VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir kütüphanenin akıbeti yanmaktır her zaman
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir kütüphanenin akıbeti yanmaktır her zaman

“Algı Kalesi”, bir ilk roman; hem yazarı Gültekin Karakuş hem de yayınevi için...

Özlem Akalan

Kitap eleştirisi yazarken dikkat etmek gerekir. Kimi zaman imla hatalarını görmezden gelmek, kimi zaman aksayan ritme zorla uyum sağlamak ve en nihayetinde kitabı okumayanların bile bir fikir sahibi olmalarını sağlamak ama hikâyenin sonunu asla söylememek. Hele sonunu söylememe gayreti o kadar sancılıdır ki! “Sonunda kız ölüyor işte” diye çığlık atmak isterken “Sizi sürpriz bir final bekliyor” yazmak hiç de kolay değildir. Yazmaya başlar, uzun bir yol alır neredeyse sonunu söyleyecekken yazıyı kesiverirsiniz.
Bir ilk roman hakkında yazı yazmak ise iyice zordur. Daha önce bir yazarın üç kitabını okuduysanız, diğer kitaplara atıfta bulunur, karşılaştırır, biraz ondan biraz bundan derken meramınızı daha kolay anlatırsınız. İlk tanışma hem önyargılara gebedir hem de yazacak bir şey bulamama endişesini beraberinde getirir. İlk kez, bir ilk romanı okurken, yukarıda saydığım hiçbir sıkıntıyı yaşamadım. Ne imla hatası ne düşen tempo ne yersiz “edebiyat yapma” çabaları. Evet, sonunu söylememek için hâlâ kendimi zor tutuyorum!
Elimde, naçizane birkaç yorum yazacağım üç kitap dururken ve ben umutsuzca İhsan Oktay Anar’ın yeni kitabı “Yedinci Gün”ü okumak isterken “Algı Kalesi” hoş bir sürpriz oldu. Romanın geçtiği dönem ve sırlarla dolu olması bana Anar’ı hatırlattı; Türkçesini Osmanlıca sözlüğe ihtiyaç duymadan anlayabilmemse işimi kolaylaştırdı.
Şahsi okur-yazarlık maceramı bir kenara bırakıp sadede geliyor ve kitaba başlıyorum...
Roman “nasıl yani” dedirten bir uyarıyla başlıyor: “Bu kitap belli bazı sebeplerden, yazarın da izniyle ilk bölümü çıkartılarak yayımlanmıştır.” Türkçe’de “belli bazı sebepler” ve “bir bölümün çıkartılması” aynı cümle içinde kullanılınca akla hemen sansür gelir; yasaklanmadan bir an evvel okuyayım telaşıyla romana zaten hızlı bir giriş yapıyorsunuz.
GİZEMİN ANAHTARI
1873 yılının İstanbul’unda bir meyhanedeyiz. Tahir Usta ve dostu Levend, hafif çakırkeyif, demlenmektedirler. Bir yandan da evrenden, yıldızlardan, sarhoşluktan bahsederler. Çakırkeyiflikten sarhoşluğa yol alırken Tahir Usta “Gel benimle der,” Levend’e, “seni bir yere götüreceğim.” Tahir Usta’nın kendisini asla içeri buyur etmediği ve “oda” dediği evine gideceklerini düşünür önce Levend. Ama kısa yürüyüşleri bir mezarlıkta noktalanır. Yeni kazılmış bir çukurun önünde dururlar; “Anahtar cebimde, o merak ettiğin oda artık senindir,” der Tahir Usta ve belinden çıkardığı tabancayı ağzına dayayarak hayatına son verir... Levend, şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra hazır bekleyen mezara dostunu gömer. Artık müthiş bir gizemin anahtarı elindedir.
KİTAP LABİRENTİ
Tahir Usta’nın “oda” dediği ev, hakikaten odadır. Ama oda içinde oda. Bir kapıdan birçok başka odaya, yeni odalardan başka odalara geçilir. Çok geçmeden Levend anlar ki bu “kütüphane oda”da bugüne kadar yazılmış ve yazılacak tüm kitaplar rafları doldurmaktadır. Taş tabletlerden papirüslere, 200 yıl sonra yazılacak kitaplara kadar... Evrenin tüm gizemini, aklına gelen tüm soruların cevabını bu kitapların arasında bulacağını düşünür Levend. Artık saatlerce kafasını kaldırmadan kitap okuyordur...
Şövalye romanlarına düşkünlüğü nedeniyle kafası hayli karışan ve kendini şövalye ilân edip koyunlara, rahiplere, yeldeğirmenlerine savaş açan Don Quijote’nin aksine, romanın son satırına kadar Levend’in aklı başındadır. Darwin’den Zenon’a, kuantumdan tesadüfe ve ihtimallerden şans kavramına kadar pek çok konuda fikri vardır artık...
Levend okudukça, gizemler art arda çözüldükçe, “belli bazı sebeplerden” ilk bölümün neden çıkartılmış olduğunu anlasa da ne yazık ki romanı bitiren hiçbir okur, rahat bir nefes alamayacak...
Dünyayı Levend’in gözüden görmeye, onunla aynı soruları sormaya hazırsanız, kitabın sayfalarını çevirmeye başlayabilirsiniz.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam