VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir başınalığın hüznü
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir başınalığın hüznü

Apartman merdivenlerini temizleyerek geçimini sağlayan emekçi, okumamış bir kadının küçük dünyasındaki küçük hayallerinin, dualarının, dileklerinin, özlediği kadınlığın, anneliğin ve birey olma çabasının hikâyesi; “Kul”...

YONCA BOZTUNALI



Geçtiğimiz hafta Kadınlar Günü’nü kutladı bütün dünya ve ülkemiz… Sanal âlemdeki sosyal paylaşım uygulamalarından birinde, şöyle bir yazı dikkatimi çekti; “‘Ben kendim giderim’, ‘ben kendim yaparım’, ‘ben kendim alırım’ diyen kadınların hastasıyım; çünkü onları karakteriniz dışında hiçbir şeyle tavlayamazsınız”- fonda neşe ve özgüvenle zafer işareti yapan modern ve güzel bir kadın fotoğrafı vardı. Bir an düşündüm; doğruluk payı olmakla birlikte aklıma takılan soru şuydu: Kendi yapamayan, kendi alamayan kadınlarımız ne olacak? Bu özgüvenli, her şeyi bir başına yapan, kendine yeten kadın, diğer taraftaki yalnız kadınlar için ne yapıyor? Ve o diğer bir başına, ne yapacağını bilemeyen kadın nasıl bir hayat yaşıyor? Kime bel bağlıyor, kimi bekliyor?

İşte, Seray Şahiner, film gibi yazmış, böyle bir kadını anlatmış “Kul” adlı son romanında; Mercan’ı.

Apartman merdivenlerini temizleyerek geçimini sağlayan emekçi, okumamış bir kadının küçük dünyasındaki küçük hayallerinin, dualarının, dileklerinin, özlediği kadınlığın, anneliğin ve birey olma çabasının hikâyesi; “Kul”... Öyle ki, kocası terk edip gittiğinde kalan boş vakitlerinde ne yapacağını bilemeyen, hiç sinemaya, tiyatroya gitmemiş, kitap okumamış, tek başına olmanın özgürlük mü yoksa yalnız olmak mı sorusu arasında sıkışıp kalmış içimizden biri Mercan.

Genç yaşına rağmen kalemiyle hayli yol kat etmiş kadın yazarlarımızdan Seray Şahiner, kitaplarının neden oyunlaştırıldığını “Kul”da bir kez daha cevaplıyor gibi. Çünkü “Kul”u okurken siz de, dekora giriyor, bir bodrum katında, dışarıdakilerin sadece ayakkabılarını görebildiğiniz cama bakarak, televizyona mahkum Mercan’la birlikte ne yapacağınızı düşünüyorsunuz… Mercan, hayatın omzuna yüklediği sorumluluklar karşısında isyan edip, kendisine hiçbir desteği olmayan kocasını evden kovduğunda ve bir başına kaldığında, dua için türbelere gittiğinde, her an geleceğini umduğu ama bir yandan kızdığı kocası için sürekli kıyafetlerini ütüleyip bekleyişinde, modern şehirli kadınlara özenişinde insanın içi burkuluyor.
Sıkıcı, tek düze, aptallaştıran, dedikoducu programlarla dolu diye eleştirdiğimiz televizyonun, bir yandan, yalnız bir insanın dünyasında nasıl bir boşluğu doldurduğunu, evde bir ses, bir nefes olduğunu, dostluğun arkadaşlığın ve bir başına, yalnız vakit geçirmenin ve bundan keyif almanın önemini Şahiner, “Kul”da çok güzel anlatmış. Mercan, Godot’yu bekler gibi bekliyor, sevgilisini, kocasını, yaşamını, kadınlığını, anneliğini, yaşama sevincini, öfkesini, heyecanını… Hepsi için kocasını bekliyor. Çünkü koca onun için her şey demek. Ötesini bilmiyor. Ahmet Telli’nin; “adımdan gayrısını bilmiyorum” dediği gibi, kocasından gayrı yaşamdan haberi yok Mercan’ın.

Şahiner, Mercan’ı konuşmasıyla, giyimiyle öyle bir hayatın içinden çıkarıp koymuş ki kitabına, sokağın başında önünden geçtiğiniz türbede aniden karşılaşacakmışsınız hissi yaratıyor.
Günümüzde hâlâ kadın dünyasında en büyük statü; bir eşe ve çocuğa sahip olmak iken okumamış bir kadın olan Mercan, bu yoksunluğun bedelini oldukça zor ve meşakkatli bir şekilde tam dibe inerek yaşıyor.

Ben çok sevdim Mercan’ı. Onunla film izlemek, dolaşmak, sevdiğim kitapları okumak, pahalı bir kuaföre gitmek istedim. Ve şunu demek istedim; tek başına olmanın keyfine vardığında daha güçlü ve mutlu olacaksın, kim ne derse desin...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159