VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2016 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bir tablonun izinde
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir tablonun izinde

2014 yılında yazarına Pulitzer kazandıran “Saka Kuşu”, Donna Tartt’ın üçüncü romanı. İyilik-kötülük, yaşam-ölüm ve kaybedişlerle tesadüfler üzerine kurulan hikâyede karakterler o denli canlı ki, roman bir film gibi akıp gidiyor.

ÖZLEM AKALAN



Hikâye, 13 yaşındaki Theo Decker’ın okuldan uzaklaştırma cezası almasıyla başlıyor. Annesinin bu durumu konuşmak için okulda randevusu vardır, öncesinde ise birlikte vakit geçirebilecekleri birkaç saat. Durmaksızın yağan yağmurdan korunmak için annesinin favori mekânına, Metropolitan Sanat Müzesi’ne girerler; Hollandalı ressamların sergisi vardır. Annesi tüm coşkusu ve bilgisiyle Rembrandt’ları Vermeer’leri anlatırken çocuk turuncu saçlı bir kızla göz göze gelir. Yaşlıca bir adamla sergiyi gezen kıza Theo ilk görüşte âşık olur. Küçük bir tablonun önüne geldiklerinde, bu andan sonra hayatının tümüyle değişeceğini bilmeyen Theo, annesinin anlattıklarını dinlemeye çalışırken bir yandan da turuncu saçlı kızı gözden kaçırmamaya uğraşır. “Bu yanılmıyorsam gerçekten sevdiğim ilk tablo” der annesi ve anlatısını sürdürür: “Çocukken kütüphaneden aldığım bir kitabın içindeydi bu resim. Tamamen büyülenmiş bir halde saatlerce buna bakardım. Önce kuşu severek başladım, evcil hayvanını sever gibi, sonra onun resmedilişini sever oldum.”
Annesinin hayranlıkla izlediği tabloda bacağından tüneğine zincirlenmiş bir saka kuşu resmedilmiştir. Ressamı Carel Fabritius, Rembrandt’ın talebesi, Vermeer’in hocasıydı ve bu küçücük tablo, o iki ünlü ressam arasındaki kayıp halka idi. 1645 yılında Hollanda Delft’te bir barut fabrikası patlamış, şehir yerle bir olmuş ve dönemin en gözde ressamı Fabritius ölürken neredeyse tüm eserleri yıkıntılar altında kalmış, günümüze sadece beş-altı tanesi ulaşabilmiş.

Okuldaki randevuya gitme vakti yaklaşırken “Anatomi Dersi”ni hızlıca bir kez daha görmek isteyen annesiyle hediyelik eşya dükkânında buluşmak üzere sözleşirler. Theo turuncu saçlı kızı takip ederek dükkâna doğru ilerlerken annesi de koşar adım uzaklaşır.

Büyük patlama

İşte tam da o anda önce bir ışık ardından büyük bir patlama gelir. Ne kadar baygın yattığını bilmeyen Theo kendine geldiğinde her tarafta duman ve yıkıntılar vardır. Yerinden doğrulup neler olduğunu anlamaya çalıştığı sırada turuncu saçlı kızın yanındaki yaşlı adamın yerde yattığını görür. Ayakta durmaya çalışarak yanına gider. Öksürmeler, inlemeler ve sayıklamaların ardından yaşlı adam ileride bir yeri işaret eder ve “onu” almasını söyler. Adamın gösterdiği yere gidince yıkıntıların arasındaki Saka Kuşu tablosunu görür Theo. “Al onu, gazete kâğıdına sar ve diğer antikaların arasına sakla” der, yaşlı adam son bir gayretle ve kendinden geçer. Theo tabloyu orada bulduğu bir alışveriş poşetine koyar ve annesini aramaya başlar. Her yerde cesetler vardır. İtfaiye araç gereçleri, sedyeler galerilere öylece bırakılmıştır ama görünürde kimse yoktur. Ne kadar sürdüğünü bilmediği bir zaman zarfında Theo müzeden çıkmayı başarır. İkinci bir bomba şüphesiyle yardım görevlilerinin müzeyi boşalttığını, arama kurtarma çalışmalarının tekrar başlayacağını öğrenir büyük kaosun ortasında iş yapmaya çalışan güvenlik güçlerinden. Kimseye derdini, annesinin hâlâ içeride olduğunu anlatamaz. Sonunda annesiyle yaptıkları acil durum planı gelir aklına; buluşma yeri evleridir. Sirenler, toz bulutu ve karmaşa arasında Theo, evine doğru yürümeye başlar.

863 sayfalık roman, Theo’nun annesini kaybediş hikâyesinin ardından sınıf arkadaşı Andy’nin evine yerleşmesiyle devam ediyor. Ardından, bir yıldır ortalarda görünmeyen babasının çıkıp gelmesi, yeni karısıyla birlikte onu Las Vegas’a götürmesi, orada tanıştığı Boris ile serseri bir hayatın içine düşüşleri, 15 yaşında tekrar New York’a dönüşü… Tüm bu zaman zarfında “Saka Kuşu” hep onunladır. Yirmili yaşlarının ortasına gelip bir antika uzmanı olduğunda ise, ilk ve son aşkı turuncu saçlı kız, Andy’nin ailesi, çalıntı tablonun peşine düşenler ve yıllar sonra çıkıp gelen Boris, Theo’nun hayatını tam bir kaosa sürükleyecektir.

10 yılda bir roman

1963 doğumlu ABD’li yazar Donna Tartt, ilk romanı “The Secret History” 1992 yılında yayımlanınca hiç beklemediği bir şöhrete kavuşmuş. Beş milyonun üzerinde satan, onlarca dile çevrilen roman, bir grup üniversite öğrencisinin ve bir cinayetin izini sürüyor. “Kim yaptı?”dan ziyade “Neden yaptı?”ya yoğunlaşan hikâye, yazarın kendi klasik edebiyat eğitimi aldığı ortamdan da izler taşıyor. Bu başarılı çıkışın ardından, tam 10 yıl sonra Tartt ikinci romanı “The Little Friend”i yayınlıyor. Bir çocuğun başkahraman olduğu psikolojik gerilim türündeki roman aynı derecede başarılı bulunmasa da yine çok satıyor. Tartt’ın kendisine Pulitzer kazandıran romanı “Saka Kuşu”nu yayınlaması için de bir on yıl geçmesi gerekiyor! 2013’te okurla buluşan romanı yazmak aslında on yıldan da uzun sürmüş. Sürekli not alan, yazdığının farkında olmadan yazdığını söyleyen Tartt’ın aklına 1993 yılında çıktığı bir Hollanda gezisi sırasında düşmüş hikâye.

Theo’nun 13 yaşından yirmili yaşlarının ortasına gelinceye kadar yaşadıklarını sanki günü gününe anlatan yazar, diğer kitaplarında olduğu gibi burada da farklı sosyal statülerden kahramanları buluşturuyor. İnternet kullanmayan, sadece bir restoranın adresini bulmak için “online” olduğunu söyleyen yazar, konsantrasyonunun bozulmaması ve araştırma yapabilmek için kütüphanede çalışıyor, spiralli defterlere yazıyor, ancak sayfalar çoğaldıkça bilgisayara aktarıyor. Hayli hacimli bir kitap olmasına rağmen yazar sayfalar boyunca süren betimlemelere yer vermeden, mekânları ve karakterleri öyle incelikli anlatıyor ki, her oda, her sokak, her mimik ve hatta kahramanların sesleri bile okurun zihninde yerli yerine oturuyor. Olay örgüsünde ipin ucunu kaçırmadan, film izler gibi hızlı hızlı bitiriyorsunuz romanı.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam