VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir ihtimal daha var, o da mutlu olmak mı dersin?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir ihtimal daha var, o da mutlu olmak mı dersin?

Yapılan nörolojik araştırmalar gösteriyor ki, mutluluk piyangoyla başımıza düşen bir talih kuşu değil. Aksine çaba göstererek inşa ediliyor. “Beynin Mutluluk Ayarları” ve “Sağlıklı Yaşam için Kendini Sev” ise bu inşanın yollarını gösteren sıradan reçete kitapların çok ötesinde.

AYLA AKBUAR


Hayata başladığımız ilk anlardan itibaren kendimizi iyi hissetmeye ihtiyacımız var. İyi hissetmeyi deneyimlerle öğreniyor, sonra bilinç kazandıkça ona anlam vermeye başlıyoruz. Hoşlanmak, rahatlamak, memnuniyet duymak, gevşemek, zevk almak, huzur duymak ve mutlu olmak gibi tanımlar yapıyoruz. Mutlu olmak dışındakileri aşağı yukarı tanımlayabiliyor, sınırlarını ve çerçevesini çizmekte daha az zorlanıyoruz. Ancak mutlu olmak? Tanımlayabilmek o kadar kolay değil. Diğerlerinin dış şartlarla şekillenmesi, ister istemez mutluluğun da dış koşullarla bize geleceğine inanmamıza sebep oluyor. Hatta daha da ileri gidip mutlu olamayışımızın suçunu, dış şartlarda ve diğer insanlarda bulup geçici bir rahatlama yaşıyoruz. Ancak son dönemlerde yapılan nörolojik araştırmalar, mutluluk hâlinin piyangoyla başımıza düşen bir talih kuşu olmadığını, bizzat çaba göstererek “mutluluk inşa edileceğini” bize göstermiş durumda.

Öncelikle şunu kabul edelim: Dünyada yaşananlar mutlu olacağımız şartları çok fazla desteklemiyor. Doğanın dengesinin bozulması, küresel ısınmaya bağlı iklimsel ani değişimler, kaynakların tükeniyor ve insanlığın hızlıca tüketiyor olması, siyasal ve ekonomik krizler, terör olaylarına bağlı güvenlik endişeleri, işsizlik, aidiyet duygularının azalması, en sevdiklerimizin yanında bile bizi bırakmayan yabancılaşma hissi, her an yeni bir felaket olacağına dair duyulan kaygılar… Şartlar daha iyiye gitmiyor. Peki, bu durumda mutluluk yaşantısını bir özlem gibi içimizde yaşayıp rafa mı kaldıracağız?

Şartlarla ilgili elimizden geleni yapacağız elbet. Mesela daha az tüketeceğiz, çevreyi kirletmeyeceğiz, muhtaç canlılara (insan-hayvan-bitki) yardım edeceğiz, politik olarak dünyanın iyiliği için çalışanlara destek vereceğiz, bilinçlenecek ve bilinçlendireceğiz. Peki bireysel mutluluğumuz için ne yapabiliriz? Mutluluk aranarak bulunan bir şey değil, aşk gibi tutmaya çalıştıkça avucumuzdan kayan cıva misali yerinde durmuyor. Şikâyet ederek de bir yere varamıyoruz maalesef. Bu konu üzerine kafa yormadığımızda da, bizi mutlu edeceğini sandığımız şeyleri elde edince bir bakıyoruz ki, mutlu değiliz.

Standart reçetelerden uzak iki kitap
Bu konuda son yıllarda yazılmış çok güzel kitaplar var. Reçete sunan, “on adımla mutlu olmanın yolları” gibi standart kitaplardan bahsetmiyorum. Nörobilimcilerin beynin doğasına dair araştırma sonuçlarına dayanan, beynimizi ve bedenimizi daha iyi tanıyıp yol gösteren kitaplardan biri geçtiğimiz günlerde OkuyanUs Yayınevi’nden çıkan “Beynin Mutluluk Ayarları: Hoşnutluk, Sakinlik ve Güven”. Yazarı Dr. Rick Hanson hayatını beynin gizemlerine adamış bir nöropsikolog. Kişisel nöroplastisite uzmanı olmasının dışında bütüncül tıp yaklaşımıyla da klasik tıp anlayışının dışında kalan bir hekim. Kitabında standart bir reçete sunmuyor. Günlük koşturmacanın içinde fark etmediğimiz olumlu deneyimler vasıtasıyla, beynimizde yeni nöral yollar oluşturarak, mutluluğun inşa edilebileceğini gösteriyor. Kişinin mutlu hissetme sorumluluğunu üstlenmesi için yol açması, “yaşamın kurbanı” rolünden “hayatının dümenini ele alma”moduna geçmesini sağlıyor. Uzun yıllardır meditasyon yapan Hanson, Uzak Doğu felsefesinin binlerce yıldır söylediklerini bilimsel bir süreçle ispatlıyor. İnsanoğlunun dünyadaki ilk yıllarından beri canını korumaya ve türünü devam ettirmeye yönelik geliştirdiği “olumsuzluk önyargısı”nın artık eski çağlardaki işlevselliğini yitirdiğini ve değişmesi gerektiğini savunuyor. Ki bu “olumsuzluk önyargısı” beynimizi kötü deneyimler için bir açık devreye, iyi deneyimler içinse kapalı devreye dönüştürerek, güvenlik adına hayatımızı olumsuz deneyimlerden ibaret sanmamıza ve beyindeki nöral yolların da buna göre şekillenmesine sebep oluyor. İşlek olan nöral yolları otobanlara benzetirsek, kullanılmayan nöral yollar da tozlu patikalara dönüşüyor. Aktif nöral yollar da algıladığımız gerçekliği belirliyor. Halbuki, farklı nöral yollar gerçekliğimizin de değişmesine sebep oluyor. Hanson’un deyimiyle, “Yaşamlarımızdaki en büyük farkı, hem zihnimizin içinde hem dış dünyada fiilen ne yaptığımız oluşturur”. Kitaptaki uygulamalarla geçici olumlu yaşantıların kalıcı nöral yapılara dönüştürülmesine dair çok basit bilimsel bir yol anlatılıyor. Ülkedeki herkesin uygulamasını, okullarda öğretilmesini isterdim.

İki terapist tek yazar

Bahsetmek istediğim ikinci kitap, Altın Kitaplar’dan çıkan “Sağlıklı Yaşam için Kendini Sev”. “Düşünce Gücüyle Tedavi”, “Tüm Hastalıkların Zihinsel Sebepleri”, “Düşüncenin İyileştirici Gücü” kitaplarıyla tanıdığımız yazar Louise Hay, bu sefer iki terapistle beraber bedenimizi severek, ihtiyaçlarını dinleyerek, daha sağlıklı olarak nasıl mükemmel hissedeceğimizi anlatmış. Louise Hay, çok sert deneyimlerle (cinsel taciz, şiddet, tecavüz) başladığı hayatını orta yaşta yakalandığı kansere rağmen kendi bulduğu yöntemle dönüştürmüş, iyileştirmiş ve seksenli yaşlarında sağlıklı, neşeli ve kitapları dünya çapında elli milyon satış başarısına ulaşmış bir yazar. Düşünceleri, söylediklerimizi ve kendimize/diğerlerine davranış modelimizi değiştirerek hayatımızda fark yaratabileceğimizi söylüyor. Kitaplarının hepsinde olduğu gibi “olumlamalar- affirmations” ilk adım. Bu kitaptaki fark, bedensel farkındalığın ve bedenin gerçek ihtiyaçlarını karşılamanın mutluluk ve iyi hissetmekle ne kadar bağlantılı olduğunu vurgulaması. Sağlıklı beslenme reçetelerine şahsen bayıldım. Hay aslında, Hanson’un bilimsel olarak açıkladığı yönteme pratiğiyle katkıda bulunuyor.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam