VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir küçük kahkaha, kutsallaştırılan her şeyi sivilleştirir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir küçük kahkaha, kutsallaştırılan her şeyi sivilleştirir

Francois Rabelais’in ünlü eseri “Pantagruel” ilk kez tüm dipnotları ile Türkçede...

Nazlı Berivan Ak

Büyük dönüşümün yaşandığı günler... Protestan reformasyonu, felsefenin odak noktada olduğu bir eğitim sistemi, bilim ve hümanizme kayış, Copernicus’un keşifleri, evrenin en baştan sorgulanması... Ortaçağ’ın kapanıp Rönesans’ın müjdelendiği, hümanist canlılığın yaşandığı, tüm düşüncelerin kırıldığı ve yeniden şekillendiği bir dönem... İşte böyle bir dönemde teoloji eğitimi alan ve hümanistlerle tanışınca keşişlikten ayrılan Francois Rabelais’in de içinde olduğu bir nesil, kendisiyle yüzleşmek için gereken ortama sahiptir. Ancak yine de bu hiç kolay olmaz. Çünkü onun zihnindeki özgürlük ve hümanizmin sınırları Rönesans’la genişleyen dünyanın sınırlarının da ötesindedir. Zaten tam da bu yüzden, 16. yüzyılda kaleme aldığı, beş ciltlik “Gargantua ve Pantagruel’in Hayatı” (La vie de Gargantua et de Pantagruel) Sorbonne tarafından müstehcen olduğu gerekçesiyle uzun süre yasaklanır. Baba “Gargantua ve oğlu Pantagruel”in maceralarının anlattıldığı kitapların ortak özelliği ise içerdiği yoğun hiciv, günün sınırlarını zorlayan mizah ve fantezide kendini arayan realizmdir... Ama birilerini rahatsız edecek bir yapısı vardır... Çünkü bu kitapla birlikte sıradan insanın yani tanrısal olmayanın, kutsal olmayanın, kısaca vatandaşın hikayelerini görürüz. Hem de mizahla! Zaten bugün Pantagrualizm deniyen şey de bu demektir: “Önemli meselelerle iyi ve kimi zaman alaycı bir mizahla başa çıkmak...” Yani ironiyle. İşte bu da fazlasıyla can sıkar.
İşte “Pantagruel”in dünya yazınındaki önemi de budur, yani ironiyi edebiyata ve felsefeye taşıması, her türlü kutsallaştırma karşısında insana mizah ile mesafeli ve eleştirel bir bakış açısı hediye etmesi. Hiciv, parodi ve fanteziyi dünya sorunlarıyla (ki, anti demokratik tutumlardan varoluşsal sorunlara kadar) başa çıkabilmek için kullanmış olması. Bunun için de kendi dünyasının kurumlarıyla yüzleşti. Rönesans hümanistlerinin alt üst oluşlarını anlattı. Hem Ortaçağ hem de Rönesans insanın haline bir hicivle baktı.
Kimdir, Rebelais’in yıllarca yasaklı kalan kahramanı Pantagruel? Kitapta önce onun dünyaya geldiği zamanki ilginç doğa olaylarını okuruz: Tüm yamaçların meyve, özellikle muşmula dolduğu özel bir yıl yaşanmaktadır, devamında bu lezzetli muşmulaların uğursuzluğu anlaşılır, yiyenlerin vücutlarında bir bölge büyümemesi gerektiği kadar büyümektedir, korkunç kabarıklıklar tüm bedenleri sarmıştır. Kiminin göbeği şişer, kimisinin omuzları. “Kimilerinin de doğanın tarlasını sürdüğü söylenen organı boylu boyunca şişiyordu. Öylesine görkemli bir uzunluğa, büyüklüğe, hacme, kalınlığa, renge ulaşıyordu ki bu organ, antik bir ibik gibi dikiliyor, kemer olarak kullanıldığında beli beş altı kez sarıyordu.” Devam eder Rabelais, “Galiba artık bu ırktan fazla bulunmuyor çünkü kadınlar sürekli ‘Kalınından pek yok artık vb.’ deyip duruyor. Ardından neler dendiğini siz de bilirsiniz.” İşte bu dünyada kimilerinin de vücudu boylu boyunca uzuyordu, zaten devler de bu soydan geliyordu, kahramanımız Pantagruel’in ataları gibi. Eskiçağ metinlerinde ve tabii ki en başta kutsal kitapta gördüğümüz soy dökümünü yapar Rabelais bu noktada, sözünü esirgemez şüphesiz, gönderme ise açıktır: Artık atadan, soydan ‘büyük’ olma, ‘özel’ olma aydınlanma ile birlikte yerini özgür irade ve erdemlerle oluşan yeni “büyük”lere bırakmıştır.
Pantagruel’in doğumu ise korkunçtur, dünya alt üst olur, yağmurlar kesilir, korkunç kuraklık her yeri sarar, dengeler bozulur. Annesi de bu uğursuzluğa uygun bir ad verir oğluna: Yunanca’da “her şey” anlamına gelen panta ve Mağribi dilinde “bozuldu” anlamına gelen ttgruel’in birleşmesinden Pantagruel olur çocuğun adı. Babası Gargantua oğlunun doğumuyla sevinç içindeyken doğumda karısını kaybettiği haberini alınca alt üst olur. Acısı ve aşkı öylesine derin ve öylesine komiktir ki, Tanrı’ya yakarışı unutulmaz bir duaya döner: “Ah Tanrım! Sana ne yaptım da cezalandırıyorsun beni böyle? Neden ilk benim ölmeme izin vermedin? Benim için onsuz yaşam eziyetten başka bir şey değil. Ah, Badebec, küçüğüm, sevgilim, küçük hainim (hala üç tarla ve iki bahçe vardı ekinleri biçilmeyi bekleyen), narinim, güzel saçlım, ürkeğim, seni bir daha hiç göremeyeceğim!”
Devamında Pantagruel’in çocukluğu, büyüdükçe karıştığı olaylar, yaşadığı maceralar, edindiği dostlar ve kaybettiği hayatları sıralar Rabelais ve aslında onun öyküsü üzerinden yani Pantagruel adlı devle tüm şişkin egoları, büyük koltukların küçük sorumlularını ifşa eder, ortaya döker, Gargantua’yla birlikte de üstlerinden geçip gider ve “Dünyaya bir delikten bakan insanlara hiçbir zaman güvenmez...”
Özetle; François Rabelais “Pantagruel” ile edebiyat dünyasında yeni bir kapı açtı ve bunu yaparken de sansürü, yok sayılmayı, ötekileştirilmeyi göze aldı. Kendinden önceki tüm hiciv yazarları gibi metinlerinin derinliği değil müstehcenliği konuşuldu, yalnızlığa terk edildi. Ortaçağın temsil ettiği her şeyin, düzmece yalvaçların, korkak bilgelerin dünyasında aydınlanmaya oynadı Rabelais, durduğu yer ve kaleme aldığı eserle bir milat oldu.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam