VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ekim 2017 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir Ferguson dört hayat
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir Ferguson dört hayat

Paul Auster, yeni romanı“4 3 2 1”de ana karakteri Ferguson’un hayatını dört farklı biçimde anlatıyor. Tesadüflere, babasızlığa ve yalnızlığa olan takıntısını bu romanda da elden bırakmayan Auster, bambaşka yollara sapan Fergusonlar ile birlikte ABD’nin politik, sosyal ve kültürel hayatının da izini sürüyor.

ÖZLEM AKALAN



Paul Auster yedi yıl aradan sonra yazdığı ilk romanı “4 3 2 1”de Archibald Isaac Ferguson karakterine hayat veriyor; ama bir kez değil tam dört kez! Stanley ve Rose Ferguson çiftinin tek çocuğu olarak 3 Mart 1947’de (Paul Auster’ın doğumundan tam bir ay sonra), New Jersey’deki Beth Israel Hastanesi’nde (tıpkı Auster gibi) dünyaya geliyor Archie Ferguson. Romanın açılışında, annesi fotoğrafçı, babası ise ev aletleri satan bir mağazanın sahibi olan Ferguson’un doğumuna ve gayet sıradan başlayan hayatına şahit oluyoruz. Yaşı ilerledikçe yaşadığı aileyi, ilgi alanlarını ve 1950’lerdeki Amerikan hayatını anlatmaya başlıyor Ferguson. Ağaçtan nasıl düştüğünü, annesinin ne denli güzel olduğunu, teyzesi Mildred’ın ne kadar entelektüel, amcalarının biraz üçkağıtçı, babasınınsa biraz mesafeli olduğunu öğreniyoruz ondan. Sayfalar ilerleyip ikinci bölüme geçtiğimizde benzer ailenin üyelerinin bu kez farklı bir portresi çiziliyor. Üçüncü, dördüncü bölümde ise işler çığırından çıkıyor; hangi Ferguson’un ağaçtan düştüğünü, hangisinin kazada parmağını kaybettiğini; hangi babanın zengin olup hangi babanın kardeşlerinin tuzağına düşüp meteliksiz kaldığını; hangi annenin küçük fotoğrafçı dükkanında portreler çektiğini hangisinin ünlü bir fotoğrafçı olduğunu; Mildred Teyze’nin Don ile mi yoksa Paul ile mi birlikte olduğunu karıştırıyoruz. Çünkü Paul Auster birbirini takip eden bölümlerde tek bir Ferguson’un değil, aynı anne babadan doğmuş, aynı genleri taşıyan dört farklı Ferguson’un paralel hayatlarını anlatmış...

Hayatlar birbirinden farklı olmakla birlikte dört Ferguson’un da ortak noktaları var; anne ve babanın meslekleri, genç adamın müzik, sinema, okuma ve yazma tutkusu; Paris ve New York sevdası; her öyküde farklı karakterlere bürünen sevgilisi Amy; baskın ve entelektüel karakter Mildred Teyze ve onun anlayışlı, birikimli sevgilileri; yaz kampları; beyzbol ve basketbol.
20’li yaşlarına dek hayatlarını takip ettiğimiz Fergusonlar çocukluk, ilk gençlik ile gençliklerini yaşarken arka fonu oluşturan ABD’nin siyasi ve kültürel olayları elbette değişmeyenler arasında. Rosenbergler’in idamı, Vietnam Savaşı, Martin Luther King ve JFK suikastları ve öğrenci eylemleri gibi olaylar, genç Fergusonlar’ın hayatını derinden etkiliyor ve gidecekleri yönü seçmelerinde etkin rol oynuyor.

Tesadüf ve trajedilerin hayattaki rolüne her zaman vurgu yapan Paul Auster, ölümle, baba figürüyle, yalnızlıkla, tanrıyla, rastlantılarla olan takıntılı bağını kopartmadan, her Ferguson’u farklı yoldan yürüterek farklı sonlara ulaştırıyor.

Otobiyografiden romana
Bin küsur sayfalık “4 3 2 1”, bir Paul Auster romanı olmak için beklenmedik derecede gerçekçi. Zaten yazarın kendisi de “En gerçekçi romanım” diyor. Bunun en önemli sebebi, romanın yazarın hayatından fazlasıyla esinlenmiş olması. “Kış Günlüğü” ve “İç Dünyamdan Notlar” ile çocukluk ve gençlik anılarını kaleme alan Auster, işte tam da kendisiyle aynı dönemde yaşamış Ferguson’u romanının merkezine koyuyor ve Ferguson adeta onun adımlarını izleyerek yazarının geçtiği yollardan yürüyor. “Hayatım boyunca bu romanı yazmayı bekledim; bunca yıl boyunca buna hazırlanıyordum” diyen Auster romanı 66 yaşında, babasının öldüğü yaşta, her an öleceği korkusuyla boğuştuğu bir dönemde yazmaya başlamış. Yazarın 70 yaşını kutladığı bu yıl yayımlanan romanı, “Kış Günlüğü” ve “İç Dünyamdan Notlar” ile art arda okunduğunda taşlar daha da yerine oturacaktır. Mesela gittiği yaz kampında bir arkadaşının yıldırım çarpması sonucu ölümüne şahit olan Auster, bu olayı “4 3 2 1”e iki farklı biçimde yansıtmış. Anılarını kaleme aldığı iki kitap yayımlanmamış olsa bu hikâyeyi yazamayacağını söyleyen Auster; “O iki kitap bu romana arka plan oluşturdu. O geçmiş günlerle bu kadar haşır neşir olmasam ‘4 3 2 1’ ortaya çıkmazdı,” diyor. O yıllarda, 1950-1970, büyümenin nasıl bir şey olduğunu tüm yönleriyle vermek istediğini vurgulayan Auster, romanının bir insanın büyüyüp gelişmesiyle ilgili olduğunu ve bunu tüm yönleriyle aktarabilmek için çok uğraştığını söylüyor. Gerçekten de romanda Fergusonlar’ın okudukları kitaplardan izledikleri filmlere, arkadaşlıklarından cinsel deneyimlerine, eğitimlerine, ailevi ilişkilerine kadar her “aşama”yı ayrı ayrı kurgulamak zahmetli bir iş gibi görünüyor. Kendinizi tekrar etmeden, aynı şeyi dört kez yazdığınızı düşünün…
Bu arada Auster alışılagelmiş hınzırlığını bu romanda da elden bırakmamış ve eski romanlarının karakterlerini bu romanına dahil etmiş. “Ay Sarayı”nın Marco Fogg’u ya da “Leviathan”ın Peter Aaron’u gibi tanıdık isimleri satır aralarında görürseniz şaşırmayın; çünkü Auster “eğlence olsun” diye “tüm çocukları” aynı yerde bir araya getirmek istemiş.

Sadece “büyük” bir kitap olmasından ötürü değil, Fergusonlar’ın başından geçen bazı olayların birbirine çok benzer olmasından ötürü “4 3 2 1”. Kolay okunan bir kitap değil; bir noktadan sonra kim kimdi, içinden çıkmak zorlaşıyor. Neyse ki bölüm numaralarının yanı sıra Fergusonlar da 1, 2, 3 ve 4 olarak numaralandırılmış. Kafanızın karıştığı noktada mesela 3 numaralı Ferguson’un başından geçenleri hatırlamak için bir önceki bölümün 3 numarasını okuyarak açığınızı kapatabiliyorsunuz. Romanı baştan sona değil de, önce 1 numaralı, sonra 2 numaralı ve sonra diğer Fergusonları sırayla okumak da bir yöntem olabilir. Ancak o zaman geriye sıradan hayatların sıradan öyküsünden öte bir şey kalmayacaktır.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163