VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir romana veda ederken
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir romana veda ederken

10 yıl önce düşmüş Mario Levi’nin aklına bu romanın hikayesi. Hatırlamanın büyüsüyle yazmış, ilerlemiş ve son noktayı koymuş.

Mario Levi





Her kitabın bir kaderi vardır. Yazan için de böyledir, okuyan için de.
Her kitabın bir serüveni vardır. Sizi bazen bilmediğiniz iklimlere, iç dünyalara da götüren.
Her kitabın bir hikâyesi vardır. Kendinizi verdiğinizde hayatınıza bazen beklenmedik bir renk katan.
Sözlerin uyandırdığı çağrışımlar beni hep bir büyüye çekti. Sonuçta hepsi bir inançtan geçiyordu. Yazdığınız satırlara gönlünüzle bağlanmaktan, acı çekmeyi de göze alarak inancınızı koymaktan.
Son kitabımı yazarken bu hikâyeyi yeniden yaşamam da bir kader miydi? Bilmem. Belki de bu kaderi farkına varmadan çağırmıştım. Belki de zaten bu hikâyenin içindeydim.
Hatırladıklarımı paylaşmakla yetineceğim. Kararı siz verin.
Hayal çok eski bir hayaldi aslında. Şimdi kestirmem kolay değil. Fikir nerdeyse on yıl önce aklıma düşmüştü. Beni büyüten duygu ikliminin yemekleri üzerine bir hikâye kitabı yazmak istiyordum. Böylelikle ilk göz ağrım hikâyeye de geri dönecektim. Ancak araya başka romanlar girdi. Her kitabın bir zamanı vardır fikrine de sığınıp bu hayalimi erteledim, durdum. Kader tasarısını hayatımın gündeminde tutmam boşuna değildi. Sonra bir gün o zamanın geldiğini hissettim. Geçtiğimiz yılın yazı başlıyordu. Duyguyu ve hikâyelerimi içimde o kadar biriktirmiştim ki.
Ben hiçbir kitabımı önceden planlayarak yazmadım. Hep bir hikâyeden ve birkaç ihtimalden yola çıktım. Sonra da kendimi çağrışımların akışına bıraktım. Kitap kendisini nasılsa yazdırır diyerek. Kurgunun da kendisini er ya da geç dayatacağına inanarak. Kahramanlarımın kimler olacağı hakkında bir fikrim vardı tabii. Ancak onların neler yaşayabileceklerini henüz bilmiyordum. Serüven dediğim buydu. Yola yine bu duygularla çıktım. Yaklaşık otuz kırk sayfa yazdıktan sonra da bir hikâye kitabı değil de bir roman yazmakta olduğumu farkettim. Şartları zorlamanın bir anlamı yoktu. Madem öyleydi, devam edecektim.
Hatırlamanın büyüsü bu dedim yine kendime. Yazdığım bir aile hikâyesiydi. Gelgelelim bir mucize daha gerçekleşti. Hikâyeden kırık bir aşk hikâyesi de çıkıyordu. Aklımda başlangıçta hiç olmayan bir aşk hikâyesi. Gerçekten kurgulanmış, yaşanmamış ama yaşanabilecek bir aşk hikâyesi. Kahramanlarım bana eğlenceli bir oyun oynamıştı. Bu sefer de kendimi oyunun akışına bıraktım, dahası oyunun bur parçası yaptım. Çocukluğumun ve yeniyetmeliğimin yemekleri bana bunları da yaptıracaktı demek.
Her şey bir oyun gibi başlamıştı zaten. Meseleyi böyle deştiğimde romanı farkına varmadan belki de kırk, kırk beş yıl önce yazmaya başladığımı bile söylemem mümkündü. Sekiz on yaşlarında bir çocuk birçok Cuma sabahı babaannesini mutfakta yemek yaparken seyrediyordu. Sessizce. Neden seyrettiğini bilmeden. Kaderi bir daha düşünelim mi? Belki de hiçbir yaşanan tesadüfi değildi gerçekten. Aşk hikâyemin kahramanları Rozi ile Yusuf’un yaşadıkları da tesadüfi değildi.
Yemeklerin sadece yemek olmadıklarını da daha iyi anladım, hissettim bu romanı yazarken. Bir tarihi yeniden inşa etmeye çalışıyordum, farkındaydım. Üstelik harabelerde gezerek, harabelerin altında kalanları unutturmamaya çalışarak. Edebiyat biraz da bu değil miydi? Belleğin gücüne inanmak. Belleğin bugüne ışık tuttuğuna, yaşadıklarımızı daha iyi anlamamıza yardım ettiğine, bizi bize anlattığına...
Romanın adını da artık son satırlara gelmekte olduğuumu hissettiğimde buldum. Size Pandispanya Yaptım... Burada da pandispanya sadece pandispanya, tarihimde yer aldığı şekliyle, evde hazırlanan basit bir kek değildi. Hikâyeyi yazmasaydım bu gerçeğin de farkına varmayacakım.
Yazarken zamanın akışında mutfakta kendi tecrübelerim, hatta artık yorumlarımla da defalarca yaptığım yemeklerin tatlarını ve kokularını duyurmaya çalıştım. Ne kadar başardım bilemiyorum. Ama asıl duyurmak istediğim o sofraların etrafındaki insan hikâyeleriydi. Duygu oradaydı çünkü.
İşte bu yüzden bu kitabı yazarken başka bir kitap da yazdığımı farkedemedim. Son noktayı koymaya yaklaşırken hacimli bir roman vardı karşımda. Mahsuru yoktu. Madem böyle yazılması gerekmişti.
Ne var ki roman bir eksiltme sanatıydı da aynı zamanda, biliyordum. Belki tüm sanat eserleri böyle bir gerçekle anlam kazanmıştı, kazanacaktı. Böyle bir gözle baktığımda da bazı kahramanlarımın aslında başka bir kitaba ait olduklarını gördüm. Öteki kahramanlarla veda vakitleri gelmişti. Önemli değildi. Tarihin akışında bir yerlerde buluşacaklardı zaten.
Bu kitapla bir ilki yaşadım. Romanım bir başka kitap doğurmuştu. Ancak biliyorum, hem de çok iyi biliyorum. Bu sefer hikâyede direnecektim. Hayat başka ne sürprizler hazırlıyor? Onu da zamanla göreceğiz artık.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163