamamış olsun! Kimsenin sırtı ve gözleri seninki kadar ağrımamış olsun! İlerle ve hiçbir şey düşünme. Bir kelime daha, bir cümle daha. Sonra, sonra, sonra! Daha hızlı! Çevir sayfaları, buruştur. Ellerin çarpsın birbirine. Sakın düşünme! Hiçbir şey düşünme! Sadece kelimeleri oku. Sadece onları gör. Sadece zihninde yankılanışlarını duy. Yargılama, fikir yürütme, sadece kaydır gözbebeklerini. Biraz daha dayan. Az kaldı. Burroughs etkisini hissetmene birkaç sayfa kaldı. Başın dönecek birazdan. Belki miden bulanacak. Gözlerinin önünden saatte yüz sayfa hızla geçen kitaba bırak kendini. Bir lunaparktasın, belki de uzayda. Renkler gelip geçiyor kulaklarının yanından. Devam et! Geldin mi kitabın ortalarına? Güzel, o zaman dönüşü olmayan bir noktadasın. Sonra... Sonra ne mi? Sonrası sanrı! Sonrası rüya! Sonrası uzay solucanı! Sonrası sonsuz bir su kaydırağı. Düş, düş, düş ve sakın tutunma. Burroughs etkisinin içindesin. Üzerinde, kelimelerden örülmüş bir zırh. Ağırlaştıkça yükseliyorsun. Ne adın var ne de geçmişin. Şimdiki zaman ne kadar sürer, sorusunun cevabı sensin!
Gelelim Burroughs sanatına... “Yumuşak Makine”, kelimelerin rastlantısal biçimde bir araya getirildiği cut-up tekniğiyle yazılmış, psychodelic edebiyatın en iyi örneklerinden biri. “Irreversible” , “Enter the Void” gibi filmler çekmiş olan Gaspard NoÈ’nin, konuyu değil ancak ruh halini anlatan kamera kullanımının çıkış noktası sayılabilecek bir cümleler serisi. David Bowie’ye, özelikle yetmişli yıllardaki albümleri için şarkı sözü yazımında ilham kaynağı olmuş cut-up tekniğinin zirvesi kabul edilebilecek bir eser. Kısacası, Burroughs’un, “Sağ Kalma Sanatçısı olarak, mesleğim yüzünden maruz kaldığım korkunç rutinlere hiç inanamazsınız (s.57)”, cümlesinde sözünü ettiği rutinlerin tümü.

BİR MERTEBE OLARAK SAÇMA

Belki de daha basit anlatmak gerek: “Yumuşak Makine”, saçmanın güzel sanatlar seviyesine yükseltilmiş hali. Saçma, saçma, saçma... Ne kadar kolay yazılıyor, değil mi? Oysa saçma bir cümle kurmak o kadar zor ki! Beynimizde dünyanın parmak izi gibi duran mantığın dışına çıkıp, neden-sonuç ilişkilerinden bağımsız cümleler kurmak, her bir haltın anlamı olması gerektiğine inanan plastik zihinlerimizden saçma bir cümle çekip çıkarmak, otomobil fabrikasından Van Gogh tablosu beklemekten farksız. Olabildiğince matematik romanların üretildiği bir dönemde transa geçmiş medyum gibi yazan Burroughs’un ne yaptığını anlamak için kurabildiğiniz en saçma cümleyi denkleştirmeye çalışın, ne demek istediğimi anlarsınız. Ya da, Burroughs’dan birkaç cümle okuyun:
“Mağaralar dondu boğazımda . (s.137)”,
“Bu özel yetiştirilmiş tüküren pamuk servise dayanıklı bir tatlı galetanın radar ışınıyla gidiyor . (s.39)”
Bir de, unutmadan, bir soruşturma açılmış “Yumuşak Makine” hakkında. Normaldir. Edebiyatın bu denli önemsendiği ve ciddiye alındığı bir ülkede, edebiyat eleştirisinin de kanun yoluyla yapılması normaldir. Ya da belki haklı olan Burroughs’dur:
“Ben bir devlet ajanıyım ama kim için çalıştığımı bilmiyor, direktiflerimi yol tabelalarından, gazetelerden ve, başkalarının ağzından girip bağırsaklarını çekip alan bir akbaba gibi havadan kaptığım konuşmalardan alıyorum. (s.24)”
Son olarak, kitabın konusunu, içinde, kendini özdeşleştirebileceği bir karakterin olup olmadığını, sayfalarında hayatından kesitler bulup bulamayacağını, kitaptan neler öğreneceğini, parasının karşılığını alıp alamayacağını, bir roman okuyarak neler kazanabileceğini merak edenler için, “Yumuşak Makine”yi okuyanların ödülü: “Denizanası gibi bir şey kazandınız. (s.37)”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163