VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Temmuz 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir hümanist olarak her zaman yoksulların yanındaydı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir hümanist olarak her zaman yoksulların yanındaydı

19. Yüzyılın asi edebiyatçısı Charles Dickens,""Müşterek Dostumuz""u anıyor.

Ahmet Tulgar

Charles Dickens borçlu olduğumuz bir yazardır, evet. Ondan birçok şey öğrendik, çok keyif, çok edebiyat hazzı aldık ama ona hak ettiği değeri vermedik. Dickens’ın heterojen bir okur kitlesine göre oluşturduğu kurguları, çocukları da cezbeden masalsı anlatımı ve grotesk karakterleri bir yandan; diğer yandan yaşarken elde ettiği büyük başarı, mazhar olduğu sevgi ve ilgi, romanlarının ulaştığı tiraj, döneminin entelektüel sınıfının ona mesafeli durmasına sebep olmuş, onun günümüze kadar birçok eleştirmen ve dolayısıyla büyük bir edebiyat okuru kitlesi tarafından hafife alınmasına yol açmıştır.

Oysa Charles Dickens’ın hem yaşarken sadece İngiltere’de değil, örneğin Amerika’da da günümüzün rock müzisyenlerinin ulaştığı ölçüde bir sevgi ve hayranlık görmesi, hem de bu şan ve şöhreti ona kazandıran edebi üslup ve içerikler onun dünya ve toplum karşısındaki tavrının bir sonucudur ve başlı başına bu tavır bile es geçilmesi halinde sürece bir borçlanma nedenidir bu büyük yazara karşı.

KOMEDİYİ SIK KULLANDI
Charles Dickens’a burun kıvrılmasının en önemli nedenlerinden biri birçok romanını tefrika halinde yayımladığı derginin adında, “Household Words (Ev Hali Sözleri)” adlı bu derginin edebiyat anlayışında ortaya çıkan bir tercihtir, yani aile edebiyatı ya da “Müşterek Dostumuz”a uzunca bir sunuş yazan Tuncay Birkan’ın çevirisiyle ‘ailenizin edebiyatı’. Charles Dickens’ın aile ortamlarındaki bu ahlaki ve siyasi güvenilirliği onun eserlerinde ve edebi tavrındaki bir zafiyet olarak değerlendirilmiş, edebiyattan beklenen eleştiri işlevinin Dickens’ta yerine gelmediği yorumları yapılmıştır.

Oysa Dickens’ın romanlarında hemen hissedilen, saptanan bir yaklaşım başlı başına politiktir, eleştireldir. Dickens büyük bir hümanisttir ve bir hümanistin olması gerektiği yerde, yoksulların yanındadır her daim. Bu yerde, bu tarafta, yani yoksulların tarafında romanlarını kurgularken sık sık komediye başvurması ise yoksulları hayatlarından çıkacak bir umuda davet etmeye yönelik bir çaba olarak kabul edilebilir öncelikle. Üst gelir gruplarından okurların ise yoksulların hayatına ilgi duymalarını sağlamak için yapıyor olmalıydı bunu. Neş’e, yoksullara ilişkin bir sempati ve sevgi sağlayacaktır nihayetinde... Böylelikle onların acılarına ortak olmaya, onlarla empati kurmaya da yol açacaktır.

BAŞKALDIRININ HABERCİSİ
Ama komik öğelerin yanı sıra Dickens romanlarında özellikle çocukların maruz kaldığı fenalıklar, çocuk ölümleri sık gerçekleşen vakalardır. Yazarın bu tercihini de ucuz bir hesapla açıklamak yanlış olur. Çocuk kahramanlar 19’uncu yüzyılın romanlarında masumiyetin simgesi olarak sık sık görünmüş ve aynı sıklıkla da ‘masumiyet’ olarak bu toplumda varolamamış ve kaybolmuştur. Çocuk ölümü metaforik olarak bu masumiyet kaybını anlatır 19’uncu yüzyılın ve 20’nci yüzyıl başının romanlarında. Thomas Mann bu metaforun erbabıdır, ustasıdır ve daha ilk romanında, Buddenbrooks’ta kırılgan yeniyetme Hanno’nun tifodan ölümüyle bir çağın perdesini kapatır.

