VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bir kayıplar ansiklopedisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir kayıplar ansiklopedisi

“Yeni Baştan”, “Adadaki Ev” romanlarıyla tanıdığımız Nilüfer Kuyaş, öykülerini “Yok Adam” adıyla yayımladı. Tüketim kültürüne, kadın-erkek ilişkilerine eğilen öykülerin ortak teması ise kayıplarımız.


İlk kez öykülerinizi yayımlıyorsunuz. Öykü romanla kıyaslanınca daha gölgede kalmış bir tür. Sizce neden öykü daha gölgede kalır?
Öyküde romana kıyasla hayatın daha derin damarlarını yakalayabildiğimi fark ettim, yüzeydeki akış içinde güncelliğin kalıcı eğilimleri, yani zamanın ruhu, öyküde daha iyi yansıyor. Yıllardır yoğun bir şekilde çağdaş Amerikan öykülerini okuyorum, öykü yazmaya öyle başladım. Kuzey Amerika ile Türkiye arasında çok çarpıcı benzerlikler buldum. Yoğun göç almış, çok hızlı modernleşen, karışık toplumlar, dolayısıyla kendini anlama ihtiyacı çok büyük ve öykü bunu yapmak için çok etkili bir tür.

Amerika’da öykü geleneği tıpkı Türkiye’deki gibi çok güçlü. İrlanda ve İngiliz gelenekleri de biraz öyle. Hatta son zamanlarda buna Çin ve Japonya’yı da ekleyebiliriz. Uzun hikâye -novela- ve kısa hikâye insanda roman kadar, belki daha bile derin izler bırakabiliyor. “Yok Adam” benim için bir kayıplar ansiklopedisi. Bu kitapta topladığım öykülerin hepsi kayıp temasında birleşiyor bence. Sevdiğiniz birisini kaybetmek, gençliği kaybetmek, hayallerinizi kaybetmek, aşkı kaybetmek, daha somut düzeyde işini kaybetmek, kendine güvenini, giderek özsaygını kaybetmek, başka insanlara duyduğun güveni kaybetmek, daha sayabilirim.

HAYATA TUTUNMAK
Fakat öykülerin hepsi kayıp duygusuna rağmen insandaki hayata tutunmak, her şeye rağmen yaşamaya sarılmak güdüsünü de vurguladığı için, bütün o hüzünle birlikte son derece umut dolu hikâyeler. “Yok Adam” dediğim karakter, işini kaybetmiş, kendine saygısını kaybetmiş, hayatta yolunu kaybetmiş, sevdiği kadınla olan yakınlığını da kaybetmek üzere olan bir adam ve çok dolambaçlı, tamamen beklenmedik bir şekilde yeniden umudu yakalamak üzereyken ayrılıyoruz ondan. “Hayvanların Gece Hayatı” adlı uzun öyküde, sevdiği birisini kaybettikten sonra hayata bağlılığını yenilemeye çalışan bir adamın çabalaması var. “Şeytan Tüyü” kadınların şiddet ve cinsel baskı karşısında kendi benliklerini yeniden bulma çabasının bir yansıması. “Vampir” adlı öykü de öyle.

Kitaba adını veren öykünün kahramanı bir kleptoman ve tüketim toplumu eleştirisi içeriyor. Tükettiğimiz ürünlerin kölesi oluşumuza vurgu yapıyor. Evet bu bir gerçek ancak bunu bilmemize rağmen de vazgeçemiyoruz. Markaların, ürünlerin bize sunduğu kimlikleri seviyoruz. Bunun sebebini nerede aramamız gerek?
Tüketim moral açıdan çok kaypak bir alan. Kaygan bir zemin. Çok fazla etken bir araya geliyor. Çok az şey tüketmek yahut kişisel eşyasını en aza indirmek gibi tüketim karşıtı hareketler var şimdi, biliyorsunuz; kurtulamadığımız bir kıskaç bu. Marx özel mülkiyet hırsızlıktır diye abartılı bir iddia öne sürerken belki bunu kast ediyordu. Ekonomik eşitsizlikler bizi her gün sınavdan geçiriyor. Bir şey alırken buna gerçekten ihtiyacım var mı diye sormak zorunda kalıyoruz. Bu bence herkesin sınıfta kaldığı bir sınav.

Türkiye’de Gezi süreci ile birlikte, tüketim toplumuna yönelik toplumsal eleştiriler de yapılmaya başlandı. Özellikle AVM’lere karşı... Öykünüzün bu döneme denk gelmesinin özel bir nedeni var mı?
“Yok Adam” hem Türkiye’nin hem dünyanın şu anda içinden geçtiği ekonomik krizi ve toplumsal gerginlikleri çok ilginç bir açıdan yakalayan bir öykü. Çalma ihtiyacını sadece kişisel ve psikolojik değil, toplumsal bir belirti olarak da ele alabildiğimi görüyorum öyküye bakınca. Hırsızlığın ve yolsuzluğun kanıksandığı, siyasetçilerin bile göz göre göre hırsızlık yaptığı bir ülke olduk. Bu ortamda “Yok Adam”ın kleptomani hastalığı neredeyse masum kalıyor. AVM’ler tüketim sarayları. Bazen kâbus sarayları da olabiliyorlar. Karanlık masal diyarları gibi. Tüketim bir korku filmine dönüşüyor. “Yok Adam” öyküsünde biraz öyle korku filmi havası yaratmaya çalıştım.

“Ağrı Eşiği” de Gezi sonrasına eğiliyor...
“Ağrı Eşiği” adlı öykü de bugünkü halimizi iyi yansıtıyor bence, sembolik olarak. Baş ağrısı salgını olan bir ülkedeyiz, tıp çare bulamıyor. Düşsel bir öykü, distopya diyebileceğimiz bir durumu yansıtıyor. Bilim-kurgu öğesi de var. Bolca da mizah tabii. Bazı öykülerimde mizah ve hiciv gücümü de kullanmak istedim. Bu öyküyü çok seviyorum, onun ikizi diyebileceğimiz, daha karanlık ve felsefi olan “Kayıp Cennet” öyküsüyle birlikte “Rüya Metinleri” dediğim bir diziden alınma, bir öykü kitabını ayrıca yayımlamayı tasarlıyorum. “Ağrı Eşiği” kültürel ve toplumsal rahatsızlık belirtilerimizi gerçeküstü boyutta ele alan hem eğlenceli hem ürkütücü bir öykü. Gezi olaylarıyla birlikte ortaya çıkan tablo derinlemesine yansıyor bence o öyküde.

CİNSEL KÜLTÜR
“Şeytan Tüyü” ise Türkiye toplumunun cinsel kültürüne eğiliyor. Daha doğrusu cinselliği bir açlığın ötesine geçirememiş ve “kadınla” ne yapacağını bilemez haline. Ne dersiniz, Türkiye bu sorunla yüzleşip karmalaşabilecek mi?

Türkiye’de cinsellik kaba bir açlık olmanın ötesine geçebilecek mi? Cinsel devrimi gerçekleştirebildik mi? Muhafazakâr bir toplum böyle bir devrimi istemez, tehlikeli ve kötü bulur. O devrim kendiliğinden zaten ilerliyor ama çok çarpıkça ilerliyor tabii. Kadınların sürekli olarak bir tehdit, tehlike, şiddet olasılığı ve erkek tahakkümüyle sindirildiği bir toplumda, kadın olmanın nasıl en baştan yaralı bir durum olduğunu göstermek istedim o öyküde. Sapık utanacağına, sarkıntılık ettiği kadın onun adına utanıyor. Öyküdeki bu hadise tabii basit bir örnek, ama çok temel bir şeye işaret ediyor. Kadına karşı şiddetin vahşet ölçüsüne ulaştığı ama büyük oranda cezasız kaldığı bir ülkeyiz. Bütün dünyada böyle bir eğilim var. Bu durum insanlığın büyük bir sıkıntı içinde olduğunu gösteriyor bence. Nasıl iyileşeceğiz? Gerçekten bilmiyorum. Feminist yahut duyarlı erkeklerle daha derin ittifaklar kurarak herhalde.

Yok AdamYok Adam

Nilüfer Kuyaş

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163