VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir kayıtlı adresin umudu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir kayıtlı adresin umudu

Kemal Siyahhan “Mülteci” romanında İstanbul’da var olmaya çalışan bir Afgan mültecinin hikâyesini anlatıyor.

FÜGEN ÜNAL ŞEN




Mültecilik, düne kadar, dünyanın öyle ya da böyle paspas altına süpürebildiği bir insanlık sorunuydu. Bugünse özellikle Suriye iç savaşı ile bu artık mümkün değil. Ancak soruna yaklaşımlar ne yazık ki hâlâ geçmiş kalıplara yönelik. Kimse parklarda, gecekondularda yaşayan bu insanların dramına bakmıyor, aksine onlara verilen haklar üzerinden kendilerinden alınan hakları tartışıyor. Hatta savunmaya geçiyor. Ne dersiniz, bu kendilerinin de bir gün mülteci olabileceğine dair bir korkunun refleksi mi?
Belki de aynı konuma düşme korkusu olabilir, ne olursa olsun yaşanılan çok daha fazlası. Özellikle bu coğrafyanın Osmanlı’dan kalan sorunları yıllar yılı bu meseleyi gündemde tutacak. Osmanlı’dan sonra coğrafya parçalanıp farklı ülkeler hâline geldiğinde bu insanların bilinçaltındaki kırıntılar bir şekilde Türkiye’ye aidiyet duygusunu besliyor. Onun için Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de, Afganistan’da ve daha birçok ülkede yaşayan insanlar Türkiye’yi zor anlarının sığınağı gibi görüyor. Bu insanlara İngiltere, Almanya ya da benzer ülkeler kızabilir, “Bize gelmeyin,” diyebilirler ama bizim kızma lüksümüz olmamalı ve bölge barışını çok ama çok önemsemeliyiz. Yoksa her hâlükârda zararlı çıkarız, bu insanların başka çaresi yok. Hatırlarsanız Ruslarla takıştığımızda Pakistan’daki bir general aynen şu sözleri etmişti. “Rusların atomu varsa bizim de var.” Bu söz Türkiye’ye hissedilen aidiyet duygusunun dogmatik bir çıkışı sayılabilir.

Kahramanlarınız sık sık, “Oturma iznin olmadığı için biz yokuz,” diyor. Ama hikâyelerine girince görüyoruz ki, oturma izni hatta vatandaşlık da onları var edemeyecek...
Bunlar ne yazık ki iki arada kalmış kayıp insanlar, kümelendikleri semtte yarı sayılarından daha fazlası kaçaksa ve onların çocukları normal eğitim müfredatından istifade edemiyorsa nasıl sağlıklı bir gelecek tahsis edecekler? Ne olursa olsun, farkında olalım olmayalım, bu insanlar aramızda derin aidiyet duygusuyla yaşıyorlar. Ve hazindir ki; ne modern hayata uyum sağlayabilmişler ne de geçmişten kalan gelenekçi yaşam ortamını yakalayabilmişler. Sürekli olarak zorluklarla mücadele ederken öldükten sonra bu sıkıntıların ödülüyle mükafatlandırılacaklarına kendilerini inandırmışlar.

“Mülteci”nin temel duygusu şu cümlede saklı gibi: “Geçmişlerimiz yokmuş gibi o günleri bugünlere eklemiştik...”
Ünlü bir söz var, “Geçmiş hüzünlendirir gelecek kaygılandırır,” diye. Yaşlandıkça beden yorulur, hastalıklar baş gösterir, bu nedenle insanlar çocukluğuna özlem duyarlar. Yalnız Afganlar değil her insan için geçmişi silmek kolay değil. Romanın kahramanının temennisi olsa da bunun mümkün olmadığını bilecek tıynetteler. Koşullarının iyileşme ihtimali olmadığını bildiğinden sürekli arkadaşını pskiyatriste gönderip ilaç kullanması gerektiğini ısrarla söylemekten çekinmiyor roman kahramanı.

Mültecilik biter mi? Yani bir yere yerleşilse de her şeyin başka bir yerde daha iyi olacağı hissi biter mi?
Hayır bitmez, Doğu’dan Batı’ya göçmüş insanlar zengin olduktan ya da mesleki eğitim aldıktan sonra daha iyi koşulların olabileceğini düşünerek daha da batıya göçmenin yollarını arıyor. Göçme nedenleri çok bellidir. İnsanlar kendini ifade edemezlerse ve hayattan haz almayı öğrenemezlerse bu duygudan kurtulmaları asla mümkün olmaz. İnsana saygı şemsiyesi altında sanat ve edebiyat uğraşısı olmayan toplumlar öznel mutlulukla zor tanışırlar. Başka yerde daha iyisini yapan yine kendi gibi insanlardır, farkındalık önemlidir, oralara gitseler bile arayışları asla bitmez yalnızlık duyguları peşlerini bırakmaz.


Paylaş