VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir başka İstanbul
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir başka İstanbul

8 bin yıl gerilere dek giden çok karmaşık bir tarih, beş bin kilometrekarelik iki yarım ada ile birkaç adada toplaşan -tahminen- 15 ila 20 milyon insandan oluşan yorgun şehir İstanbul hakkında hâlâ çok az bilgi sahibiyiz. Ne var ki, her altyapı çalışması sırasında karşılaşılan kalıntı ve buluntular bize hep aynı şeyi söylüyor: İstanbul bitmez!





İstanbul, onu kazıp eşeledikçe başka başka tarihsel ayrıntılarıyla kendisini bizlerin gözünde yenileyen, arkeolojiden sanat tarihine, şehir planlamacılığından siyaset bilimine kadar bin bir farklı alandan araştırmacıya kendisini cömertçe sunan, devasa bir şehir. 8 bin yıl gerilere dek giden çok karmaşık bir tarih, beş bin kilometrekarelik iki yarım ada ile birkaç adada toplaşan -tahminen- 15 ila 20 milyon insandan oluşan bu yorgun şehir hakkında hâlâ çok az bilgi sahibiyiz aslında. Ne var ki, her altyapı çalışması sırasında karşılaşılan kalıntı ve buluntular bize hep aynı şeyi söylüyor: İstanbul bitmez!

Mümbit tarihi ve kültürüyle bu bereketli şehre dair bildiklerimizi sorgulatıp yenileyecek eserlere ihtiyaç duyduğumuz kesin. Ancak yazılan kitapların büyük çoğunluğunun Çamlıca ya da Boğaziçi nostaljisini aşacak birikimi de, takati de genellikle pek olmuyor. Halbuki son yıllarda yaşanan kentsel dönüşüm, restorasyonlar, yıkım-yapım süreçlerinin var ettiği koşullar etrafında bir İstanbul duyarlılığı ortaya çıkmış ve hayli büyümüş vaziyette. Sosyal medyada her gün İstanbul’un camilerinden çeşmelerine, surlarından nostaljik sokaklarına kadar farklı farklı ayrıntılarına dair paylaşımların yapılıyor olması, uluslararası medyada İstanbul’a dair belgesellerin çekiliyor olması, artık İstanbul’a dair doyurucu kitapların da yazılmasını bekleme hakkını bize veriyor.

Üç şehir vurgusu
Nitekim yavaş yavaş bu boşluğun dolacağına dair ümitler de yeşeriyor. İngiliz tarihçi ve belgesel sunucusu Bettany Hughes’un İngilizcede yayımlandıktan hemen sonra Alfa Yayınları tarafından Türkçeleştirilen kitabı “İstanbul: Üç Şehrin Hikâyesi”, bu alandaki talepleri adeta tek başına karşılamaya talip oluyor. Bolca görsel, bolca harita ve bolca kaynakla desteklenmesinin de etkisiyle, İstanbul’a yaraşır ebatlarda, görkemli bir kitap olmuş “Üç Şehrin Hikâyesi”. Üç şehir vurgusu, tahmin edilebileceği üzere, İstanbul’un antik çağlardan Büyük Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapılmasına kadar olan dönemle başlıyor. Roma’nın batı yakasının Barbar istilaları neticesinde çöküşünden Bizans İmparatorluğu’nun bir başka Konstantin’in, XI. Konstantin’in, 1453’teki büyük kuşatmada Türklere yenilmesi ve şehrin teslimine kadar devam ediyor. Üçüncü İstanbul ise Osmanlı-Türk idaresi altındaki İstanbul olmak üzere, kitapta yüzlerce tarihsel olay, kişi, konu ve kavram üç ana bölümve yetmiş sekiz ara bölümde toplanıyor. Kitabın çevirmenliğini yapan isim, daha önce birçok çevirisinden tanıdığımız Abdullah Yılmaz. Yılmaz’ın kıvrak Türkçesi ve akıcı anlatımı, zaten tüm hacmine rağmen kısa kısa bölümlerden oluşan ve akıcı olan metni daha da zenginleştiriyor.

Peki, metnin içeriğinde neler var? “İstanbul: Üç Şehrin Hikâyesi” elbette bir tarih kitabı; ancak aynı zamanda bir şehir sosyolojisi, bir sanat tarihi, bir dinler tarihi kitabı özelliğine de sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Zira bu “üç şehir”, Pagan, Ortodoks Hıristiyan ve Müslüman kimlikleriyle Romalılığın, yani Rumîliğin üç yüzü, üç farklı tezahürü olarak da değerlendirilmekte. Güncel İstanbul’a bir Batılının gözüyle, şehrin tüm ironi ve eksantrikliklerini görerek bakan Bettany Hughes, tarihine ve kuruluş mitlerine ise profesyonel bir antikçağ tarihçisi nazarıyla yaklaşmakta. Elbette kadın duyarlılığının işlenebileceği bir zemin de olan İstanbul, Byzantion’dan Konstantinopolis’e, Kostantiniyye’den Dersaadet’e, ismi ne, hüküm süreni kim olursa olsun, diğer her şey kadar, tarihindeki kadın karakterlerin hikâyeleriyle kaderi şekillenmiş bir yer. Bu yönüyle nice imparatoriçenin ya da valide sultanın köylerinden köle pazarlarına, oradan saraylara gelip yüz binleri yönettiği bir yer aynı zamanda. Kitap bu bakımdan hayli ufuk açıcı.

Hughes’un vurguladığı gibi, İstanbul, tarihi boyunca sürekli yeni şeylerin icat edilmesine ev sahipliği yapmış. Bunlardan biri Kanuni Sultan Süleyman zamanında Babıâli’den [Büyük Kapı’dan] yabancıların içeri girişine imkân sağlayan “passaporte”, yani bildiğimiz anlamdaki pasaport iken, bir diğeri Bizans sarayında kibarca yemek yemenin işareti olarak beliren çatal kullanımı. İstanbul’da uzun süre yaşayan Norman birliklerinin komutanlarının İstanbul’dan ayrıldıktan sonra,1066’da gidip Britanya’yı fethetmeleri gibi, Katolik Hıristiyanların Kudüs’ü Müslümanlardan almak üzere yola çıkıp hınçla Ortodoks Konstantinopolis’i yağmalamaya kalkıştıklarında (1204) şehri savunanlar arasında Türklerin de bulunduğu gibi, pek çok ayrıntılı tarihsel vaka da çok güzel hikâye ediliyor. Benzer şekilde, şehre Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi perspektifinden bakış atıyor Hughes. Bu toplumların nasıl bir arada yaşadığını, hangi dönemlerde, ne gibi ilişki ağları kurup bu şehri beraber geliştirdiklerini de kitapta takip etmek mümkün. Yazar ayrıca İstanbul’a gelen seyyahların, yazarların, diplomatların yazdıklarının izini sürdüğü kadar, sıradan insanların tarihini de okura iletmeye gayret ediyor. Böylece bütün kitap boyunca, İstanbul’un, tarihin hemen her döneminde nasıl bir yer olduğuna, orta halli insanların neler yiyip-içip nasıl yaşadığına dair gözümüzde bir resim canlandırabilecek kadar çok yönlü bir bilgi kümesi sunmuş oluyor.

Bununla birlikte, şehrin bugün ‘Tarihi Yarımada’ denilen bölgesinde yer alan ve gündelik hayatın koşturmacası içinde layıkıyla hakkında bir şeyler öğrenmeye zaman ayıramadığımız bütün tarihsel, sembolik, anıtsal miras örnekleri bir birHughes’un elinden geçiyor. Hipodrom, Dikilitaş, Çemberlitaş, Milyon Taşı ve Konstantin Forumu… Bunu yaparken sayısız kaynaktan derlendiği belli olan türlü çeşitli efsaneleri, ekonomik-sosyal tarih analizleriyle harmanlayarak anlatıyor. Böylece mit ve gerçek bir arada başarıyla sunuluyor. Yazarın bu konuda dengeyi çok iyi tutturduğunu ve olaylara geniş bir balkondan bakmayı başardığını, yani kitabın bir anekdotlar derlemesi ya da klasik bir akademik tarih anlatımı olmadığını vurgulamamız gerekiyor. Bettany Hughes’un “İstanbul: Üç Şehrin Hikâyesi”nin hem İstanbul âşıklarına hem genel tarih okuruna çok şey vermeye aday olduğu aşikâr.Kitabın muhtemel eksiklerinin yeni çalışmalar eliyle giderilmesinin, bu tür kitapların çoğalmasının ve çok daha zengin bir İstanbul kitaplığına kavuşacağımız günlerin yakın olduğunu umuyoruz.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163