VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Şubat 2011 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir sabah her şeyi bırakıp gitmek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir sabah her şeyi bırakıp gitmek

Sabah kalk, duşa gir, duştan çık, bir çırpıda giyin, bir lokmada beslen, bir yudumda kahve iç, afyonunu patlat, servisi yakala, otobüse koş, yolda uyu, iş yerine git, bilgisayarı aç ve başla!

Çalış, çalış, çalış!

Aksini düşünme, sorgulama... Daha iyi çalış sonra daha iyi ve daha çok çalış. Tatil günlerini hayal et, tatil günlerinde yataktan çıkma, akşamları televizyon seyret, haftasonları alışveriş merkezlerine git, daha çok harcamak için daha çok çalış...

Ve hep seyret...

El ele dolaşan sevgilileri seyret, kartopu oynayan çocukları seyret, balık tutanları seyret, baharda açan çiçekleri, yeşeren çalıları seyret, kitap kapaklarını seyret, afişleri seyret, belgesellerden diğer coğrafyaları seyret...

Böyle bir dünyada “Buraya, yeryüzüne avare avare dolaşmak için geldik, farklı bir şey söyleyen olursa aldırma” diyen Kurt Vonnegut, elbette tuhaf biri olarak algılanacaktır.

O DA BİZİ UMURSAMIYOR
Ama işte yabancılaşma denilen şey tam da bu değil mi? Hayatınızın en güzel günlerini ya da en zor günlerini (hasta olduğunuz, boşandığınız, dipte gezindiğiniz günler de bile) çalışarak geçirmek zorunda kalmanız... Çalışmazsanız “Sana ekmek yok, ev yok, yaşam yok” diyen bir düzeni haklı görmemiz... Bırakın çalışmayı, “Bu işten ayrılırsan, buradaki işin biterse sen de bitersin” diyen anlayışa teslim olmamız...

Dünyanın tüm olasılıklarını, evreni sonsuz kılan ihtimalleri alıp çöpe atan bu yaklaşımı düstur edinmemiz... Kabul edelim ki, asıl tuhaf olan bu!

Çünkü bu bireyi, bireyin gücünü tamamen yok sayan, korkuya teslim olmuş bir anlayış. Oysa bir sabah her şeyi bırakıp bir başka ülkede, bir başka işi yaparken de bulabiliriz kendimizi! Mesela bir gün, o kıt beyinli çalışma arkadaşınızdan bezip kendizi Avusturalya’da yunus eğitimi hocalığı için ders alırken neden bulmayasınız? Söyler misiniz, böyle bir şeyi yapmak için gerçekten kaç nedediniz var bunlar giderilemez mi?

Dünya çok büyük, uzay sonsuz, ihtimaller baş döndürücü ve avarelik peşi bırakılmayacak kadar
cezbedici...

Orhan Veli bir şiirinde “Beni bu güzel havalar mahvetti/ Böyle havalarda unuttum/ Eve tuz, ekmek götürmeyi” der. Ve nedense onun bu sözlerini biz hep serserilik, gençlik toyluğu olarak algıyarız; altarnatif bir yaşamın ifadesi olarak değil.

Kapitalizmin her alanda zafer kazandığı, güçsüzlerin yaşamasının pek de gerekli görülmediği, rekabetin hatta sırtlanca rekabetin doğal bir iş kanunu olarak algılandığı, işsizlik sigortasının asalaklık olarak yorumlandığı günümüzde bu yaşam algısının anlaşılması elbette çok zor.

Hele insanların birbirlerini karakterlerine, iyilik-kötülük derecelerine, yalan söyleyip söylememelerine hırsızlık yapıp yapmadıklarına göre değil de yaptıkları işe, sosyal statülerine, araba markalarına göre değerlendirdikleri bir dünyada... Söyler misiniz, böyle bir dünyada kaç kişi, sahilde yıldızları seyrederek uyuyan, bir kadeh rakı ve peyniri şölen sofrasına çeviren, sabah erken kalma endişesi taşımadan doya doya sevişen birine özenir?

Ama biliyor musunuz, o da bizi hiç umursamıyor! Haklı da! İnanmıyor musunuz, o zaman Kurt Vonnegut’un kitaplarını okuyun, tabii cesareteniz varsa!

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam