VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Ocak 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Bir düzen yıkıcı Thomas Bernhard
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir düzen yıkıcı Thomas Bernhard

Thomas Bernhard, otobiyografik kitabı “Nefes: Bir Karar”da on yedi yaşında yatmak zorunda kaldığı hastane odasındaki ölüm-kalım mücadelesini ve ‘hayata devam kararını‘ anlatıyor. Bernhard yaşadıklarının yarattığı travmaları ve korkuları samimiyetle paylaşmakla kalmıyor okuru da bu büyük yazarın gelişim evrelerini sorgulamaya itiyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


Thomas Bernhard’ı ilk okuduğumda yaşadığım hissi ancak, kazanma ihtimali olduğunu düşünerek büyük bir güvenle ringe çıkan fakat henüz ilk raundu bitiremeden grogi duruma düşen bir boksör tam olarak anlayabilir.
Bernhard’ın öfke dolu, yakıp yok eden, karamsar dünyasıyla tanışmadan önce edebiyatı ne kadar naif ve ‘gerçeğe benzeyen fakat gerçek olamayan’ bir çizgide izlediğimi anladım. Yazarın toplumu, sanatı, daha doğrusu hayatta sevmediği her şeyi üstü kapalı eleştirebileceğine, varoluşunu en dip noktasına kadar sorgulayabileceğine defalarca şahit olmuştum ve bu yönüyle romanlar benim için, imgeler üzerinden konuşuyordu. Kafka’da, Camus’da, Sartre’da hatta daha yakına gelip baktığımda Oğuz Atay, Tanpınar, Yusuf Atılgan’da belli bir kalıbın içine sokulmaya çalışılan kahramanların yaşadıklarını ancak ve ancak ‘hissetmek’ ve varlıklarının yok edilişini daha yakından anlayabilmek için olaylar üzerinden çıkarımlarda bulunmak zorundaydım: Kimi zaman “babanın ölümünü düşlemek” ile yapıyordu yazar bu eleştirisini, kimi zaman “annesinin ölümüne üzülmeyerek”, kendisini son yolculuğuna uğurlayacak papazı “reddetmek” ya da “eli poşetlilerden olmak” korkusuyla anlatıyordu. Var olan sistemi eleştirirken bile sesleri kısık kalan kahramanlar çoğunlukla pasifti; aile, toplum, din, gelenek ya da eğitim sistemi gibi kuşatıcı kavramlar karşısında ezildikçe eziliyor fakat bir isyan patlaması oluşturmaktansa, sessizce, olup biteni içine kapanarak eleştiriyorlardı.
Oysa Thomas Bernhard, kaba gerçeği, hiçbir ayrıntısını gizlemeden, lafı dolandırmadan, pat diye yüzüme vuruvermişti. Öfkesini herhangi bir imgeyle örtmüyor; canını sıkan, doğru görmediği her şeyi yerle bir ediyordu.

ÖFKE PATLAMASI

Thomas Bernhard, hemen her metninde, yerleşik değerlerle kavgaya tutuşan; kişinin ‘birey’ olma çabasında karşısına dikilen aile, toplum, devlet ve eğitim gibi kavramlara karşı açıkça kin besleyen ve ne olursa olsun bunların varlığını yok etmeye çalışan bir yazardır. Onun kahramanları sistemle, düzenle bir türlü anlaşamaz ve kalıplaşmış olan her türlü bilgi ve baskı unsurundan açıkça nefret eder.
Sözün gelişi bu nefret, “Düzelti” romanında, küçüklüğünden beri yaşadığı yer olan Altensam’dan ve onun yerleşik değerlerinden, kurallarından kaçmaya çalışan Roithamer’in kız kardeşi için koni biçimindeki binayı yaptırma tutkusu olarak görünür. Toplumun yaşadığı şehrin ortasında, hiç penceresi bile olmayan koni yapmak fikri, aslında topluma ve geleneğe karşı bir savunma mekanizmasıdır. “Koninin inşası, romanda bir bakıma yeniliğin geleneğe karşı mücadelesi olarak okunmalı. Her zaman muhalif yapısıyla yeni çıkış yolları arayan Roithamer’in simgelediği yenilikçi anlayış, sabit kuralların, kalıplaşmış fikirlerin dışına çıkamayan üç erkek kardeşin simgelediği geleneğe karşı, imkânsız olarak görünen koninin inşa edilmesiyle birlikte zafer kazanmış olur. Bunun paralelinde, toplum ve onun kuralları ile sürekli bir çarpışma içerisinde olan, kendi varlığını bulabilmek için bu nosyonlardan kurtulması gerektiğinin farkına varan Roithamer ve kız kardeşi de koninin inşasıyla çemberin dışına çıkarak, imgesel olarak, kişisel bağımsızlıklarına kavuşmuş olurlar.” Yine, alışılagelen değerleri alaşağı ettiği bir başka romanı olan “Eski Ustalar”da da devletin ve ailenin baskısı sonucu kişinin gerçek varlığının nasıl tarumar edildiği üzerinde duran Thomas Bernhard; Avusturya devleti, din ve eğitimle açık bir hesaplaşmaya girişir. Bernhard’ın öfkesi, oldukça sert bir düzeyde kendisini gösterdiği için kendi insanlarıyla hiçbir zaman anlaşamamış ve ülkesi sınırlarında, görmezden gelinmiştir. Denebilir ki kuralları olan ve bu kuralların dışına çıktığı için onu kötüleyen, tutuklatmaya çalışan toplumunun bu tarz reaksiyonları sürdükçe, Bernhard asla susmamış ve metinlerindeki öfkesi artarak sürmüştür.

Thomas Bernhard, “Odun Kesmek” romanında da sanat ve sanatçı kavramlarından hareketle, yıkıcı üslubunu ve öfkesini yansıtmayı sürdürür ve olaylar birden fazla katman arasında gidip gelir. Dolayısıyla anlatıcının geçmişle hesaplaşması, ölen arkadaşı Joana’nın cenazesi, devlet ve sanatın eleştirisi gibi konuları, değişe değişe, iç içe geçmiş vaziyette anlatır. Ben Bernhard’ı hep, “Odun Kesmek” romanındaki kahraman olarak gözümün önüne getiririm: Oturduğu berjer koltukta bütün sanat camiasını, kurumları, sokakları ve sıradan insanları nefret dolu gözlerle izleyen ve bunların kirli, kusurlu yönlerini orta yere saçıp dökmekten asla vazgeçmeyen öfke dolu, güçlü bir karakter.

VAR OLUŞUN OTOBİYOGRAFİSİ

Çoğunlukla okurun karşısında salt metnin olması gerektiğine inansanız da Bernhard’ın bitmek bilmeyen öfkesiyle her metinde açıkça karşılaşınca, ister istemez hayatının kırılma noktalarına şahit olmak, onu biraz daha yakından tanımak istiyorsunuz.
Sel Yayıncılık bir süre önce, Bernhard’ın otobiyografisini yayımlamaya başladı. Beşlemenin ilk kitabı olan “Neden - Bir Değini”de, onun travmatik hayatının bir kısmına şahit oluyoruz: Gayrimeşru bir çocuk olarak doğan Bernhard’ın aile kavramına olan kininin de belirtileri gün yüzüne çıkıyor.
Sözgelimi çocukluğundan itibaren sevmediği üvey babasının yanı sıra anne portresinin içini de öfkeyle doldurması, “Düzelti”de Roithamer’in kendisini doğuran kadına ‘anne’ bile demeyerek “Eferdingli bir kasabanın kızı olan kadın” nitelemesi şeklinde hayat bulur. Şehir ve toplumla olan uyuşmazlığının temellerinin de bu döneme denk geldiğine tanık oluyoruz: İkinci Dünya Savaşı sırasında okumak için Salzburg’a giden Bernhard, şehrin ikircikliğine, bunaltısına, insanı yok eden varlığına tanık oluyor. Müthiş bir kırılma: Bernhard’da öfkenin bir duygudan ziyade, en ince ayrıntısına kadar işlenecek bir kavram olma safhası: aile ve şehrin yok ediciliği, onun kimliğine işlemeye başlıyor.

Otobiyografinin ikinci kitabı “Kiler - Bir Kaçış“ ise Bernhard’ın Salzburg’daki bir bakkal dükkânının kilerine kaçışını anlatıyor. “Öteki insanları ters yöne giderek buldum; o iğrenç lisede değil, beni kurtaran çıraklık işinde; mantık ilkelerine aykırı davrandım” diyor kitapta. Çünkü kaçış bir imge: Mantıklı olan, ona gelenek ve toplum tarafından dayatılan liseye devam etmesi; oysa Bernhard kendisine dayatılan geleceğe karşı direniyor, adeta savaş açıyor. “Kiler - Bir Kaçış“, onun kendi seçimiyle yine kendini bulma serüvenini, dolayısıyla baskıcı olan geleneklerle ve genelgeçer kurallarla ilk mücadelesini anlatıyor. Onun da dediği gibi; ‘Başkalarına inansaydı bugün var olmaması gerekirdi.’

BİR KARAR

Otobiyografinin üçüncü parçası, “Nefes: Bir Karar”, Bernhard’ın on yedi yaşında “ölüm koğuşu” dediği hastane odasındaki ölüm-kalım mücadelesini ve ‘hayata devam kararını‘ anlatıyor.

Her şeyin “dünyada sevdiğim tek insan” dediği büyükbabasının bir cumartesi günü pencerenin önünden usulca yürüyerek hastaneye gitmesiyle başlıyor. Henüz hastalığının ne olduğunu bilmese dahi, büyükbabasının hastalığını keşfetmesiyle birlikte bunu kabullenemiyor ve direnci kırılan Bernhard’ın ciğerlerine yerleşen hastalık da çok şiddetli biçimde nüksediyor.

İki gün süren koma hali sonrası, büyükbabası dışındakilerin hastalığı konusunda “numaracı“ olarak niteledikleri Bernhard apar topar hastaneye kaldırılıyor ve birkaç saatte bir, akciğerlerinden iki üç litre iltihap çekilen Bernhard ölümün eşiğinde geziniyor. Bilinci uzun süre kapalı, neredeyse yarı-ölü vaziyette: sesleri algılayamıyor, kişileri hatırlayamıyor, yüzleri göremiyor.

O an hastanedeki düzeni fark ediyor Bernhard: Hastalar henüz son nefesini vermeden papaz geliyor, hastayı yağlıyor ve yarı-ölü adam çinko tabuta konarak götürülüyor. Her şey bir sistem dâhilinde; ölmek için bile insanların belirli bir zamanları olduğunu kavrıyor Bernhard ve o an, ölmek istemediği ‘karar’ını veriyor. ‘Sistem’ kelimesine tiksinti duymak için daha geçerli bir sebep düşünülebilir mi? Bu andan itibaren de ailesine duyduğu korkunç öfke baş gösteriyor ve kendisini mutlu eden kişinin yalnızca büyükbabası olduğunu düşünüyor: aile kurumunun açıkça ve kesin olarak reddi!

Artık yalnızca büyükbabası ve kendisinin iyileşmesini ve yeni geleceklerini düşünüyor Bernhard, bu gelecek içinde “vasim” dediği babası ve sevmediği annesi tabii ki olmayacak.
Aklı başına geldiği andan itibaren, koğuştaki hastaların saatler içinde öldüğünü ve yerine yenilerinin geldiğini görüyor. Ölüm, hastane ve çalışanlar için artık bir rutin; ölümü ilk kez bu kadar yakından görüyor. “Koğuşa her geldiğinde nefessiz kalmış ve yiyip içmekten artık şişmiş olan papaz”ın ölmek üzere olan insanları hissizce yağlaması ve insanları yaşatmak yerine bu dini göreve daha sıkı sıkıya bağlı olan hastane çalışanları da Bernhard’da tiksinti uyandırıyor. Bu nedenle papaza, doktorlara ve hemşirelere oldukça kızgın. Kaldı ki büyükbabası da papazları “Katolik din tüccarları olarak görüyor, eninde sonunda, özellikle büyük hastanelere kapak atıp işportacılık yapmalarından nefret ediyor.” Bernhard’da sıklıkla görülen dini olguların reddinin başlangıcı, burası olmalı.
Gördüğü ölümler nedeniyle sıkça bu kavramı, ölümü sorguluyor. “Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz” diye düşünen Bernhard, koğuşta acısız ve ani bir şekilde ölen bir pazarcının ölümünü bile kıskanıyor. Fakat vazgeçmiyor; kararı yaşamak.

Kısa zaman sonra büyükbabasının öldüğü haberini alıyor ve yıkılıyor. Yine de bir kurtuluş hissi yaşıyor; çünkü ilk kez sığınacak bir limanı kalmadığını ve özgür olduğunu anlıyor. Tam iyileştiğini düşünürken de tamamen düzelmesi için gönderildiği Grossgmain’daki Vötterl’de, “beyinsiz, adi ve sorumsuz” doktorlar yüzünden vereme yakalanıyor.

“Nefes: Bir Karar”, Bernhard’ın yeni bir sanatoryuma yatırılış belgesini almasıyla son buluyor. Bu travmalarla dolu, bir büyük sanatçı biyografisinin geri kalanı için, ne yazık ki dördüncü kitabın çevrimini beklemek zorundayız.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163