VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir modaydı Avrupa’daki oryantal Türk rüzgarı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir modaydı Avrupa’daki oryantal Türk rüzgarı

Haydn Williams’ın yazdığı “18. Yüzyılda Avrupa’da Türk Modası, Turquerie”, Avrupa’nın “Türk” imgesine bakışını sanat yapıtları üzerinden anlatıyor. Bu moda akımında sanat eserleri, Osmanlı ülkesinin yaşam tarzından ve kültüründen ilham alıyordu.

SAADET ÖZEN

Yabancı gazetelerde Türkiye’yle yahut “bizden” biriyle ilgili bir haber çıktığında bizim gazetelerde de mutlaka haber olması basınımızın büyük bir gayretkeşlikle sahip çıktığı nadir geleneklerden biri sayılabilir. Küçücük bir paragraf iyice köpürtülür, haber yargı cümleleriyle şiştikçe şişer. “Hollanda’yı kendine hayran bırakan Türk kızı”, “FBI’a dövüş sanatlarını öğreten Türk!” “NASA’yı hayran bırakan Türk gençleri!” İşin aslı, mesela parlak bir sporcu Çin’de bir müsabakada galip gelmiş, haberi memlekete gelene kadar “Bruce Lee’nin memleketine dövüş sporlarını öğreten Türk!” olup çıkmıştır. Yahut bir mimarımız İtalya’da bir dergiye genişçe bir röportaj vermiş, buraya “İtalyanları hayran bırakan Türk mimar!” olarak ulaşmıştır. Adeta bütün İtalya mimarın adını ezberlemiş, mimarlık fakülteleri onu kapmak için yarışmış gibi bir hava.

MİLLİ GURUR İHTİYACI

Niye bu kadar önemlidir dışarıda tanınmak? Daha doğrusu neden aslında o güne kadar kimsenin umurunda olmayan, hiçbir destek görmemiş bir çalışma yurtdışında tek paragraflık bir habere bile konu olsa aniden gözümüzde hatırlı bir mevki edinir? “Milli gurur” denen, oluşumuna katkıda bulunmaktansa hazırına konmayı tercih ettiğimiz olguların, durumların verdiği o muğlak histen midir? Bu soruya birden çok cevap verilebilir elbette, bence dış dünyayla, özellikle Avrupa’yla kökü Tanzimat’ın öncesine dayanan ilişkinin bir etkisi var: Avrupa elbette bir tehlike, bir hasım, ama aynı zamanda bir referans, belli bir standardın garantisidir. Şimdi pek kullanılmıyor, ya da daha nüanslı kullanılıyor, eskiden “Avrupa malı” tabiri vardı, bir mal Avrupa’da üretildiyse kaliteli demekti, bu ifade başlı başına kalitenin tescil belgesiydi.

Yapılan bir işin Avrupa’da kabul görmesi de başarının tescili, nasıl değerlendireceğimizi tam bilemediğimiz bir olayın ya da bir kişinin, hakikaten dişe dokunur bir tarafı olduğunun ispatıdır, bu etiket üzerine yapıştırıldıysa artık gönül rahatlığıyla onunla “milletçe gurur duyabiliriz”.

Karşı tarafın ucu bize değen bu tür haberleri yaparken ne hissettiği ise ayrı bir konu. Avrupa’nın “bize” bakışının çok değişken olduğunu ve aradaki ilişkilerin her zaman simetrik olmadığını tarih bize gösteriyor. Yapı Kredi Yayınları geçtiğimiz günlerde tam da bu konuyla ilgili “göz alıcı” bir kitap yayınladı. Haydn Williams’ın yazdığı “18. Yüzyılda Avrupa’da Türk Modası Turquerie”, tarihte Avrupa’nın “Türk” imgesine bakışını sanat yapıtları üzerinden anlatıyor. Kitabın göz alıcılığı öncelikle fiziken, zengin resim dağarcığından kaynaklanıyor. Öte yandan yapılan çalışmanın kapsamı da başlı başına etkileyici: Williams, çok uzun bir zaman dilimine yayılan, bu süre içinde devamlılık gösteren belli bir anlayışla üretilmiş sanat yapıtlarını tek bir yayında birleştirmek ve sergilemek gibi çok ince işçilik gerektiren bir çalışmaya imza atmış.

Kitabın başlığındaki “Turquerie” terimi, 16. yüzyıldan başlayarak Fransız Devrimi’ne kadar yükselen, 19. yüzyılda gitgide zayıflayarak sönen bir moda akımını ifade ediyor. Heykelden resim sanatına, tiyatrodan müziğe, mimariye pek çok alanda tezahürlerini gördüğümüz bu modanın birleştirici özelliği, temaların Osmanlı ülkesinin yaşam tarzından, kültüründen ilham almış olması.

Avrupa, Osmanlı ülkesi ve Osmanlılar hakkındaki fikirlerini dayandırdığı bilgileri, Haydn Williams’ın ayrıntılı olarak aktardığı birkaç kanaldan edinmiştir: Öncelikle savaşlar sırasında meydana gelen birebir yüzleşmelerin bunda önemli bir payı vardır. Osmanlı topraklarında belli bir süre yaşayan ya da bulunan tüccarın, diplomatların, seyyahların izlenimleri de Avrupa’yı bekleyen kaynaklardandır. Bunun dışında Osmanlı sarayında belli bir görevle bulunan yabancılar da -tanıdık bir örnek olarak II. Mehmet’in (Fatih’in) sarayında bir süre çalışan ressam Bellini- gerek yazdıkları, gerek çizdikleri resimlerle kendi perspektiflerini Avrupa’ya taşımışlardır. Öte yandan örneğin Vanmour (1671-1737) gibi bazı ressamların gözleme dayalı çizimlerinin yanında giremedikleri ortamları Avrupalı “müşteri” için duyduklarına ve hayal güçlerine dayanarak tasvir ettiklerini biliyoruz.

SERT ASKERİ DİSİPLİN

Bütün bu bilgiler ise her bir dönemde, aradaki güç dengelerine, siyasal ve kültürel beklentilere göre yoğrulur ve belli “Türk” algıları ortaya çıkar. Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük bir askeri güç olarak görüldüğü dönemlerde Avrupa’daki Osmanlı imgesi, 19. yüzyıldakiyle elbette birebir aynı değildir. Haydn Williams, 15. yüzyılda İstanbul’un fethini Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışında bir dönüm noktası olarak ele alıyor ve İstanbul’un Osmanlı başkenti olmasının, İmparatorluğu Avrupa’nın gözünde başlı başına bir dünyanın temsilcisi ve gerçek bir tehdit haline getirdiğine işaret ediyor. Bu durum düşmana karşı bir merak uyandırıyor, Bellini’nin resimleri, Nicolas de Nicolay gibi seyyahların yazdıkları bu nedenle ilgi görüyordu.

Şehir manzaraları, bu “öteki” dünyanın farkını simgesel olarak ortaya koyan kıyafetler, ev içleri bazen hayalden bazen gözleme dayalı olarak çiziliyor, bu ana kaynaklar kalıplarla çoğaltılarak yaygınlaştırılıyordu. Öte yandan sözgelimi tarihçi Paolo Gio-vio’nun 1539’daki şu sözlerinde bütün bunlara eşlik eden bir hayranlık da sezilir: “Onların askerî disiplininde antik Yunanlıları ve Romalıları kolayca aşacak adalet ve sertlik var.” Zaman geçtikçe askeri zaferlerin dışında başka unsurlar “Türk” merakının bir moda şeklinde zaman zaman parlamasına yol açmıştır.

Bunda ticari ilişkilerinin artmasının, ayrıca Osmanlı elçilerinin 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da zuhur etmesinin de belli bir rolü vardır. Osmanlı elçilerinin maiyetleriyle Avrupa şehirlerinde varlık göstermesi bu modanın günlük hayata ve kullanım nesnelerine sirayet etmesini hızlandırır. Aristokratların “Türk kıyafetli” baloları buna örnektir. Osmanlı dünyasından edinilen karmaşık bilgiler, Avrupa’nın kendi kimliğinde yok saydığı, dolayısıyla egzotisist bir merakla baktığı, birer zevk haline getirdiği unsurları barındırır: İçine tam girilemeyen harem, kadınlar, bir bütün olarak Avrupa’nınkinden bambaşka gerekçelere ve dinamiklere sahip olduğu düşünülen, gitgide tembellik, değişmezlik ve bir uyuşuklukla tarif edilen bir yaşam tarzı.

Gerek balolarla, gerek kullanım nesnelerinde “Türk” modasının canlandırdığı budur. Bu söylemi iktidarların da “Türk” ülkesine karşı alaycı bir bakış, kibarca düşmanı küçümseme için kullandığı durumlara da rastlanır. 17. yüzyılda Süleyman Ağa Müteferrika’nın geçici elçilik göreviyle Fransa’ya gitmesinde olanlar buna örnektir. Süleyman Ağa XIV. Louis tarafından karşılanır, ancak kral elçinin tavrını fazla mağrur bulur. Bunun üzerine kral Molière’den, Haydn Williams’ın deyimiyle “Türk göreneğinin kibarca şakaya vurularak işleneceği bir gösteri” ister: Türkçe’ye “Kibarlık Budalası” olarak çevrilmiş olan “Les Bourgeois Gentilhomme.”

EKSİK TANIM...

Haydn Williams kitabında çadırlardan iç mekân dekorasyonuna, küçük nesnelerden kıyafetlere çok çeşitli örneklerle “Türk” modasının tarihi gelişimini ortaya koyuyor. Ancak Williams’ın genel değerlendirmelere girişmektense dev bir katalog oluşturmayı tercih ettiğini de belirtmek gerek. Batı’nın Doğu’ya bakışı dendiğinde akla elbette ilk olarak Edward Said’in “Oryantalizm” başlıklı çalışması gelir. 1978’de yayınlanan bu eserde Said, Avrupa’nın “Doğu” diyerek yarattığı kategoriye hiyerarşik bir üstünlükle baktığını, Doğu hakkında edindiği bütün bilgileri bir hegemonya kurma güdüsüyle kullandığını söyler. Kaynaklar her ne olursa olsun edinilen bilgi masum değildir, hep bu asimetrik ilişkiye hizmet eder. Ne var ki, Oryantalizm tarifiyle gerçek anlamda bir devrim yaratmış olan bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu’nun bahsi geçmez.

Bugün Oryantalizm üzerine çalışanlar daha nüanslı bakışları ön plana alıyorlar: Sözgelimi Osmanlı elitinin kendi içindeki bazı unsurlara karşı “oryantalist” yaklaşımlarını, yahut Avrupa’nın Osmanlı iktidarına bakışıyla sömürgelerine bakışı arasındaki farkları ele alarak daha incelikli noktaları yakalamaya çalışıyorlar.

Haydn Williams bu tür bir teorik tartışmalara girmiyor, Oryantalizm hakkındaki tarihyazımının içinde bir yere “Türk modasını” oturtmak gibi bir amaçla da yola çıkmadığı anlaşılıyor. Yine de bu dev katalogla birincil kaynakları kronolojik olarak ve toplu bir şekilde ortaya koymasının yeni araştırmalar için başlı başına önemli olduğuna hiç şüphe yok.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163