VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir havaalanı, bir akvaryum ve üç insan
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir havaalanı, bir akvaryum ve üç insan

Angelika Overath’in yeni çıkan romanı “Havaalanı Balıkları” sade bir post-modern toplum eleştirisi...

Özlem Akalan

Dünyanın en büyük havaalanlarından birini getirin gözünüzün önüne... Binlerce insanın her gün müthiş bir telaş içinde bir salondan diğerine koştuğu... Pırıl pırıl yer karoları, gıcır gıcır oturma grupları, tertemiz camlar, inip kalkan “büyük kuşlar”... Hekes bineceği uçağı ya da alacağı bavulu kaçırmamak için pür dikkat. Ama çevrelerinde olup bitene bir o kadar ilgisiz. Şimdi de, bu dünyanın en büyük havaalanlarından birinin içine yerleştirilen 200 bin litrelik dev bir akvaryum hayal edin. Hayalinizi biraz daha somutlaştırmak birkaç akvaryum sakinini de sıralayalım. Denizatları, denizyıldızları, vatozlar, cerrah balıkları, anemonlar, mercanlar, kirpi balıkları ve adını bile bilmediğimiz pek çok egzotik balık.
Romanımızın ilk kahramanı, yedi yıl önce kendi elleriyle kurduğu bu akvaryumun ve balıkların bakımını üstlenen akvarist yani akvaryum uzmanı Tobias Winter. Hayatını balıklara adamış, biraz takıntılı ve hayli asosyal. Ürkek ve sıkılgan denizatlarını kendi elleriyle besliyor, tüm balıkların her türlü özelliklerini biliyor, tek bir balığın dahi ölmemesi için neredeyse akvaryumun başında nöbet tutuyor. Bir yolcunun koltukta unuttuğu T.S Eliot’in “Çorak Ülke”sini kendine başucu kitabı yapmış. Tobias’ın akvaryumu dışında bir tutkusu daha var. O, uyuyamayanlar için biriktiriyor. Uyumak isteyip de uyuyamadıklarında yolcuların neler yaptığını belleğinde depoluyor; yorgunluklarını biriktiriyor. Üstelik biriktirmekle kalmıyor, sınıflandırıyor da. Tobias’a göre farklı farklı, çeşit çeşit yorgunluk var. Huzurlu yorgunlar, hüzünlü yorgunlar, birlikte yorgun çiftler. Yalnız yorgunlar mesela, yorgun düşmekten çekiniyor; yorgunluklarından utanıyor ve çiftlerin kendilerini rahatça bıraktıkları uykuyu ertelemeye çalışıyorlar. Tobias’ın asıl ilgisini çeken, uykusuz kalmanın tuhaf, keskin acısı, titreşimi, girdabı. O yüzden, bir avcı gibi izini sürüyor uyku hasretinin.
Kitabın açılışını ve kapanışını Tobias yapsa da, aslında bu roman birbirinden her anlamla farklı üç karakterin havaalanında geçirdiği birkaç saati anlatıyor.
18 BÖLÜM, 3 FARKLI KARAKTER
Havaalanı çalışanı Tobias dışındaki bir diğer karakter, başarılı dergi fotoğrafçısı Elizabeth. Sis yüzünden ertelenen transit uçuşunu beklerken ister istemez eski pilot sevgilisini hatırlıyor.
Elis her ne kadar, “Ben onu sevmedim, sadece uçabilme becerisini, belki de bu kadar çok insanın sorumluluğunu üstlenme cesaretini sevdim; bir de bunları anlatma biçimini sevmiştim” dese de yanından “onun” parfümünü sürmüş birinin her geçişinde, zihinde pilotla ilgili bir anısı canlanıyor. Yorucu Asya seyahati sırasında yaşadıklarını, daha önce gittiği Afrika’daki iş gezisinden kalan izleri, birer fotoğraf karesi gibi okura da naklediyor. Elbette iyi bir fotoğrafçı, iyi bir gözlemcidir. Elis, soluğu akvaryumun başında alıyor ve her ne kadar Tobias konuşmaya pek hevesli görünmese de balıklar hakkında uzun bir sohbete dalıyorlar.
30 yıllık karısı, tek bir telefon mesajıyla evliliklerine son veren “sigara tiryakisi” ise, romanın üçüncü kahramanı. Emeklilik arifesindeki bu biyokimya profesörü, bırakmış olduğu halde sigara üzerine sigara yakan, viskisinden büyük yudumlar alan, öksürdüğü ve artık yaşlandığı için sigara odasındaki herkesten utanan bir tiryaki...
İlk bakışta sıra dışı bir akvaryumu olan sıradan bir havaalanında, sıradan bir günde, sıradan insanların, sıradan karşılaşmalarını anlatıyor Alman yazar Angelika Overath. Dil ve tarih eğitimi alan 1957 doğumlu yazar, bir gazeteci. Ve tartışmasız iyi bir gözlemci. Kendi gözlem yeteğinin tüm incelliklerini, iletişim yeteneği zayıf Tobias’a aktarmış. Sadece balıklar hakkında konuşurken rahat olan Tobias’a karşın Elis, gördüklerini ve hissettiklerini okurla rahatlıkla paylaşıyor. “Sigara tiryakisi” ise kendi hayatına odaklanmış, çevresinde olup bitenleri şöyle bir gözlüyor ve düşünceleri monolog halinde akıp gidiyor.
TOPLUMUN AYNASI
Bu birbirinden çok farklı, sıradan insanların telaşları, sükunetleri, düşünceleri, kayıpları, gözlemleri ve seyahat maceraları, aslında tüm toplumun aynası niteliğinde. Birbirimizi anlamaya vakit ayıramadığımız, boşanmak istediğimizi bile SMS mesajıyla bildirdiğimiz, çevremizde olup bitenlere ilgisiz kaldığımız, hep bir uçağa yetişir gibi hızlı hızlı yürüdüğümüz post-modern hayatlarımızın sade bir eleştirisi. Angelika Overath, hiç telaşa kapılmadan, dev akvaryumda yaşayan ve aslında birbirlerinin düşmanı olabilecek nitelikteki deniz canlılarının uyumunu bize örnek olarak sunuyor ya da yok birbirimizden farkımız diyor. Hikâyeye neresinden bakmak isterseniz...

kitaptan...

urulum ve montaj için yanına usta ve teknisyen vermişlerdi ama sonuçta tankı tek başına hazırlamıştı. Aylar alan zahmetli bir iş. Sırf tanktaki iyon bileşiminin tutturulması ve suyun yeterince olgunlaşması bile ne zordu! Geçerken akvaryumda yüzen balıkları gören hiç kimse bunun ne demek olduğunu bilemezdi. Balıklara yem veriyor (denizatlarını eliyle besliyordu, onlar çok nazlıydı), yosunların üremesini denetliyor, camları siliyor, mercanlardaki pisliği vakumla çekiyordu. Çeşitli filtrelerin bileşenlerini kontrol edip filtreleri temizliyor, devridaim sistemini gözden geçiriyor, halojen lambaları değiştiriyordu. Kendi denizinin yöneticisiydi. Hemen hemen bütün
balıkları şahsen tanıyordu (Sürü balıklarında her zaman tam emin olamıyordu). Bazı balıkların da onu tanıdığını düşünüyordu; yukardan suya küçük küçük doğranmış midye eti, minnacık yengeçler, muz parçaları, marul yaprağı serpiştirdiği zaman el hareketlerini tanıyorlardı en azından. O zaman yaklaşıyor, yüzeye çıkıyor, elindekini kapıyorlardı. Tobias Winter’in kendini mutlu addettiği anlardı bunlar.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam