VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2015 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bir iç hesaplaşmalar romanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir iç hesaplaşmalar romanı

“Başkalarının Kokusu”, “Cellat Mezarlığı” ve “Sufle” romanlarının yazarı Aslı E. Perker’le ‘bir iç hesaplaşmalar romanı’ dediği yeni kitabı “Bana Yardım Et”i konuştuk.

Bana Yardım Et” gerek konusuyla gerek sorguladığı sorular nedeniyle oldukça gizemli bir kitap. Kitabın çıkış noktası ne oldu?

Kitabın çıkış noktası bundan iki buçuk sene önce bir edebiyatseverin beni adeta düelloya davet etmesi oldu. Bana üç anahtar kelime verip “Şimdi bunları kullanarak bir hikâye yaz,” dedi. Ne çıkacağını bilmeden çalışmaya başladım. Los Angeles’taydım, çok sıkılıyordum ve “Bana Yardım Et” akmaya başladı. Türkiye’ye döndük, hamile olduğumu öğrendim, doktor üç ay yerinden kalkmamam gerektiğini söyledi; elimde defter, hikâyeyi taslak olarak tamamladım. Yazım süreci, doğumdu, bebek bakımıydı derken uzadı. Daha önceki romanlarım hep yıllarca üzerine düşündüğüm hikâyelerdi. Bu anlamda “Bana Yardım Et” çok farklı.

Konu aşk olduğunda bazen kendimizde bazen de başkalarının hayatında sorguladıklarımız olur. “Bir insan kaç kere âşık olur?” da bu sorulardan biri. Sizin bu soruya yanıtınız nedir?


Bir insan eğer kendini akışa bırakırsa ve evlilik denen kurumu görmezden gelirse (ki en doğal hakkıdır) pek çok kereler aşık olabilir bana kalırsa. Zira aşk yeniden doğuş gibi bir şey. Müthiş bir enerji. Âşık olunacak çok insan var mı sorusu ayrı, fakat insan aşık olmak istemeyegörsün, illa ki bulur. Fakat zannediyorum yaratıcılık da hemen hemen aynı enerji ile bazen âşık olma ihtiyacının yerini tutup insanı yedi kocalı Hürmüz olmaktan kurtarabilir.
Aslı yazmayı seven ancak pek çok yazarın aksine kendini ön plana çıkarmayı sevmeyen bir yazar. Nedir Aslı’yı diğer yazarlardan farklı kılanlar?
Aslı oturup kalkıp edebiyattan konuşmayı sevmiyor. Ben de tamamı ile aynı hisleri paylaşıyorum. Bundan dört- beş yıl önce İTEF’in açılışındaydık. Yayın camiasından herkes orada, kümeler halinde muhabbetteyiz. Arada da dolaşıyoruz. Ben de çok sevdiğim bir genç kadının kına gecesine katılmak için gittiğim Trabzon’dan yeni gelmiştim. Galiba o sabah. Bir şekilde laf açıldı, Trabzon’daydım dedim, kına gecesi vesaire anlattım. Tanınmış yazarlardan biri “Ay Aslı şimdi herhalde burada kına gecesinden bahsetmeyeceksin!” dedi. Oysa hayattaki her an edebiyata girer. Zannederim Halide Edib’in “Mor Salkımlı Ev”inden ezbere bildiğim kısacık kına gecesi pasajını anlatsaydım daha makbule geçecekti.

Aslı katıldığı yazarlık programında Daniella ile tanışıyor ve onun bir ölümsüz olduğunu öğreniyor. Bu romanınızda “gerçeküstü bir hikâye üzerinden hayata karşı sorgulamalar yaptığınızı” söyleyebilir miyiz?

Hayatın uzun ve bizlerin tembel, verimsiz olma eğilimimiz üzerinden birtakım sorgulamalar yaptığımı söyleyebilirim. Daniella kendi yeteneğinin hakkını vermediği, tembellik hastalığına yakalandığı için ölümsüzlükle cezalandırıldığını düşünüyor. Biz kimiz, potansiyelimiz ne, ne kadarını kullanıyoruz, ne kadar kendimiz olabiliyoruz, ne kadar başkaları için yaşıyoruz? Bunlar yazarken sadece üzerinde düşündüğüm değil, ruhumda birtakım buhranlara sebebiyet veren sorulardı. Kitaba yansımış olması gayet normal.

HAYVANİ İÇGÜDÜLERİN PEŞİNE TAKILIYORUZ
Kitapta “Çünkü çoktan karar verilmiş, kalbin bileti kesilmiş. Onu tanımanın da bir anlamı yok. Dünyanın en kötü insanı çıksa yine onu isteyecek.” diyorsunuz. Sizce bu çekim nasıl açıklanabilir?


Bana göre aşkın tanımı. Bu çekimi, biliyorsunuz, bilim insanları tamamı ile kimya ve evrim teorisi ile açıklıyorlar. Bize diyecek pek bir şey kalmıyor. Sadece biz de bir ucundan tutuyoruz, hayvani içgüdülerin peşine takılıyoruz.

Aslı karakteri üzerinden yazarlığı, farklı bir ülkede yaşamanın zorluğunu, farklı milletlerden olan insanlar arasındaki kültür farkını, engelli bir kişiye duyulan aşkı sorguluyorsunuz. Böylesi uç konuları bir karakter üzerinden sorgulamak zor oldu mu?

İlk iki konuyu bizzat yurt dışında yaşadığım, günlük yaşamda farklı kültürlerden pek çok kişiyle bir araya geldiğim için sorgulamak zor olmadı. Zaten yıllardır zihnimi meşgul eden meseleler. Bir sonuca vardınız mı derseniz, hayır. Galiba hayat, milletler, ülkeler, inançlar ile ilgili net kararlar vermek benim için pek mümkün değil. Yaşlandıkça azalan beyin elastisitesini tamamen kaybedene kadar da bu böyle devam edecek herhalde. Fakat bir engelliye âşık olup bir ilişki yaşamak meselesi, hele ki Türkiye’de bu aşkı nasıl yaşayacağın konusu beynimi çatlattı. Engelli insanını bu kadar eve hapseden, bu kadar onun hayatını görmezden gelen bir memlekette nasıl olur ayrı bir konu, bir ömrü başka bir insana acımamaya çalışarak geçirebilme bilgeliğine ve olgunluğuna sahip olmak apayrı bir konu.

Romanınız için bir iç hesaplaşmalar romanı diyebilir miyiz?

Her romanım için iç hesaplaşmalar romanı diyebiliriz. Benim iç hesaplaşmalarım, etrafımdakilerin ve hatta tanımadıklarımın iç hesaplaşmaları. Anne - kız, kadın - erkek, kimlik - çevre hesaplaşmaları daima ilgimi çeker, yazmamam mümkün değil.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam