VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir rüya gördüm, sonra birden uyandım!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir rüya gördüm, sonra birden uyandım!

Gece uyurken, beynimizin içindeki bu sihirli elektrik akımı bize nasıl oyunlar oynuyor? Bize ne tür kapılar açıyor? Rüyalar bize, kendimize, öteki kimliklerimize giden yolda en önemli yol arkadaşımız olabilir mi?

Ata Bozoklar

Bu kadar yakından tanıdığımız ama iş, manasını çözmeye geldiğinde bir o kadar yetersiz kalabileceğimiz başka ne olabilir ki?.. Rüyaların, insanı düşünce tarihi boyunca meşgul ettiğini sanırım söylemeye bile gerek yok. Ben hiç rüya görmemiş bir insan tanımadım. Neredeyse tüm insanlar yaşamları boyunca bu esrarengiz olguyu en azından birkaç kez deneyimlemiş olmalılar. Ama iş rüyaların esrarını çözmeye geldiğinde bunu bütünüyle başarabilmiş birisi var mıdır? Cevap zor ama açıkçası ben kendi bakış açımdan pek zannetmiyorum.
Bir yandan bakınca bu kadar apaçık, diğer yandan da bu kadar karanlık olan bu bilmeceye yönelik bir kitap yazarken “Rüyada Uyanmak” başlığı, kanaatimce çok güzel olmuş. Hem mistik hem de son derece bilimsel öğeler içeriyor. Konunun, saçmalıktan başlayıp, çok ciddi bir analize kadar varabilen geniş boyutu nedeniyle kafamdaki ilk soru, yazarın incelemesini bu çizginin neresine koyacağım yönündeydi ve cevabımı almam uzun sürmedi. İçindekiler bölümünün hemen arkasında yer alan Marks’tan “imgelem dünyasına” yönelik bir alıntı, bu konudaki bütün merakımı karşılar mahiyetteydi ve arkası geldi... Bu tespitten sonra, kitabın neredeyse tüm ağırlığını analitik değerlendirmelerin oluşturduğunu söylemek şaşırtıcı olmasa gerek.
Pek çok okuyucu için bu bir hayal kırıklığı gibi görünse de, konuyla ilgili önceden bilgi sahibi olanlar için tersine çekici bir unsur sayılabilir. Ayrıca, hayal kırıklığına uğrayabilecek olan ve rüyalarını medyumlarla değerlendirmeyi daha uygun görenler de üzülmesin çünkü onlar için de hatırı sayılır bir kazanç söz konusu olacağına eminim. Tüm masalların, gizemin, mitolojinin derinliklerine doğru çıkılmış sıkı bir yolculuğa, analitik olsa bile, kim hayır diyebilir?

KİMDİR RUHUMUZ?

“Ruhumuz” derken aslında neden söz ettiğimizi biliyor muyuz? Ya da bu konuda, anlam açısından varılmış ortak bir nokta var mı? Veya olabilir mi? Elbette ki hayır. Herkesin “ruh” derken başka başka şeylerden söz ediyor olması az rastlanılır bir durum değil. Peki öyleyse biz bu bilgileri nereden buluyoruz? Ulaşmaya çalıştığımız hedeften, yararlandığımız yollara kadar, seçimlerimizin arkasında “ne” ya da “neler” var? Bu kadar çok bilgi, eğrisiyle ve doğrusuyla nerede saklanıyor ve bunun ne ölçüde farkındayız? Bizi yöneten ve bizim bilemediğimiz şeyler neler? Bu bilgi, içimizde mi saklı yoksa dışarıdan mı geliyor? Eğer cevap her ikisi ise, hepsine birden uzanan bir yol bulunabilir mi?
Adeta bir tasavvuf ehlinin usta bilmecelerini andıran bu sorulara bilimin kayıtsız kaldığını düşünmek büyük bir ayıp ve yanlış olur. 20 yüzyıl teknik gelişmelerin yanında insan ruhu ve bilinci arasındaki ilişkilerin, bilimsel yöntemlerle ele alınışı açısından da çok önemli bir yüzyıl oldu. Freud’dan başlayan bir silsile içinde insan zihnini analitik açıdan ele almaya çalışan girişimlerin sayısı hiç de az değil. Ve bunun son derece etkileyici ve bildik bir adı da var zaten: Psikanaliz.
Bilinçaltı, bilinçdışı veya bilinç öncesi kavramlarının hayatımıza girmesiyle bir aysbergin görünmeyen kısmı gibi, insanla ilgili bilinenden çok daha büyük bir bilinmezle karşılaştık. Üstelik bu bilinmez, çok uzakta değildi, bizzat kendimizdik... Aslında bir yerimizde saklı olan ama bildiğimizi bilmediğimiz, bu büyük hazineye karşı duyarsız kalabilmek mümkün değildi. Tasavvuf da, bütün varlığını “sır” olarak ifade ettiği, bu eşsiz zenginliğe adamamış mıydı?
Artık geldiğimiz noktada, mistik veya analitik olsun işaret ve verilerin büyük çoğunluğu, aramaya en değer hazinenin bizzat kendimiz olduğunda birleşiyor. Zaten bu kitabı okurken aklımın bir yanı sürekli olarak “Amak-ı Hayal”e gidip geldi. Birbirine çok uzak bilgi ve anlatımlardan yola çıkan ve hatta taban tabana zıt olarak değerlendirilebilecek bu iki rüya kitabının ortak noktasını bulmak da okuyucuya kalıyor. Ama yazarın da yer verdiği Freud’un o eşsiz sözüne burada değinmeden edemeyeceğim; “Meşgul olduğum en önemli hasta kendimim...” Ne çok şey anlatıyor değil mi?

RÜYALAR GERÇEKLERDEN DE ZOR

Dolayısıyla “Rüyadan Uyanmak” başlığını , uykudan uyanıp hayalden gerçeğe dönmek yerine, rüyanın açtığı kapıdan gerçekliğin diğer boyutlarına yürüyebilmek şeklinde algılamak daha doğru olacaktır.
“Rüyadan Uyanmak” bize işte böyle bir kapı aralıyor. Rüyalar bu hazineye giden yolda bizim en önemli yol arkadaşımız gibi görünüyor. Bizi, ötekiyle tanıştıran, bilmediğimiz kimliklerimizle ilgili en büyük ipuçları onlarda saklı. Ama onlarla baş edebilmek kolay değil. Sadece rüyalarından kaçabilmek için uyku uyuyamayan insanlar olduğunu düşünürsek, ruhsal sorunu olanların büyük çoğunluğunun gerçeklerden çok rüyalarına katlanamadığını hatırlatmakta yarar var. Kitap, sizi bu kavramların hepsiyle ayrı ayrı karşı karşıya getirecek. Ve belki de kendinize ait bir edebiyatın satırlarını yazmanıza olanak sağlayacak. “Edebiyat” derken, yazarın da ifade ettiği gibi geçmiş tüm bir dünya edebiyatının ruh bilimine katkısını da görmüş olacaksınız. Öyle ya, “Ben bilinçaltı ile ilgili bildiğim her şeyi Dostoyevski”den öğrendim diyen de Freud’un bizzat kendisi değil miydi?
Öyle görünüyor ki, her şey rüyalarla başlıyor. Bütün bu yolculuğun sırrı, onları anlayabilmekten geçiyor. Ama bu nasıl olacak? Safsataya kaçmadan ve rüya yorumcularının elinde, birer para makinesi olarak sövüşlenmeden bunu başarabilmek mümkün mü? Gece uyurken, beynimizin içindeki bu sihirli elektrik akımı bize nasıl oyunlar oynuyor? Hangisi ciddiye alınmaya değer, hangisi basit bir karışıklık ürünü? Bunların hepsi merak ettiğimiz sorular ve kitabın bu soruları ele alış biçiminin ilginizi çekeceğinden kuşkum yok.
Ne yazık ki, tüm analitik incelemelerde olduğu gibi kitabın anlatımı rahat bir üsluptan hayli uzak. Cümleler ve ifadeler, anlamlar açısından belirgin zorluklar taşıyor. Keşke yazar, biraz daha kolay anlaşılır bir tarzda yazılabilseydi ama yine de içeriği açısından kesinlikle okumaya ve anlamları aramaya değer diye düşünüyorum. Ne de olsa derinlerinde rüyalarımıza ve oradan da kendimize uzanabilecek bir yol var.

Paylaş