VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir cümlelik bitmeyen aşklar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir cümlelik bitmeyen aşklar

Mario Levi yeni kitabı “Bir Cümlelik Aşklar”da aşka inancını kaybetmeyenler için izi kalan hikayelerin peşinden gidiyor.

CANAN HATİBOĞLU


Aşk belki de dünyanın en çok konuşulan konusu… Şu anda benim yaptığım gibi hayatımızın herhangi bir ânında bazen özne, bazen nesne, bazen de yüklemin ta kendisi olarak karşımıza çıkabiliyor. Kimi zaman bizim hayatımızın içinde kimi zaman bir yakınımızın hayatında, bazen bir dedikodunun içinde… Edebiyatta, televizyonda, reklamda, haberde… Sürekli aşkı konuşuyoruz, düşünüyoruz, hayatımızda olmasını istiyoruz. Bu kadar çok konuşuyoruz da aşk gerçekten var mı? Bu kadar çok konuşulması varlığının bir kanıtı mıdır? Yoksa tam tersi, ne olduğunu bilmediğimiz bir şeye mi varmaya çalışıyoruz?

Gerçekten varlığı ya da yokluğu bir yana, aslında aşk olgusunu asıl var eden şey inanmak… Aşka inancını yitirmeyenler, yitirenlerden çok daha fazla olsa gerek… Zaten bu konuyu, bu denli popüler kılan da yitirmediğimiz inancımız. Kızsak da sevsek de fark etmiyor, konuşmaya devam ediyoruz. Mario Levi de yeni kitabı “Bir Cümlelik Aşklar” ı da aşka inancını kaybetmeyenler için yazdığını söylüyor zaten.

Çatlaklar ve yaralar

Aşk kendi kırıklarını mı yaratır, yoksa var olan kırıklıkları mı aşkla doldururuz? Kitaptaki yüz cümleden oluşan yüz aşk hikâyesi biraz da bu soruyu sorduruyor okurken. Çünkü her bir hikâyenin kırık ve hüzünlü bir tarafı var. Bu kırıklık bazen aşkın yaşanışından bazen hayatın kendisinden geliyor. İster istemez insanın yüreğine bir hüzün çöküyor. Çünkü kimsenin boşluksuz bir hayatı yok. Sahiden yaşadığımızı hissetmek için kırılmaya, incinmeye, çeşitli badireler atlatmaya mecburuz. Kendimize ya da birilerine unutulmaz hikâyeler bırakırken hayatın cenderesinden geçmemiz gerekiyor. Canımızın acıması, yaralanmamız lazım… Ve bu noktada da aşk bazen yapıştırıcı görevi görürken bazen de parçalayanın tam kendisi oluyor. Ama yaşadığımız aşkın hüznünün romanlardan, filmlerden farkı, çatlaklarımızın yavaş yavaş hayatımıza sirayet etmesi ve belki de hiçbir zaman gitmemesi… Yaptığımız her harekete, yaşadığımız her olaya bir şekilde izini bırakması… Çatlakları tamir etsek de izinin bizimle beraber yaşamaya devam etmesi… “Bir Cümlelik Aşklar” da izi kalan hikâyelerin peşinden gidiyor. Hem unutulmaya mahkûm hem de derin izler bırakan…

“Bir Cümlelik Aşklar” aşkın yanında bir yanıyla hayatın kendisini anlatıyor. Daha kültürlü görünmek için araya İngilizce karıştırmaya çalışanların, başkasından hamile olduğunu söyleyemeden evlenenlerin, yaşadığı aşkın ve Türk sanat musikisinin hüznüyle adı “Suskun”a çıkmışların, ancak bir cenaze merasiminde öğrenilen gerçeklerin varlığı tanıdık çünkü. Mahallede, belki hikâyesini çok sonra öğrendiğiniz karşı komşunuz, üniversitede beraber okuduğunuz o mahcup insan, hatta kendi ailenizden birinin pekâlâ yaşayabileceği hikâyeler…

Duyup hüzünlenip unutabilecek gibi olsak da zamanı geldiğinde hafızamızın köşelerinden yeniden çıkardığımız ve hayatımıza giren hikâyeler… Her biri müstakil bir eser olarak anlatılmayı hak edecek kadar hikâye barındırdığından olsa gerek, okuyucunun tamamlaması için yarım bırakılmışlar. Zaten bazı hikâyelerde tamamlamadan da duramıyorsunuz. İster istemez aklınız başka bir hikâyeye gidiyor. Bazen bir filmi, bir şarkıyı anımsıyorsunuz kimi yerlerde. Bazen kendi anılarınıza dönüp dalıyor ve okuduğunuz karakterin hikâyesinde anlatılmayan ne varsa boşluğu siz dolduruyorsunuz. İşin edebi zevki açısından bakacaksak da tam da size bu döngüyü vadediyor kitap: Hayatın içine düştüğü döngüyü… Kırarken boşlukları dolduran, ölerken doğan, tamir ederken parçalayan… Sizin yarım bıraktığınızı hikâyeler dolduruyor, hikâyelerin yarım bıraktıklarını siz.

Füsun gerçekten yaşadı mı?
Mario Levi, bu kitabında da aynı yöntemi seçiyor anlatmakta: Tek ve şiddetli bir vuruş yerine, zaman içinde yavaş yavaş okuru etkilemek… Usul usul anlatıyor görünürde. Sizi nasıl etkilediğini bildiğiniz hâlde, tarif edemez bir şekilde bırakıyor kitabın sonunda. “Bir Cümlelik Aşklar”ın sonunda da kitabı nasıl anlatacağınız konusunda şaşkın, bir o kadar da etkilenmiş oluyorsunuz. Çünkü biterken kafanızda yüzlerce cümle dönüyor. “Masumiyet Müzesi”ne gidenler gibi… Müzeye gidenler, müzeyi gezmeyi bitirdiklerinde her defasında aynı soruyu sorarlar: Füsun gerçekten yaşadı mı? “Bir Cümlelik Aşklar” da üzerinizde aynı etkiyi bırakıyor. Saat tamircisi Hilmi Bey’in, Ankara’da hukuk okumak isteyen Hülya’nın, etrafındaki herkesin hayranlığını kazanmasını sağlayan ama yalnız geçirdiği yıllar dolayısıyla her geçen yıl tarifini biraz daha unuttuğu sakızlı paskalya çöreğinin üstadı Madam Ağavni’nin, beklenmedik bir şekilde basketbol kariyerini bırakmak zorunda kalıp sanayici olan Cemil’in, bebek giysileri satarak zengin olan ve tek çocuğunun varlığını otuz yıl sonra ölüm döşeğinde öğrenen Kamil’in gerçek olmayışına inanmıyorsunuz. Çünkü yolda yanınızdan geçen, tramvayda karşı koltuğunuza oturan, ilkokuldan hatırladığınız ve sonradan başına ne geldiğini duyup şaşırdığınız insanlar kadar gerçekler…

Sanki biri size dönüp, tanıdığınız biri hakkında bir hikâye anlatıyor. Siz de kimi zaman üzülüyorsunuz, bazen seviniyorsunuz, hüzünlenip “Vah vah” diyorsunuz, kendi başınıza gelseydi ne olurdu diye düşünüyorsunuz. Bu yanıyla fazlasıyla sarsıcı aslında… Edebiyatın hayata karışmış hâlini okurken bir an uzaklaştığınızda ve olan bitene biraz yukarıdan baktığınızda, hayatı ne kadar fark etmeden yaşadığımızı görüyoruz.
Eninde sonunda kitaptan çıkıp şunu demek mümkün: Aşk var ve aşkla yaşamak lazım… Öyle yaşamazsak, yaşadığımız hikâyenin diğerlerinden ne farkı kalır ki?

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam