VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
29 Aralık 2009 Salı | Anasayfa > Haberler > Bir ozan-prens Thomas Mann"dan Goethe"ye selam
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir ozan-prens Thomas Mann""dan Goethe""ye selam

Thomas Mann""ın Türkçe""ye çevrilen kitabı ""Lotte Weimar"" yazarın, büyük usta Goethe""ye gönderdiği şık bir selam.

Ahmet Tulgar

Çoğu yazardan daha eksantrik ve şaşılacak derecede egosantrik biriyle karşılaşıyoruz Thomas Mann"a baktığımızda. İlk gençlik yıllarımdan beri Mann ailesinden çıkan yazarların, özellikle de Thomas Mann ve ağabeyi Heinrich"in sadece kendi yazdıklarını değil aynı zamanda bütün biyografilerini de okumaya çalışırım. Şu sıralar da Thomas"ın iki bin sayfanın üzerinde bir biyografisini okuyorum. Bu yüzden onun girişte sözünü ettiğim özelliklerini örneklemek için epey malzeme birikmiş durumda bende. Ama bu yazı "Lotte in Weimar"ın Türkçe"de yayımlanması vesilesiyle yazıldığı için seçici davranacağım elbette.

Daha okul yıllarında sarsılmaz özgüveni ve kendisine ilişkin sağlam bilinci ile dikkat çeken Thomas Mann ömrünün sonuna kadar bu niteliklerini muhafaza etti. Gerek özel hayatındaki sarsıntılar gerekse içinden ya da onun durumunda yanından geçtiği ve ikincisi öncesinde ülkesini terk edip sürgüne gittiği iki dünya savaşı, bu iki savaş arasındaki ekonomik ve siyasi yıkım süreçleri ve elbette Nazizm, hiçbiri onun büyük bir disiplin içinde birbirinden önemli yapıtlar üretmesini engelleyemedi bu karakter özellikleri nedeniyle.

Aynı özellikleri bir yandan da hayatın her alanında kendisine ayrıcalıklı davranılmasını büyük bir pervasızlıkla talep etmesine yol açıyor, savaşın neden olduğu ekonomik önlemleri bile zaman zaman kişisel alıyor, ABD"deki sürgünü sırasında statüsü ve servetinden kendisini cömertçe yararlandıran meseni, gazeteci Agnes Meyer"in iyi niyetinin sınırlarını sonuna kadar zorluyordu. Çünkü o sadece büyük bir yazar değil, aynı zamanda bir "prens"ti.

Evet, Thomas Mann kendisini bir prens, bir yazar-prens ya da prens-yazar olarak görüyordu. Bu tanıma yine geleceğiz ama burada önce belirtmem gerekiyor ki, ben "yazar" kelimesini kullansam da, Mann çağdaşı birçok Alman yazar gibi "yazar" tanımını kendisine yakıştıramıyor, bunun daha çok Fransız ve Anglosakson ve dolayısıyla amiyane bir tanım olduğunu düşünüyor ve kendisini "ozan (Dichter)" olarak adlandırıyordu. Konumu ise ozan-prenslikti (Dichterprinz).

Birçok biyografı Thomas Mann"ın bu prenslik takıntısını onun daha küçücük bir çocukken oynadığı oyunlara kadar götürür. Küçük Thomas"ın kardeşleriyle ya da yalnız olarak en severek oynadığı oyun farklı karakterlere bürünmekti birçok çocuğun yaptığı gibi. Ama Thomas"ınki herhalde daha ileri bir düzeyde olmalı ki kendisine en uygun gördüğü, en severek "takındığı" kimlik olan prensliği sonrasında da hiç terk etmedi ve kendisine de böyle davranılmasını bekler oldu. Asaletini hazır etmişti, bir süre sonra bunu yazarlığıyla kanıtlayacak ya da deklare edecekti.

Thomas Mann"ın kendisini bir yazar olarak böyle bir asaletle, ünvanla tanımlaması ve tamamlamasında bir etken egosantrizmi ve kendisine ilişkin bilinci olduysa, bir diğer etken de kendisine rol model olarak aldığı, Almanca edebiyattaki konumu ve seviyesini önüne hedef olarak koyduğu, hayatını varisi olmak için tanzim ettiği Goethe olmuştur. Almanca"da çağdaşı bütün yazarların ilerisinde olan yazar için "Dichterfürst" yani "prens-ozan" ya da "ozan-prens" kavramı üretilmiştir. Ve bu Goethe için kullanılmaktadır. Ve şimdi bu ünvana Thomas Mann taliptir.

Thomas Mann, Almanca edebiyatın en büyük yazarlarından biri olmayı başardı. 1929 Nobel Edebiyat Ödülü"nü ilk romanı "Buddenbrooks" (1901) ile aldı. Sürgün yıllarında "Ben neredeysem, Almanya oradadır" diyordu. Ve sahiden de ona öyle davranılıyordu. Savaş sırasında, yazıları, radyo konuşmaları ve konferansları ile Alman toplumuna sürgünden şiddetli eleştiriler yöneltse, bu eleştirilerini savaşın sonunda Alman kentleri bombalanırken de kesmeyip Almanya"nın ağır biçimde cezalandırılmasını kamuoyu önünde mütteffiklerden talep edecek kadar ileri gitse de, savaştan sonra birçok çevreden Almanya"ya dönmesi yönünde rica mektupları almış, onu Almanya Cumhurbaşkanlığı için namzet gösterenler olmuştu. Evet, Thomas Mann, Almanya"nın yeni Dichterfürst"ü olmuştu. Ya da Dichterprinz"i.

GOETHE"NİN İZİNDE
Thomas Mann yazarlık yaşamı boyunca Goethe ile meşgul oldu. Onun izlekleri-izleri üzerinde yürüdü, onun problematiklerini ve tematiğini birçok yapıtında yeniden üretti. Savaştan sonra geri dönüp yerleşmekten ölümüne kadar imtina ettiği Almanya"ya yaptığı ilk ziyaret ise Goethe"nin hayatındaki en önemli iki kentin, Frankfurt ve Weimar"ın Goethe Ödülleri"nin kendisine verilmesi vesilesiyle oldu. Yine bir Goethe tematiğini tekrarladığı ve kendisinin en fazla önem verdiği "Doktor Faustus" (1947) romanının da etkisiyle.

Thomas Mann eserleriyle 20"nci yüzyıl roman sanatının yenilenmesinde de elbette etkili olmuştur. Romanlarına deneme ve makale türlerini eklemlemiş, "montaj"ı pervasızca kullanmıştır. Kendisinden önceki ya da çağdaşı yazarların metinlerinden fragmanları ve alıntıları sık sık kaynak ibraz etmeden romanlarına monte etmiştir. Edebiyatın ve kendisi gibi büyük bir yazarın böyle bir lüksü olduğunu açıkça ifade eder.

Doktor Faustus"un "edebiyatla müzik yapma" ya da "müziği edebiyata" dönüştürme olarak tanımlanabilecek bölümlerinde Marksist filozof ve müzikolog Adorno"dan yardım istemiş, Adorno"nun kendisi için hazırladığı metinleri romana yerleştirmiştir. Goethe"den birçok alıntı da "Doktor Faustus"a yine kaynak ibraz edilmeden monte edilmiştir. Diğer taraftan Thomas Mann"ın yazarlığının önemi, romanlarının özgünlüğü, kullandığı montaj yöntemine rağmen ne okurların ne de eleştirmenlerin nezdinde değer kaybeder.

Thomas Mann her ne kadar ardından bir roman daha tamamlamış olsa da "Doktor Faustus"u son yapıtı olarak lanse etmiş ve bu lansmanda ısrarcı olmuştur. Goethe de yaşamının sonunda, 20 yıl önce, 1805"te tamamladığı Faust oyununun ikincisini ya da devamını yazmaya başlamış ve eser ölümünden sonra yayımlanmıştır. Thomas Mann, Goethe ile Alman kültürünün önemli bir miti olan Faust"ta buluşma çabası içindedir.

Thomas Mann"ın Goethe"nin varisi olma, onunla edebiyatın içinde buluşma istek ve çabası 1936"da başladığı ve 1939"da yayımlanan "Lotte in Weimar"da ise apaçıktır. Roman bunun üzerine kurulmuştur. Bu roman budur.

Romanın çıkış noktası ise şudur: "Genç Werther"in Acıları" romanındaki Lotte için Goethe"ye esin kaynağı olmuş olan Charlotte Kestner yaşlı bir dul olarak Weimar"a kızkardeşini ziyarete gelir. Ama asıl beklentisi Goethe"yi görmektir.

Thomas Mann bu romanda montaj yöntemini romanın kurgusuna dönüştürmüştür. Tarihi gerçeklik nerede bitiyor, nerede kurgulanmış anlatı başlıyor, bunu saptamak son derece zor bir hal almıştır. Yazarın Goethe"yi konuşturduğu uzun pasajlarda söylenenlerin ne kadarını Thomas Mann yazmaktadır, ne kadarı Goethe"den alıntıdır, bunu belirlemek için epey bir araştırma gerekir. Romanın dilinde de Mann, Goethe"ye öykünür.

Bu romanın yazıldığı tarihsel dönem dikkate alındığında Thomas Mann"ın siyasi bir amacı olduğu da anlaşılır. Şimdi burada buna girmek bu yazının kapsamında zor. Ama şuna işaret etmek gerekiyor. Mann"a göre Nazizm"in Almanya"da iktidara gelmesinde temel etkenlerden biri Almanya"nın kendisini kültürel bir yalnızlık içinde görmesidir. Goethe ise yapıtları ve yaşamı ile sadece Almanya"nın değil bütün Avrupa kültürünün taşıyıcısıdır. Almanya"yı bütün Avrupa ile buluşturan bir kültür adamıdır. Mann"ın Goethe"ye bu yıllarda iyice yoğunlaşması bir anlamda da Nazizm"e bir direniştir.

Thomas Mann"ın "Lotte in Weimar"da Goethe ile buluşmasının ikisi arasındaki söylemsel geçiş çizgilerini ne denli belirsiz hale getirdiğine ilişkin bir anekdotu buraya almak isterim: 1946 yılında Thomas Mann, Washington"daki İngiliz Büyükelçisi"nden bir mektup alır. Nürnberg duruşmalarında Başsavcı Sir Hartley Shawcross, Goethe"nin Almanlar"a yönelik eleştirel görüşlerini mahkeme salonundaki konuşmasında alıntılamıştır. Ancak İngiliz basını bu alıntıların kaynağının "Lotte in Weimar" olduğunu saptamıştır. Dışişleri Bakanlığı bu alıntılanan cümlelerin Thomas Mann tarafından mı Goethe"ye söyletildiğini, yoksa Goethe"nin eserlerinden gerçek alıntılar mı olduğunu öğrenmek istemektedir. Thomas Mann bir süre tereddüt içinden bekledikten sonra mektubu cevaplar. İngiliz basınını eğilim olarak doğruladıktan sonra, İngiliz Başsavcı"nın özsel olarak hata yapmadığını söyler. "Alıntılanan sözler Goethe"nin yazılarında ve konuşmalarında kelimesi kelimesine yer almamıştır. Ama düşüncesinde net olarak bunlar algı olarak bulunmaktadır ve formüle edilmiştir. Hiçbir zaman bunları söylememiş olsa da, söylemiş olabilirdi." Mektup bu şekilde sürer.

Evet, edebiyat işte bu buluşmalar ve sürekliliklerle insanlığın serüvenine tanıklık eder. Thomas Mann ne denli egosantrik olursa olsun bir edebiyatçı olarak bunun bilincindeydi.

Paylaş