Charles Dickens’ın romanlarındaki birçok öğe bir sonraki çağın başkaldırıcı edebiyatının habercisidir bence. Brecht’in “Dreigroschenoper-Üç Kuruşluk Opera”sı yoksulların hayatından müthiş bir siyaset ve estetik çıkarırken, bize Dickens’ın öncüllüğünü, Dickens’ın edebiyatını hatırlatacaktır bir şekilde.

“Müşterek Dostumuz”a bir sunuş yazdığından söz ettiğim Tuncay Birkan da Dickens’a ilişkin yanlış anlamalardan epey mustarip ve Türkçe okurlardan Dickens’a yeni bir ilgi bekler, talep ederken son derece önemli noktalara değiniyor. Birkan’ın kendi ifadesiyle, “Dickens imajının çeşitli veçhelerini bozma, hiç değilse üzerlerinde bir kez daha düşündürme”yi amaçlayan bu sunuşu bir edebi makale olarak ayrıca değerlendirilmeyi hak edecek nitelikte.

İşte burada bir kez daha Aslı Biçen’i ve İthaki Yayınları’nı kutlamamız için bir vesile oluştu. Çünkü “Müşterek Dostumuz” gerek hacmi gerekse Dickens bibliyografyasındaki yeri nedeniyle ülkemizdeki bu Dickens kıtlığını biraz olsun azaltacak bir girişim.

BİTMEYEN SINIF MÜCADELESİ
1864-65 yıllarında ilk yayımlandığında pek de iyi eleştiriler almayan ama bugün değeri teslim edilen “Müşterek Dostumuz” Türkçe okurun da Dickens’a değerini teslim etmesi için bir öneri.
Londra’nın çöplerini toplayarak büyük bir servet sahibi olan Bay Harmon’un vasiyeti etrafında gelişen olaylarla açıldıkça açılan “Müşterek Dostumuz” paranın, çok ya da az, insanı nasıl bir sefalete sürükleyebileceğini temel motif olarak alırken, dönemin sınıf çelişkilerini de açık eden derinlikli bir ‘sınıf romanı’ oluyor. Sahnede geçen olaylar aslında sınıf çelişkileri ve sınıf mücadelesidir yani.

Daha ilk sayfalarından okuru saran bu romanın Dickens’ın çoğu romanında olduğu üzere şahane girişinden birazını da buraya alalım: “Şimdiki zamanlarda, tam senesi hususunda fazla hassasiyete lüzüm yok, pis ve görünümü şaibeli bir tekne, içinde iki kişiyle, Thames Nehri’nde süzülmekteydi, demirden yapılmış Southwark Köprüsü’yle taştan yapılmış Londra Köprüsü arasında, bir sonbahar akşamı nihayete ermekteyken. Bu teknedeki iki kişiden birisi, çitişmiş kır saçlı, güçlü kuvvetli, yüzü güneşten kararmış bir adamla, kızı olduğu hemen anlaşılacak kadar ona benzeyen, on dokuz yirmi yaşlarında esmer bir kızdı. Kürekleri hiç zorlanmadan çekiyordu kız; dümenin iplerini gevşekçe tutan ellerini pantolonunun beline sokmuş olan adam dikkatle etrafı gözlüyordu. Ne ağ, ne kancası ne oltası vardı, balıkçı olmadığı çok belliydi; teknesinde de, ne oturan müşteriler için yastık, ne boya, ne yazı ne de paslı bir çapayla bir ip kangalından başka bir aksesuar vardı, kayıkçı da olamazdı: ne aradığına dair en ufak bir ipucu yoktu ama muazzam dikkatli bir bakışla her yeri tarıyordu.”

Evet, şimdi artık bu büyük romana buradan devam edilebilir ve dönemin İngilteresi’nin bütün sosyal sınıf ve katmanlarından çok sayıda karakter ve yan karakte rin arzı endam etmesiyle müthiş bir Dickens keyfi sürülebilir.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam