VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Nisan 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Bir sürgün kronikçisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir sürgün kronikçisi

Dünya edebiyatının tutunamayan dahi çocuklarından Klaus Mann

Ahmet Tulgar

Thomas Mann’ın sadece edebi üretiminin değil bütün hayatının temel belirleyicisi plan, program ve disiplin olmuştur. Özel yaşamı çağının bütün zorlamalarına rağmen (İki Dünya Savaşı, Nazi iktidarı, sürgün ve ABD sürgününde McCarthy’cilik) bir rutinler, ritüeller ve kararlar mimarisidir. Öyle ki aile ağacına baktığımız zaman bile şaşırmamak elde değil. Thomas ve Katia Mann çiftinin tek tek 6 çocukları olur. Her ikisi birer yıl arayla doğan, üç kız, üç erkek ve her ikiliden biri kız biri erkek. Erika ve Klaus birer yıl ara ile doğan ilk ikilidir. Klaus 1906’da doğmuştur.

İlk olarak İngiliz diplomat Harold Nicolson’ın Mann ailesi için kullandığı ve sonrasında bir lakaba dönüşen tabirle ‘amazing family (şaşırtıcı aile)’nin bu şaşırtıcılık özelliği Erika, Klaus ve Golo’nun edebi üretimde amcaları Heinrich ve babalarına katılmalarıyla ortaya çıkmıştır, dikkat çekmiştir öncelikle. Kronik intiharlar, yaşam tarzlarındaki çeşitlilik, bohem, uyuşturucu, lüks ve sefalet, siyasi çelişki ve kavgalar önemli ama yan öğelerdir Mann ailesinin biyografiler örgüsünde.

Erika ve Klaus’un ilk çocuk-ikili olarak babalarından en fazla etkilenen, ona taktıkları isimle ‘Zauberer (sihirbaz)’ın gölgesi ve bizzat kendisiyle en fazla uğraşmak zorunda kalan ama en fazla iz bırakan Mann çocukları olduğunu söyleyebiliriz. Sonunda ikisi de yenildi. Hayata ve babalarına. Erika yenilgisini zafere dönüştürmek için kendisini babasının özel sekreterliğine ve redaktörlüğüne ‘terfi ettirdi’, Klaus ise istifa etti. 1949 yılında hayattan.
Hayatları boyunca ikisi de finansal ve zihinsel olarak ona bağımlı kalsa da, her defasında dönüp dönüp yine onun yanına sığınsa da, Erika ve Klaus, Thomas Mann’ın çocuklarının her ikilisinde rastlanan ama onların durumunda en sağlamı olan eylem birliği ve dayanışma içinde daha baştan gidebildikleri kadar uzağa gitmeye karar vermişlerdi Sihirbaz’ın gölgesinden. Hem coğrafi hem siyasi olarak. Coğrafyadaki yolculukları onları iki ‘globe trotter’ haline getirdi. Siyasetteki yolculukları ise komünist militanlar. Babalarının Nazizm’e direnişinin başlayışı ikisinin başkaldırısından hayli sonradır. Erika’nın kurduğu kabare dönemin anti-faşist hicvinin öncülerindendi.

Thomas Mann yaşamı boyunca uyuşturucu ve uyarıcı ilaçlarla dost oldu. Disiplininin aracıydı günlük avuç dolusu hap.

Klaus ise uyuşturucu ile bir dargın bir barışıktı. Her iki durumun da nedeni şiddetli iptilasıydı. Babasını toparlayan onu dağıtıyordu.
Babası homoseksüalitesini estetize ediyor, genç oğlanlara ilgisini sanatının gereği olarak kabul ve lanse ediyordu.

Klaus, aşık olduğu kriminel sokak çocukları için karakolda sabahlıyor, kefalet ödemek için borç para arıyordu.

Babası dünya yansa her gün masasının başına oturuyor, romanlarını tamamlamak için senelerce aynı ritimde çalışıyordu.

Klaus dahiyane kitaplarını büyük bir hızla ve politik faaliyetlerinin yanı sıra, otel odalarında tamamlıyordu.

ONLARA BUNU YAPMAMALIYDI
Babası defalarca redakte ettiği kendi eserlerindeki hatalara son derece hoşgörülü olmasına rağmen, Klaus’u aceleden fazlaca hata yapmak, bazı sayfaları çalakalem yazmakla suçluyor, oğlunun yazdıkları karşısında gurur ve küçümseme arasında gidip geliyordu. Klaus burada bile boğulmuş olabilir.

Evet, Mann ailesinin hayranıyım. Thomas’ın hayranıyım. Heinrich’in de. Ama bir yandan da sadece Klaus’u anlatmak zorundayım şimdi biraz da. Deneyeceğim. fiunu da anlatayım da.
Thomas Mann, oğlu Klaus’un Cannes’da aşırı dozdan öldüğü haberini aldığı akşam her zamanki gibi günlüğüne kayıt düştü. Kendi üzüntüsünden söz etmedi, karısı ve Erika’yı kast ederek “Onlara bunu yapmamalıydı” diye yazdı. İki kızkardeşi Carla’nın ve Julia’nın intiharlarının ardından yaptığı gibi Klaus’un intiharını da “üzücü, güzel olmayan, korkunç, umursamaz ve sorumsuzca” olarak niteledi. Ve Amerika’dan Avrupa’ya gelme nedeni olan konferanslar ve ödül törenleri turuna devam etti. Karısı disiplininden şaşması durumunda acısının kontrolünü kaybedeceğini telkin etmişti ona.

Klaus da günlük tutuyordu ve 1949 yılının ilk günü “Bu yıl da hayatta kalmayı arzu etmiyorum” diye yazmıştı.

21 Mayıs’a kadar dayandı ama.

İntiharı için sebep aranırsa sebep çok. Sevgililer tarafından soyulmak, bir türlü temizlenemediği uyuşturucu, McCarthy’ciliğin takibi, kitabının, ‘Mephisto’nun basımının gecikmesi, borçlar, gelmeyen havaleler. Ve dünyanın hali. Almanya’nın hali.

Klaus Mann, bugün artık gerek eserleri gerekse yaşam öyküsü ile dünya edebiyatının tutunamayan dahi çocuklarından biri olarak Mann ailesinin okuma odasının başköşelerinden birinde. Alman sürgün edebiyatının genç öncüsü. Bir firar ve iltica kronikçisi.

NAZ‹LERE KARfiI MÜCADELE ETT‹
Kind dieser Zeit (Çağının Çocuğu - Otobiyografi, 1932), Treffpunkt im Unendlichen (Sonsuzda Buluşma - Roman, 1932), Der Vulkan (Volkan - Roman, 1939) onun önemli eserlerinden birkaçı.
Bir anekdot daha: Klaus Mann, 18 Kasım 1906’da doğdu, 21 Mayıs 1949’da öldü. Hayatı boyunca Nazizm’e karşı mücadele etti. Sinemadaki başarısının da etkisiyle bugün dünyada en çok tanınan kitabı olan ‘Mephisto’da (1936) Naziler’e verdiği güçlü destek sayesinde en önemli tiyatro genel yönetmeni konumuna yükselen bir oyuncuyu hikâyeleştirdi. Kitabın kahramanı kızkardeşi Erika’nın 1926’da evlenip 1929’da ayrıldığı ünlü tiyatro adamı Gustaf Gründgens’i anımsatmaktadır. Gründgens’in varisleri 1966 yılında kitabın Almanya’da dağıtılmasını yasaklattı. 1971’de Anayasa Mahkemesi kararı onayladı. Kitap ancak 1981’de yeniden serbest kaldı.

Klaus Mann, 1949 Mayısı’nda da, ölümüne günler kala, Almanya’daki yayıncısına şöyle yazıyordu: “Beni hangisinin daha fazla şaşırttığını bilmiyorum. Düşüncenizin düşüklüğü mü, yoksa bunu itiraf etmenizdeki naiflik mi.

Gründgens başarılı: Niye ona karşıymış gibi anlaşılabilecek bir kitabı yayınlayasınız ki? Aman bir şeyi riske etmeyin. Her zaman iktidarla! Her zaman akıntıyla yüzün! Ama bu akıntının nereye gittiğini de biliyoruz: Sonradan kimsenin bilmediğini iddia ettiği o toplama kamplarına...”

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam